ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 27      Sayı : 3       Yıl: 2021

Epilepsi: 6 (2)
Cilt: 6  Sayı: 2 - 2000
Özetleri Gizle | << Geri
1.
"DÖRT POZİSYONU'NUN SEKONDER JENERALİZE TONİK-KLONİK NÖBETLERDE LATERALİZAN DEĞERİ
THE LATERALIZING VALUE OF THE "FIGURE 4 SIGN'" IN SECONDARILY GENERALIZED TONIC-CLONIC SEIZURES
Christoph BAUMGARTNER, Hikmet YILMAZ
Sayfalar 89 - 93
Amaç: Parsiyel nöbetlerin sekonder jeneralizasyonu sırasında, tonik faz süresince bir üst ekstremitenin tonik ekstansiyonu ile diğer üst ekstremitenin dirsekten fleksiyon yaparak ekstansiyondaki ekstremiteyi yakalamak ister şeklinde "4" şekline benzeyen bir postür gözlenebilir. Bu çalışmada, "4 pozisyonu"nun ilaç tedavisine dirençli lokalizasyonla ilişkili sekonder jeneralize tonik-klonik nöbetlerdeki (SJTKN) tanı değerini araştırdık. Hastalar ve Yöntemler: Hastaların klinik bilgilerinden habersiz ve "4 pozisyonu" görünümüne özel bir dikkat göstererek 62'si temporal lob epilepsili (TLE),18'i ekstra-temporal lob epilepsili (ETLE) 80 olgunun 149 SJTKN'sinin retrospektif olarak video-teyp analizlerini yaptık.Bulgular: "Dört pozisyonu" tüm nöbetlerin %60.4'ünde oluştu ve olguların %96.7'sinde nöbetin başladığı hemisfer ile kontralateral ilişki gösterdi. Başka birşeye gereksinim duyulmaksızın başarılı bir klinik lateralizasyon yapılabilmesi (doğru tahmin yapabilme=DTY) değeri %58.4 bulundu. "Dört pozisyonu"nun görülme sıklığı TLE'de %53.7 (DTY=%50.9), ETLE'de %78.0 (DTY %78.0) idi. Sonuç: "Dört pozisyonu"nun cerrahi adayı olguların değerlendirilmesinde yardımcı olabileceğine ve ilaç tedavisine dirençli lokalizasyonla ilişkili SGTKN'lerde ek lateralizan bilgiler sağlayacağına inanıyoruz.
Objectives: A striking tonic limb posturing may occur during secondary generalization of partial seizures, with one elbow being extended while the other is flexed. This posturing is called the "figure 4 sign" because of its resemblance to figure 4. This study sought to determine the lateralizing value of the "figure 4 sign" in the secondarily generalized tonicclonic seizures (SGTCSs) in patients with medically refractory localization-related epilepsy.Patients and Methods: Blinded to clinical details, we performed a retrospective videotape analysis of 149 SGTCSs in 80 patients with temporal lobe (TLE) (n=62) and extratemporal lobe epilepsies (ETLE) (n=18), special attention being paid to the "figure 4 sign."Results: "Figure 4 sign" occurred in 60.4% of all seizures. It exhibited a contralateral relationship in 96.7% with the hemisphere involved in seizure onset. The positive predictive value (PPV), that is, achievement of a successful clinical lateralization without any other means, was found as 58.4%. Its frequency was 53.7% in TLE (PPV=50.9%) and 78.0% in ETLE (PPV=78.0%).Conclusions: The "figure 4 sign" can be instrumental in patients who are candidates for surgery and it may provide additional lateralizing information on SGTCSs in medically refractory localization-related epilepsy.

2.
SEKONDER JENERALİZE TONİK-KLONİK NÖBETLERDE YENİ BİR LATERALİZAN BULGU: KLONİK JERKLERİN ASİMETRİK SONLANMASI
A NEW LATERALIZING SIGN IN SECONDARILY GENERALIZED TONIC-CLONIC SEIZURES: ASYMMETRIC ENDING OF THE CLONIC JERKING
Christoph BAUMGARTNER, Hikmet YILMAZ
Sayfalar 94 - 98
Amaç: Sekonder jeneralize tonik-klonik nöbetler (SJTKN) sonlanırken, üst veya alt ekstremitelerdeki klonik jerklerin aynı anda sonlanmaması (klonik jerklerin asimetrik sonlanması-KJAS) şeklindeki iktal bulgunun ilaç tedavisine dirençli lokalizasyonla ilişkili epilepsilerde lateralizan değerini araştırmak.Hastalar ve Yöntemler: Hastaların klinik bilgilerinden habersiz ve KJAS görünümüne özel bir dikkat göstererek, 62'si temporal lob epilepsili (TLE), 18'i ekstratemporal lob epilepsili (ETLE) 80 olgunun 149 SJTKN'sinin retrospektif video-teyp analizleri yapıldı. Bu bulgunun görülme sıklığı ve tek başına doğru lateralizasyon yapabilme (DLY) değeri TLE ve ETLE gruplarında araştırıldı. İstatistiksel değerlendirmede "independent samples t-test" kullanıldı.Bulgular: Klonik jerklerin asimetrik sonlanması tüm çalışma grubunun %74.5'inde (DLY %71.1), ETLE grubunun %92.7'sinde (DLY %90.2), TLE grubunun %67.6'sında (DLY %63.8) gözlendi. Tartışma: Şimdiye kadar tanımlanmamış olan ve iktal terminolojiye tarafımızdan yeni katılan KJAS'nin, uzun süreli video-monitörizasyon koşullarında kolayca saptanabilen, primer epileptik odak ile ipsilateral ilişki gösteren, objektif ve değerli bir lateralizan bulgu olduğunu düşünüyoruz.
Purpose: We investigated the lateralizing value of ictal finding of asymmetric ending of the clonic jerking (AECJ) of upper or lower extremities in secondarily generalized tonic-clonic seizures (SGTCSs) in patients with medically refractory localization-related epilepsy. Material and Methods: Blinded to clinical details, with special attention being paid to the AECJ, a retrospective videotape analysis of 149 SGTCSs was made in 80 patients with temporal lobe (TLE) (n=62) and extratem-poral lobe (ETLE) (n=18) epilepsies. The frequency of the AECJ and its positive predictivity value (PPV) when used alone were assessed in the TLE and ETLE groups. Statistical evaluation was made using the independent samples t-test.Results: Asymmetric ending of the clonic jerking was observed in 74.5% of the study group (PPV=71.1 %), this being 92.7%(PPV=90.2%), and 67.6% (PPV=63.8%) in the ETLE and TLE groups, respectively. Conclusion: Asymmetric ending of the clonic jerking, hitherto not defined in the literature, seems to be an objective and valuable lateralizing sign showing ipsilateral relationship to the primary epileptic focus. It can readily be documented during long term video-monitoring.

3.
EPİLEPSİLİ HASTALARDA MAJÖR DEPRESYONUN OLAYA BAĞLI POTANSİYELLER ÜZERİNE ETKİSİ
THE EFFECT OF MAJOR DEPRESSION ON EVENT-RELATED POTENTIALS IN EPILEPTIC PATIENTS
Mahmut KATI, Yaşar ÖZKUL
Sayfalar 99 - 103
Amaç: Epilepsili hastalarda majör depresyonun işitsel olaya bağlı potansiyeller (P300) üzerine etkisini değerlendirmek.Hastalar ve Yöntemler: Çalışmaya depresyonu olmayan epilepsili 37 hasta ve majör depresyonu olan epilepsili 23 hasta alındı. Yirmi beş sağlıklı kişiden kontrol grubu oluşturuldu. Hasta ve kontrollerin tümünde Mini-Mental Test ve Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği uygulandı; nörolojik ve psikiyatrik muayeneleri yapıldı ve işitsel olaya bağlı potansiyeller klasik yöntem ile kaydedildi.Bulgular: Depresyonlu epilepsili hastalarda Pz'den kaydedilen P300 latansları ortalaması (401.35±48.61 ms) depresyonsuz hastaların ortalamasından (382.51 ±30.95 ms) anlamlı derecede uzun bulundu (p=0.04). Benzer şekilde, iki epilepsili grupta Pz'den kaydedilen P300 latansları, kontrol grubuna göre (353.52±40.25 ms) anlamlı derecede uzundu (p=0.001). Epilepsili gruplar ve kontrol grubunun P300 amplitüdleri arasında anlamlı fark yoktu. Valproat veya karbamazepin kullanan epilepsili hastaların P300 latansları birbirlerinden farklı değildi.Sonuç: Bulgularımız majör depresyonun epileptik hastalarda P300 latans uzaması üzerinde, diğer faktörlerden ayrı olarak önemli bir rol oynadığını göstermektedir.
Objectives: To evaluate the effect of major depression on auditory event-related potentials (P300) in epileptic patients. Patients and Methods: The study included epileptic patients with (n=23) or without (n=37) major depression. Twenty-five healthy volunteers were also included as controls. All the patients and controls were administered the Mini-Mental State Examination and the Hamilton Depression Rating Scale. Neurologic and psychiatric examinations were made and auditory event-related potentials were recorded with the conventional technique. Results: The mean P300 latency at Pz in patients with epilepsy and depression (401.35±48.61 ms) was significantly prolonged compared with that of patients without depression (382.51 ±30.95 ms) (p=0.04). Similarly, compared with the control group (353.52±40.25 ms), P300 latencies at Pz were significantly prolonged in both epileptic groups (p=0.001). P300 amplitudes did not differ significantly between the epileptic groups and the controls. P300 latencies were not different in patients taking valproate or carbamazepine. Conclusion: Our results suggest that major depression may exert a significant effect, independent of other factors, on the prolongation of P300 latency in epileptic patients.

4.
TEMPORAL LOB EPİLEPSİLİ HASTALARDA HİPOKAMPAL ATROFİ VE OLAYA BAĞLI ENDOJEN POTANSİYELLER
HIPPOCAMPAL ATROPHY AND EVENT-RELATED POTENTIALS IN TEMPORAL LOBE EPILEPSY
Ali Ö ERSOY, Ali TOMAR, Emel KÖSEOĞLU, Fehim ARMAN, Yahya KARAMAN
Sayfalar 104 - 109
Amaç: Olaya bağlı potansiyeller (OBP), uyaran veya spesifik olaylara bağlı olarak beyin yapılarından kaynaklanan, kognisyon ile ilgili olduğu düşünülen potansiyellerdir. Bunlardan en bilineni olan P3 dalgasının, kesin olarak hangi yapılardan kaynaklandığı bilinmemektedir. Bu çalışmada, temporal lob epilepsili hastalarda hipokampal atrofi ile P3 dalgası arasındaki ilişki incelendi.Hastalar ve Yöntem: Temporal lob kaynaklı kompleks parsiyel nöbeti olan 20 hastada manyetik rezonans görüntüleme ile hipokampal volümetrik ölçümleri yapıldı. Hipokampal volüm değerleri, 20 sağlıklı kişi üzerinde yapılan ölçümler ile karşılaştırıldı ve hipokampal atrofi durumu değerlendirildi. Olaya bağlı potansiyeller, işitsel uyarı ile oddball iki ton ayırım ödevi yöntemi ile hasta grubunda ve 10 sağlıklı kişide ölçüldü. Hipokampal atrofinin bulunması ile hastaların klinik durumu ve OBP ile ilişki incelendi.Bulgular: Tedaviye cevap vermeyen, ilaca dirençli hastalarda hipokampal atrofinin görülme durumu daha fazla idi (r=0.5, p<0.05). Kontrollere göre, hasta grubunda P3 latanslarının daha uzun olduğu saptandı (p<0.01). Atrofili ve atrofisiz hastaların OBP değerleri arasında latans ve amplitüdler açısından anlamlı bir fark bulunmadı. P3 dalgası süresi, hipokampal atrofili hastalarda, hipokampal volümü normal olan hastalara (p<0.05) ve kontrol olgularına göre (p<0.01) daha uzun bulundu. Sonuç: Hipokampusun P3 oluşumu üzerinde direk rol oynadığını ve P3 dalgası genliğinin elektrofizyolojik çalışmalarda incelenmesi gereken bir kriter olduğunu düşünüyoruz.
Objectives: Event-related potentials (ERP) originate from some brain structures and are associated with some stimuli or specific events. They are thought to be relevant to cognition. The origin of P3 potentials, the best known ERPs, has yet to be established. In this study, we evaluated the relationship between hippocampal atrophy and P3 potentials in patients with temporal lobe epilepsy. Patients and Methods: We performed hippocampal volumetric measurements using magnetic resonance imaging in 20 patients with complex partial seizures originating from the temporal lobe. Hippocampal atrophy was evaluated by comparison of hippocampal volumes with those of 20 healthy controls. Event-related potentials were recorded using the oddball two-tone discrimination method in 20 patients and 10 healthy subjects. We assessed the relationships between hippocampal atrophy, the clinical status, and the ERP results. Results: The incidence of hippocampal atrophy was significantly higher in refractory epilepsy (r=0.5, p<0.05). Compared with controls, epileptic patients exhibited significantly prolonged P3 latencies (p<0.01). No significant difference was found with regard to latency and amplitude of ERPs between patients with or without atrophy. However, a significantly longer P3 potential duration was noted in patients with atrophy compared with patients without atrophy (p<0.05) and with normal subjects (p<0.01).Conclusion: We concluded that hippocampus may have a direct role in P3 generation and that P3 potential duration should be taken into account as a parameter in the electrophysiological studies.

5.
SEREBROVASKÜLER HASTALIK SONRASI GELİŞEN EPİLEPTİK NÖBETLER
SEIZURES OCCURRING AFTER STROKE
M Murat SÜMER
Sayfalar 110 - 115
Amaç: iskemik ve hemorajik serebrovasküler hastalık (SVH) sonrası ortaya çıkan epileptik nöbetlerin sıklığı, klinik, elektroensefalografik ve radyolojik özellikleri araştırıldı.Hastalar ve Yöntemler: iskemik veya hemorajik SVH nedeniyle hastaneye yatırılan 350 hasta çalışmaya alındı. Geçici iskemik atak, subaraknoid kanama, epidural-subdural kanama, epilepsi öykülü hastalar veya metabolik bozukluğu olanlar çalışmaya dahil edilmedi.Bulgular: Yirmi dört hastada (%6.9) epileptik nöbet görüldü, iskemik (n=304) ve hemorajik (n=46) SVH tanısı alan hastaların sırasıyla 17'sinde (%5.5) ve yedisinde (%15) epileptik nöbet saptandı (p<0.05). Hemorajik strok sonrası ortaya çıkan yedi nöbetin beşi (%71) ilk iki hafta içinde, iskemik strok sonrası ortaya çıkan 17 nöbetin üçü (%12.5) erken dönemde görüldü (p<0.05). En sık görülen elektroensefalografik anormallik fokal-yaygın yavaşlama idi. Hemorajik strok sonrası epileptik nöbetleri ortaya çıkan hastaların tamamında lober hemoraji ve kortikal tutulum vardı, iskemik strok sonrası nöbetleri ortaya çıkan hastaların ise biri dışında tamamında kortikal tutulum saptandı ve tümü karotis arter sulama alanında yer alıyordu. Nöbet tekrarlama oranı %33 idi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç: Hemorajik SVH sonrası epileptik nöbetlerin daha sık ve daha erken dönemde ortaya çıktığı ve kortikal tutulumlu ve/veya ön dolaşım alanında yer alan lezyonlarda nöbet riskinin daha fazla olduğu sonucuna varıldı.
Objectives: This study investigated the frequency, clinical, electroencephalographic and radiologic characteristics of seizures occurring after ischemic or hemorrhagic stroke. Patients and Methods: The study included 350 patients who were hospitalized for ischemic or hemorrhagic stroke. Patients with transitory ischemic attacks, subaracnoid, subdural, or epidural hemorrhage, and those with a history of epilepsy or with metabolic derangements were excluded. Results: Twenty four patients (6.9%) had seizures. Of patients with ischemic (n=304) or hemorrhagic (n=46) stroke, seizures were detected in 17 (5.5%) and seven (15%) patients, respectively (p<0.05). Seizures developed within the first two weeks in five (71%) patients with hemorrhagic stroke and in three patients (12.5%) with ischemic stroke (p<0.05). The most common electroencephalographic abnormality was focal-diffuse slowing. All the patients who developed seizures after hemorrhagic stroke had lobar hemorrhage and cortical involvement. In patients who developed seizures after ischemic stroke, cortical involvement was observed in all but one. All ischemic lesions were localized in the carotid artery distribution. The recurrence rate was 33% and no statistically significant difference was found between the two groups. Conclusion: Patients with hemorrhagic stroke seem to be at higher risk for developing seizures and more likely to have early seizures. Cortical involvement and/or localization of the lesion in the anterior circulation contribute to seizure occurrence.

6.
EPİLEPSİ VE MİGREN
EPILEPSY AND MIGRAINE
Cavit BOZ, Gamze ÇAN, Mehmet ÖZMENOĞLU, Sibel K VELİOĞLU
Sayfalar 116 - 121
Amaç: Bu çalışmada migren ve epilepsinin birlikte bulunduğu hasta popülasyonunun klinik özelliklerini değerlendirerek, varsa ortak özelliklerin her iki hastalığın birlikteliği hakkında ipucu verip veremeyeceğini araştırdık.Hastalar ve Yöntemler: 1993 ve 2000 tarihleri arasında takip ve tedavi gören 507 epilepsi hastası çalışmaya alındı. Migreni olan epilepsili hastaların klinik özellikleri, migreni olmayan epilepsi hastalarının klinik özellikleri ile karşılaştırıldı.Bulgular: Migrenli grupta kadın cinsiyeti, genç yaş, erken yaşta nöbet başlangıcı, annede migren varlığı, idiyopatik oksipital lob epilepsi varlığı, normal nörolojik muayene ve normal nörogörüntüleme bulguları sıklığı, antiepileptik tedaviye dirençli epileptik nöbet sıklığı istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla saptandı.Sonuç: Migren ve epilepsi arasında klinik olarak belirgin farklılıklar olsa da, her iki hastalığın arasında bir ilişkiden söz edilebilir.
Objectives: We evaluated clinical features of patients in whom migraine and epilepsy coexisted and investigated whether common features, if any, would provide clues on the coexistence of these two diseases. Patients and Methods: A total of 507 patients with epilepsy, who were treated and followed-up between 1993 and 2000 were studied with regard to clinical features. A comparison was made between epileptic patients with or without migraine. Results: Statistically high incidences of some features were found in patients with migraine, including female sex, younger age, onset of seizures at early ages, presence of migraine in the mother, presence of idiopathic occipital lobe epilepsy, normal neurologic and neuroimaging findings, and seizures refractory to antiepileptic treatment. Conclusion: Despite certain clinical differences between migraine and epilepsy, an association seems to exist between these two diseases.



Copyright © 2021 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale