ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 27      Sayı : 4       Yıl: 2021

Epilepsi: 27 (4)
Cilt: 27  Sayı: 4 - 2021
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Frontmatters
Ön Sayfalar

Sayfalar I - XII

ARAŞTıRMA
2.
Pentilentetrazol-Tutuşma Modeli Epilepside Akciğer IL-1 β Ve IL-6 Ekspresyonu
Expression of Lung IL-1β and IL-6 in Pentylenetetrazol-Kindling Model Epilepsy
Nihal İnandıklıoğlu, Betül Köklü, Seliha Şahin, Naciyenur Güleryüz, Enes Akyüz
doi: 10.14744/epilepsi.2021.35403  Sayfalar 205 - 211
GİRİŞ ve AMAÇ: Sitokinlerin epilepsi gibi birçok nörolojik hastalığın patogenezinde rol oynadığı düşünülmektedir. Beyin dokusundaki IL-1β ve IL-6 seviyelerinin epileptik nöbetlerin başlamasında ve sürdürülmesinde etkili olduğu tahmin edilmektedir. Bununla birlikte, epileptik durumlarda akciğerdeki iltihaplanma sürecini ele alan bir çalışma yoktur. Bu çalışmada epilepsiye eşlik eden solunum patolojilerinin mekanizmasına katkı sağlanması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kimyasal pentylenetetrazol, sıçanlarda epileptik nöbetler geliştirmek için kullanılmıştır. Nöbetlerin akciğerde inflamasyon oluşumu üzerindeki etkisini incelemek için IL-1β ve IL-6 ekspresyon seviyeleri RT-PCR ile ölçüldü.
BULGULAR: Pentilentetrazol ile indüklenen epilepsi hayvan modelinde sıçanların akciğer dokusunda IL-1β ve IL-6 ekspresyon seviyelerinin önemli ölçüde arttığını bulduk. Ek olarak, hem IL-1β hem de IL-6 mRNA ekspresyonunun epileptik kadınlarda erkeklerden daha yüksek bir oranda arttığını bulduk.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu, akciğerde IL-1β ve IL-6 ekspresyon düzeylerini değerlendiren ilk çalışmadır. Sonuçlarımız epileptik hastalarda inflamatuar bir durumun varlığını desteklemektedir. Bulgularımızın önemi, akciğerde proinflamatuar ve antiinflamatuar yanıtlar üzerine yapılacak gelecekteki çalışmalarla desteklenecektir.
INTRODUCTION: Cytokines are thought to be involved in the pathogenesis of many neurological diseases such as epilepsy. It is predicted that ınterleukin (IL)-1β and IL-6 levels in brain tissue are effective in the initiation and maintenance of epileptic seizures. However, there is no study addressing the inflammatory process in the lung in epileptic conditions. It was aimed to contribute to the mechanism of respiratory pathologies accompanying epilepsy in this study.
METHODS: The chemical pentylenetetrazol (PTZ) has been used to develop epileptic seizures in rats. To examine the effect of seizures on the formation of inflammation in the lung, the expression levels of IL-1β and IL-6 were measured by real-time polymerase chain reaction.
RESULTS: We found that the expression levels of IL-6 and IL-1β in the lung tissue of rats in the animal model of epilepsy induced by PTZ increased significantly. In addition, we found that both IL-6 and IL-1β mRNA expression increased at a higher rate in epileptic females than males.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This is the first study evaluating the IL-1β and IL-6 expression levels in the lung. Our results support the existence of an inflammatory state in epileptic patients. The significance of our findings will be supported by future studies on pro-inflammatory and anti-inflammatory responses in the lung.

3.
Epilepsi hastalarında COVID-19 salgınının yaşam kalitesi, nöbet sıklığı, depresyon ve anksiyete üzerine etkisi: Erken dönemde kesitsel bir çalışma
The Impact of COVID-19 Outbreak On Quality of Life, Seizure Frequency, Depression, and Anxiety in Patients with Epilepsy: A Cross-Sectional Study During the Early Period
Fulya Eren, Günay Gül
doi: 10.14744/epilepsi.2021.26122  Sayfalar 212 - 220
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi, mevcut bilgilerimize göre COVID-19 enfeksiyonu riskini veya bu enfeksiyona bağlı komplikasyon oranını artırmamaktadır. Bu çalışmada, epilepsi hastalarının pandemi sırasında son üç aydaki depresyon ve anksiyete durumlarının, nöbet sıklığına etkisinin ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Son iki yıl içinde epilepsi polikliniğinden takip edilen hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların nöbet sıklığı, pandemi sırasındaki nöbet sıklık değişimleri, kullandıkları ilaçlar dökümente edildi. Hastalara Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği uygulandı. Hastaların yaşam kalitesi "Yaşam Kalitesi Ölçeği SF-36" formu kullanılarak değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya 164 hasta dahil edildi. Pandemi sırasında ortanca nöbet sıklığı 0 nöbet/ay (0-0.9) idi. Hastaların 125'i (%76,2) adet döneminde nöbet geçirmediğini bildirdi. Pandemi öncesi ve pandemi döneminde nöbet sıklığı arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0.12). COVID-19 tanısı ile nöbet sıklığı arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p=0,671). 105 (%64.02) hasta depresyon, 116 hastada (%70.7) anksiyete bulguları göstermekteydi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, ülkemizde Covid-19 pandemisinin en yoğun olduğu ve sosyal kısıtlamaların en üst düzeyde uygulandığı Nisan, Mayıs ve Haziran 2020'de epilepsi hastalarının nöbet sıklığı, psikiyatrik durumu ve yaşam kalitesini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.. Pandemi döneminde hastalarda nöbet sıklığında anlamlı bir artış olmadığı, bu hasta grubunda depresyonun yaygın olduğu ve yaşam kalitelerinin etkilendiği ortaya çıkmıştır.
INTRODUCTION: Epilepsy, according to our current knowledge, does not increase the risk of Coronavirus disease 2019 (COVID-19) infection or the rate of complications related to this infection. However, the COVID-19 pandemic can have adverse effects on patients with epilepsy (PWE) and affect the mental health of the community in general. This study aimed to evaluate the depression and anxiety of epilepsy patients, the effect of the epidemic on the frequency of seizures, and the quality of life of the patients in the past 3 months during the pandemic.
METHODS: The patients who were referred to an epilepsy outpatient clinic of a tertiary neuropsychiatry center within the past 2 years were retrospectively evaluated. The data regarding the seizures, quality of life, anxiety, and depression were recorded during follow-up or through an online platform. Seizure frequency, frequency change during the pandemic (April 2020 to June 2020), medications, admissions were obtained, and Beck Depression and Anxiety Scale were applied to the patients. The patients’ quality of life was evaluated using the “Quality of Life Scale Short Form-36 (SF-36)” form.
RESULTS: One hundred sixty-four patients (77 men, 87 women) included in the study were analyzed. The median overall seizure frequency and seizure frequency during pandemic were 0.2 seizures/month (0–1) and 0 seizures/month (0–0.9), respectively. 125(76.2%) of the patients reported that they had no seizures during that period. No significant difference was found between the frequency of seizures reported by the patients before and during the pandemic period (p=0.12). Only one patient had a PCR confirmed COVID-19 diagnosis, and the other six patients were diagnosed clinically and radiologically. No significant relationship was found between COVID-19 diagnosis and seizure frequency (p=0.671). 105(64.02%) patients were considered to have depressive symptoms with ten or more points according to the Beck Depression Scale. 116 patients (70.7%) were considered to have anxiety symptoms with nine or more points from the Beck Anxiety Scale.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study was conducted to evaluate the seizure frequency, psychiatric status, and quality of life of PWE in April, May, and June 2020 during the first peak of the COVID-19 pandemic in our country while the social restrictions were applied at the highest level. We found that there was no significant increase in the seizure frequency of patients during the pandemic period and depressive symptoms were common in this patient group and affected their quality of life.

4.
Hospitalize Edilen COVID-19 Hastalarında Gözlenen Epileptik Nöbetler
Epileptic Seizures Observed in Hospitalized COVID-19 Patients
Nuray Can Usta
doi: 10.14744/epilepsi.2021.87609  Sayfalar 221 - 225
GİRİŞ ve AMAÇ: The World Health Organization (WHO) tarafından ilk kez Wuhan’da başlayan pnomöni olguları Ocak 2020 de Severe Acute Respiratory Syndrome Coronavirus (SARS-CoV-2) olarak tanımlanmıştır. COVID-19 enfeksiyonu sırasında epileptik nöbet gibi nörolojik komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Bu nöbetler hastalık seyri sırasında ilk kez olabileceği gibi epilepsi hastalarında gözlenebilen akut nöbetler şeklinde de olabilir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: 15 Mart 2020 ve 15 Mayıs 2021 tarihleri arasında COVID-19 enfeksiyonu nedeniyle hospitalize edilen 5430 hasta içinde epileptik nöbet geçiren hastalar incelenmiştir. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmada hastalara ait demografik veriler, epilepsi hastalık tanısının varlığı, ek hastalıkları, hastanede yatış döneminde geçirdiği nöbet sayısı, yoğun bakım ünitesine takip edilme durumu, nöbet geçirdiği sırada COVID-19 klinik günü, epilepsi etiyolojisinde saptanabilen hastalık varlığı, taburculuk durumu (live-death) gibi parametreler incelenmiştir.
BULGULAR: Hastaların nöbet geçirme oranı %0.57 olarak saptandı. 13 (%41.9) hastanın epilepsi özgeçmişi mevcut iken 18 (%58.1) hastanın epilepsi öyküsü yoktu. Epilepsi öyküsü olan ve olmayan hastaların verileri karşılaştırıldığında ilk nöbet geçirenlerde mortalitenin daha yüksek olduğu; yaş, cinsiyet, COVID-19 klinik günü, yoğun bakım ünitesinde yatış varlığı ve Modifiye Charlson Komorbidite İndeksi arasında fark olmadığı saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Toplam 5430 COVID-19 nedeniyle hospitalize edilen hastadan 16 erkek (%51.6), 15 kadın (%48.4) toplam 31 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastalarda nöbet geçirme oranı %0.57 olarak saptandı. On üç (%41.9) hastanın epilepsi özgeçmişi mevcut iken 18 (%58.1) hastanın epilepsi öyküsü yoktu. Epilepsi öyküsü olan ve olmayan hastaların verileri karşılaştırıldığında ilk nöbet geçirenlerde mortalitenin daha yüksek olduğu; yaş, cinsiyet, COVID-19 klinik günü, yoğun bakım ünitesinde yatış varlığı ve Modifiye Charlson Komorbidite İndeksi arasında fark olmadığı saptanmıştır.
INTRODUCTION: Pneumonia cases that first started in Wuhan were defined as Severe Acute Respiratory Syndrome Coronavirus-2 by The World Health Organization in January 2020. Neurological complications such as epileptic seizures may occur during COVID-19 infection. These seizures may occur for the first time or in the form of acute seizures that can be observed in epilepsy patients during the course of the disease.
METHODS: Demographic data of the patients, presence of the diagnosis of epilepsy disease, accompanying diseases, number of seizures during hospitalization, follow-up to the intensive care unit, COVID-19 clinical day during seizures, presence of disease that can be detected in the etiology of epilepsy, and discharge status were examined in this retrospectively planned study.
RESULTS: Seizure rate was determined to be 0.57% in these patients. 18 (58.1%) patients did not have a history of epilepsy, whereas 13 (41.9%) patients had a history of epilepsy. It was found that mortality was higher in the first seizures; there was no difference between age, gender, COVID-19 clinical day, presence of hospitalization in the intensive care unit, and Modified Charlson Comorbidity Index when the data of patients with and without epilepsy were compared.
DISCUSSION AND CONCLUSION: COVID-19 infection can increase the likelihood of seizures like other viral infections, but we do not have strong data that it can trigger seizures in different ways compared to other viral agents with all the data.

5.
Karbamazepin Kullanan Çocuk Hastalarda Vasküler Risk Faktörleri ve Ateroskleroz
Effects of Carbamazepine On Vascular Risk Factors and Atherosclerosis in Epileptic Children
Aslı Imran Yılmaz, Ayşe Aysima Özçelik, Osman Başpınar, Seyithan Taysi
doi: 10.14744/epilepsi.2021.80269  Sayfalar 226 - 231
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızın amacı karbamazepin ile tedavi edilen epileptik çocuklarda artmış kardiyovasküler riskin varlığını araştırmaktır. Bu çalışma karbamazepin tedavisinin; paraoksonaz ve arilesteraz aktivitesi (antioksidan kapasite), lipid profili, oksitlenmiş LDL ve karotid arter intima-media kalınlığı (K-İMK) üzerine etkisini araştırmak ve ateroskleroz ile ilişkisini değerlendirmek için tasarlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Epilepsi tanısı konularak karbamazepin başlanan 2-16 yaş arasındaki 21 hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalardan başlangıç, 3 ve 6.aylarda trigliserid, total kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL) ölçümleri, LOOH (lipid hidroperoksit), paraoksonaz (PON1), arilesteraz (ARE) düzeyi bakılmıştır. Hastaların K-İMK, sağ ve sol karotis arter bifurkasyonunun 1 cm proksimalinin posterior duvarından ölçülmüştür.
BULGULAR: : Hasta grubunun 13’ü (%61,9) erkek, 8’i (%38,1) kız idi. Grubun ay ortalaması 111,48± 44,81 saptandı. Hasta grubunda başlangıçta bakılan total kolesterol değeri ile 6.ayda bakılan total kolesterol değerleri arasında anlamlı farklılık saptandı (p=0.002). Hasta grubunun başlangıçta bakılan arilesteraz ve paraoksonaz değeri ile 6.ayda bakılan değerleri arasında anlamlı farklılık saptandı (p=0.001) (p=0.004). Hasta grubunda başlangıçta bakılan sağ-sol K-İMK ile 6.ayda bakılan değerleri arasında anlamlı farklılık gözlenmedi (p=0.966) (0.142).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız, pediatrik hastalarda karbamazepin tedavisi öncesi ve sonrası arilesteraz & paraoksonaz düzeyleri ile K-IMT arasındaki ilişkinin ileriye dönük olarak araştırıldığı literatürdeki ilk çalışmadır. Karbamazepinin ateroskleroz üzerindeki kesin mekanizması tam olarak anlaşılamamıştır. Bu sonuçlar, bu hastaların kardiyovasküler komplikasyonların gelişimi açısından risk altında olabileceğini göstermektedir. Bu bulgular ışığında, epileptik çocuklarda yapılacak çalışmalar ile uzun dönemde periyodik olarak antioksidan kapasite, kolesterol düzeyi ve K-IMT ölçümü yapılması, kardiyovasküler etkiler açısından takip edilmesi etki mekanizmasının anlaşılması açısından fayda sağlayacaktır
INTRODUCTION: The aim of our study was to investigate the presence of increased cardiovascular risk in epileptic children treated with carbamazepine. This study was designed to evaluate the relation of carbamazepine and atherosclerosis by investigating the effect of carbamazepine on antioxidant capacity, lipid profile, oxidized low-density lipoprotein (LDL), and carotid artery intima-media thickness (C-IMT).
METHODS: Twenty-one children aged between 2 and 16 years with epilepsy who were treated with carbamazepine were included in the study. Triglyceride, total cholesterol, high-density lipoprotein, LDL, lipid hydroperoxide, paraoxonase, arylesterase levels, and C-IMT were measured in all patients before the treatment, at the 3rd and 6th months of the treatment.
RESULTS: Thirteen (61.9%) of the patients were male, and 8 (38.1%) were female. The mean age of the patients was 111.48±44.81 months. There was a significant increase in total cholesterol, arylesterase, and paraoxonase levels at the 6th months of the treatment compared with pre-treatment levels. No significant changes were observed in C-IMT values.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our study is the first study in the literature in which the relation between arylesterase and paraoxonase levels and CIMT in pediatric patients before and after carbamazepine treatment was prospectively investigated. The exact mechanism of carbamazepine on atherosclerosis is not clearly understood. These results demonstrate that these patients could be at increased risk of the development of cardiovascular complications. In light of these findings, future studies in epileptic children should be to plan antioxidant capacity, cholesterol level, and measuring C-IMT with ultrasonography periodically in long term. We think that these findings enhance our understanding of the relationship between oxidative stress and antiepileptic drugs.

6.
Posterior Korteksten Kaynaklanan Epilepsi Nöbetleri Olan Hastaların Bilişsel İşlevlerinin Değerlendirilmesi
Şakir Delil, Serra Sandor, Bengi Gül Türk, Selin Yağcı, Zeynep Ece Kaya Güleç, Seher Naz Yeni
doi: 10.14744/epilepsi.2021.59455  Sayfalar 232 - 238
GİRİŞ ve AMAÇ: Posterior korteks epilepsileri (PKE), oksipital, parietal veya temporal lobun oksipital sınırından köken alan nöbetler ile karakterizedir. Nadir gözlenen bu nöbet tipinin klinik özelliklerinin değerlendirilmesinde hasta serilerinin analiz edilerek literatüre kazandırılması oldukça önemlidir. Çalışmamızda PKE’ye sahip olgular retrospektif olarak incelenerek hastaların bilişsel işlevleri değerlendirilmiştir ve elde edilen sonuçlar temporal lob epilepsi ile kıyaslanmıştır
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı’nda tedavi gören epilepsi hastaları arasından retrospektif olarak taranan ve ‘çalışmaya dahil edilme kriterleri’ni dolduran hastalar dahil edilmiştir. Tanımlanan bulguların sonucunda lokalizasyonun posterior veya temporal loba yapılabildiği olgular çalışmaya dahil edilerek iki ayrı çalışma grubu oluşturulmuştur: Grup-1 Posterior korteks hastaları, Grup-2 Temporal korteks hastaları. Herhangi bir nörolojik ya da psikiyatrik hastalığı bulunmayan bir kontrol grubu da oluşturulmuştur. Her 3 hasta grubuna ayrıntılı nörokognitif testler uygulanmıştır.
BULGULAR: Kontrol ile hasta gruplarının demografik verileri arasında anlamlı farklılık bulunmamaktadır. Çalışılan tüm parametrelerde Grup-1’e ait test sonuçları, kontrol grubundan daha düşük olarak tespit edilmiştir. Kontrol grubunu Grup-1 ve 2’den en iyi ayırt eden değişkenler ‘ROKŞT kopyalama’, ‘İz Sürme Testi A Formu’, ‘ÇYBT ve CSÖT gecikmeli hatırlama’ puanları olarak saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgularımız hem posterior epilepsilerin hem de TLE’nin görsel yapılandırma, verbal beceriler ve yürütücü işlevlerdeki bozulma ile ilişkili olduğunu düşündürmektedir. Ortaya çıkan bu sonuçlardan görsel yapılandırmada bozulma PKE’de beklenen bir sonuçken; verbal beceriler ve yürütücü işlevlerdeki bozulma, tipik olarak fronto-temporal bölgelerce kontrol edildiği için PKE olgularında beklenmeyen bir sonuç olarak değerlendirilmiştir. Hastaların geniş kapsamlı bilişsel değerlendirme ile takibinin yararlı olacağı düşünülmüştür.

7.
Hamilelik ve Epilepsi: Epilepsili Hamile Kadınların Klinik Verileri ve Olumsuz Sonuçları
Pregnancy and Epilepsy: Clinical Data and Adverse Outcomes of Pregnant Women with Epilepsy
Zeynep Baştuğ Gül, Günay Gül, Fulya Eren, Sena Aksoy, Ayten Ceyhan Dirican, Betül Tekin, Dilek Ataklı
doi: 10.14744/epilepsi.2021.30633  Sayfalar 239 - 244
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsili kadınlarda gebelik, konjenital malformasyonlar gibi fetal gelişim komplikasyonları açısından daha yüksek risk taşır. Bu çalışmada, üçüncü basamak epilepsi merkezindeki gebe epilepsi hastalarından elde edilen veriler sunulmuştur.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda, Nisan 2011-Nisan 2021 tarihleri arasında epilepsi polikliniğinde takip edilen 110 gebeye ait 128 gebelik incelendi. Hastaların demografik verileri, kullanılan antiepileptik ilaçlar ve gebelik sonuçları geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR: Gebelik sırasında 101 hasta (%78.9) monoterapi almış olup lamotrijin monoterapide en sık kullanılan ilaçtı. On sekiz hastada (%14.1) iki ilaç kombinasyonu, beş hastada (%3.9) üç ilaç kombinasyonu kullanıldı. Çoğu hastada nöbet sıklığı artmazken, 18 hastada (%14.1) nöbet sıklığı arttı, beş hastada ise (%3.9) azaldı. Çalışmamızda beş hastada intrauterin fetal kayıp, üç hastada konjenital malformasyonlu yenidoğan bebek ve bir hastada doğum sırasında neonatal ölüm meydana geldi. Çok değişkenli lojistik regresyonda kullanılan antiepileptik ilaçların sayısı, intrauterin fetal kayıp, neonatal ölüm ve konjenital malformasyonlu yenidoğanlar gibi olumsuz sonuçları öngördü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Epilepsili gebe hastaların yönetimi hem anne hem de fetüs için zordur. Çalışmamızda kombinasyon tedavisi fetüs ve yenidoğan için olumsuz sonuçlarla daha fazla ilişkiliydi. Gebelik planlı olmalı ve düşük doz monoterapi ile nöbetsiz gebelik hedeflenmelidir.
INTRODUCTION: Pregnancy in women with epilepsy carries a higher risk for fetal development complications, including congenital malformations. In this study, data obtained from pregnant epilepsy patients in a tertiary epilepsy center were presented.
METHODS: In this study, 128 pregnancies of 110 pregnant women followed up in the epilepsy outpatient clinic between April 2011 and April 2021 were examined. Demographic data of the patients, antiepileptic drugs AEDs used, and pregnancy outcomes were reviewed retrospectively
RESULTS: During pregnancy, 101 patients (78.9%) received monotherapy, and lamotrigine was the most commonly used drug in monotherapy. A two-drug combination was used in 18 patients (14.1%), and a three-drug combination was used in 5 patients (3.9%). Although the frequency of seizures did not increase in most patients, the frequency of seizures increased in 18 patients (14.1%) and decreased in 5 patients (3.9%). In our study, the intrauterine fetal loss occurred in five patients, newborn infants with congenital malformations in three patients, and neonatal death during delivery in one patient. The number of AEDs used in multivariate logistic regression predicted adverse outcomes such as intrauterine fetal loss, neonatal death, and newborns with congenital malformations.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Management of pregnant patients with epilepsy is difficult for both mother and fetus. In our study, combination therapy was more associated with adverse outcomes for the fetus and newborn. Pregnancy should be planned, and seizure-free pregnancy should be targeted with low-dose monotherapy.

OLGU SUNUMU
8.
Epileptik Nöbet Ayırıcı Tanısında Organofosfat İntoksikasyonu ve Nöroradyolojik Özellikleri
Organophosphate Poisoning in the Differential Diagnosis of Epileptic Seizures and Its Neuroradiological Features
Aydın Talip Yıldoğan, Fettah Eren, Azer Mammadlı
doi: 10.14744/epilepsi.2021.92668  Sayfalar 245 - 248
Organofosfat zehirlenmesi, pestisitlerin yaygın kullanımı nedeniyle sık başvurulan bir suisit şeklidir. Yirmi yedi yaşında erkek hasta bilinç bozukluğu, tekrarlayan kasılmalar ve ağızda yoğun sekresyon nedeniyle başvurdu. Sık nöbetleri ve kolinerjik bulguları olan hasta organofosfat intoksikasyonu ile uyumlu olarak değerlendirildi. Beyin manyetik rezonans görüntülemede globus pallidusta simetrik ve bilateral lezyonlar saptandı. Epileptik nöbetleri devam eden hastanın tedavisi yeniden düzenlendi.. Yeni başlangıçlı akut nöbetlerin ve bilinç bozukluklarının ayırıcı tanısında intoksikasyon ihtimali her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. İntoksikasyonun erken tanınması, uygun tedavi ve nöbet kontrolü sağlanması önemlidir. Orgonafosfat intoksikasyonu sonrası epileptik nöbet açısından da dikkatli olunmalıdır.
Organophosphate poisoning is a common form of suicide due to the widespread use of pesticides. A twenty-seven-year-old male patient presented with impaired consciousness, recurrent seizures and thick secretions in the mouth. The patient with frequent seizures and cholinergic findings was evaluated as compatible with organophosphate poisoning. Brain magnetic resonance imaging revealed symmetrical and bilateral lesions in the globus pallidus. The treatment of the patient whose epileptic seizures continued was rearranged. The possibility of poisoning should always be considered in the differential diagnosis of new-onset acute seizures and disorders of consciousness. Early recognition of poisoning, appropriate treatment and seizure control are important. Attention should also be paid to epileptic seizures after orgonaphosphate poisoning.

9.
Genetik Testlerle Tanı Konulan İki Lafora Hastalığı Olgusu
Two Cases of Lafora Disease Diagnosed By Genetical Tests
Aylin Bican Demir, İbrahim Hakkı Bora
doi: 10.14744/epilepsi.2021.28863  Sayfalar 249 - 252
Epilepsi, toplumda sık görülen hastalıkların çoğu gibi kompleks bir genetik geçişe bağlı olarak gelişir. Lafora Hastalığı otozomal resesif kalıtım özelliği gösterir. EPM2A geni 6q23-25 bölgesine lokalizedir ve tirozin fosfataz (Laforin proteini ) genini kodlar. Bu gendeki mutasyonlar hastaların %80’inde bulunur. Lafora hastalığı saptanan bir olguda, hızlı ve progresif seyirli demans, sık oksipital nöbetler tanıda klinik ip uçlarıdır. Tanı; deri biyopsisinde Lafora cisimciği saptanması ile desteklenmektedir. Genetik araştırma ile EPM2A ve EPM2B genlerinin analizi kesin tanı koydurucudur. On sekiz yaş erkek hasta, sekiz aylıkken menejit ve ateşli havale öyküsü olup 10 yaşında başlayan jeneralize tonik klonik nöbetler ve zamanla tüm vucutta irkilme ve unutkanlık şeklinde şikayetleri de oluyormuş. Hatsanın genetik testlerinde kodon 156 bölgesinde 468. pozisyonda bulunan Adenin nükleotidi ile kodon 157 bölgesinde 469. pozisyonda bulunan Guanin nükleotidinin homozigot delesyonunu saptadık. Yani hastada homozigot AG dinükleotid delesyonu mevcut olup Lafora ile uyumlu idi. Yirmi yaşında erkek hasta unutkanlığı, miyoklonileri ve görsel halüsinasyonları ve jeneralize tonik klonik nöbetleri nedeniyle tetkik edilen hastanın kodon 111 bölgesinde CCC’den CTC’ye heterozigot dönüşüm ile lafora olarak tanısı konuldu. Genetik farklıların bir çok sebebleri olmakla beraber toplumların kendi gen mutasyonlarının saptamasına yönelik ileri çalışmaların yapılması önerilmektedir.Türk olgularda bu genlerin ikisi de farklı bireylerde olmak üzere mutasyona uğramış olarak bulunduğu yapılan birçok çalışma ile gösterilmiştir.
Epilepsy develops related to a complex genetic heredity as many diseases in society. Lafora disease (LD) is an autosomal recessive inheritance. It is localized at EPM2A gen 6q23-25 and encodes tyrosine phosphatase (Laforin protein). About 80% of the patients have mutations in this gene. In a case of LD, rapid and progressive dementia and frequent occipital seizures are clinical symptoms. For definitive diagnosis, through genetical study, EPM2A and EPM2B genes should be analyzed. A male at the age of 18, with a medical history of meningitis and seizures with high temperature. Starting from the age of 10, there have been symptoms such as generalized tonic-clonic (GTC) seizures, startles in the whole body, and forgetfulness. In genetical tests, homozygote deletion of adenine nucleotide in the position of 468 at codon 156 and guanine nucleotide in the position of 469 at codon 157 is found. In other words, there has been dinucleotide deletion which is compatible with LD. A 20-year-old male was examined because of such symptoms as forgetfulness, myoclonia, hallucinations, and GTC clonic seizures. He was diagnosed with LD because of the heterozygote transformation of CCC to CTC at codon 111. Even though genetic disorders have many different reasons, it is advised that every society should have their own advanced studies on gene mutation. In Turkish cases, both of these genes were found mutated, each in different patients through various studies.

10.
Nadir Bir Nöbet Nedeni Olarak Postpartum Normotansif Posterior Reversible Ensefalopati Sendromu (PRES): İki Olgu Sunumu
Normotensive Postpartum Posterior Reversible Encephalopathy Syndrome (PRES) as a Rare Cause of Seizures: Two Case Reports
Ümit Zanapalioğlu, Özge Yağcıoğlu Yassa, Yasemin Karakaptan Ataman, Murat Yassa, Özdem Ertürk Çetin
doi: 10.14744/epilepsi.2021.48378  Sayfalar 253 - 257
Posterior reversibl ensefalopati sendromu (PRES) başağrısı, görme bozuklukları, nöbet ve bilinç değişikliği gibi çeşitli nörolojik bulgular ve posterior serebral bölgelerde ödemin izlendiği görüntüleme bulguları ile karakterize bir sendromdur. Klinik ve radyolojik bulgular sıklıkla geri dönüşümlüdür. Etiyolojisinde hipertansiyon, sitotoksik ilaçlar, otoimmün hastalıklar yer alabilmektedir. Postpartum dönemde sıklıkla eklampsi ve yüksek kan basıncı zemininde gelişmektedir. Bu yazıda gebelik ve postpartum dönemde normal kan basıncı değerleri ile gelişen, nöbet ile karakterize iki PRES olgusu sunulmuştur.
Posterior reversible encephalopathy syndrome (PRES) is a syndrome characterized by various neurological findings such as headache, visual disturbances, seizures and altered consciousness, and imaging findings of edema in the posterior cerebral regions. Clinical and radiological findings are often reversible. Etiology may include hypertension, cytotoxic drugs, and autoimmune diseases. It often develops on the background of eclampsia and high blood pressure in the postpartum period. In this article, two cases of PRES, which developed under normal blood pressure values during pregnancy and postpartum period and characterized by seizure, are presented.



Copyright © 2021 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale