ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 27      Sayı : 3       Yıl: 2021

Epilepsi: 27 (3)
Cilt: 27  Sayı: 3 - 2021
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Yayın Kurulu
Editorial Board

Sayfalar II - IV

3.
Editörden
Editorial

Sayfa V

4.
İçindekiler
Contents

Sayfa VI

5.
Yazarlara Bilgi
Instructions to Authors

Sayfalar VII - XII

ARAŞTıRMA
6.
Ratlarda Pentilentetrazol Kindlingde Cichorium İntybus’un GABAA Reseptörleri ve Apoptoz Üzerine Etkileri
Effects of Cichorium Intybus on GABAA Receptors and Apoptosis in Pentyleneterazole-PTZ Kindling in Rats.
Özlem Ergül Erkeç, Ismail Meral, Mehmet Kara, Mukaddes Eşrefoğlu, Olgu Enis Tok, Savaş Üstunova, Metin Armağan
doi: 10.14744/epilepsi.2021.79836  Sayfalar 131 - 137
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, pentileterazole indüklü kindlingte, Cichorium intybus (CI)’un sıçanların beyinlerinde apoptoz ve GABAA reseptör yoğunluğu üzerindeki etkilerini belirlemek için tasarlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Sıçanlar üç gruba ayrıldı: Kontrol grubu, pentilentetrazol uygulanan (PTZ) grup ve PTZ + Cichorium intybus ekstresi (PTZ + CI) uygulanan grup. Kontrol grubu sadece serum fizyolojik (0,5 ml) aldı. PTZ ve PTZ + CI gruplarındaki hayvanlara PTZ (35 mg/ kg) enjekte edildi. PTZ + CI grubuna ayrıca CI ekstraktı da (200 mg / kg) uygulandı. PTZ uygulanan gruplara 12. enjeksiyonda 75 mg/ kg'lık bir PTZ dozu uygulandı.

BULGULAR: PTZ grubunun beyin dokusunda (hipokampus ve tüm beyin) GABAA reseptörünü ifade eden nöronların sayısında kontrole göre önemli bir artış bulundu. Tüm beyindeki nöronların GABAA reseptör yoğunluğu, kontrol grubuna kıyasla PTZ uygulanan gruplarda önemli ölçüde artmıştır. Beyindeki apoptotik nöronların sayısı gruplar arasında anlamsız bulundu.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak, Cichorium intybus uygulması, konvülsif dozda ilk nöbet aktivitesi oluşumu ve nöbet latansını geciktirdi ve hipokampusta GABAA reseptörlerinin sayısını kontrole yakın tuttu.
INTRODUCTION: This study was designed to determine the effects of Cichorium intybus (CI) on apoptosis and GABAA receptor density in the brains of rats in pentyleneterazole induced kindling.
METHODS: The rats were divided into three groups: Control group, pentylenetetrazol administered (PTZ) group, and PTZ+Cichorium intybus extract administered (PTZ+CI) group. Control group received only physiological saline (0,5 ml). PTZ (35 mg/kg) injected to the animals in the PTZ and PTZ+CI groups. The CI extract (200 mg/kg) was also administered to the PTZ+CI group. A 75 mg/kg challenge dose of PTZ was administrated to the PTZ treated groups, on the 12th injection.

RESULTS: A significant increase was found in the number of neurons expressing the GABAA receptor in the brain tissue (hippocampus and whole brain) of the PTZ group when compared to the control. The density of GABAA receptor of the neurons in the whole brain significantly increased in PTZ administered groups compared to the control. The number of apoptotic neurons was found non-significant between groups in the brain.

DISCUSSION AND CONCLUSION: In conclusion, Cichorium intybus treatment prolonged the onset of the first seizure activity and seizure latency at a convulsive dose, and kept the number of GABAA receptors close to that of the control in the hippocampus.


7.
Dirençli Epilepsi Hastalarında Vagal Sinir Stimulasyonunun Kısa Dönem Sonuçları
Short-Term Results of Vagal Nerve Stimulation in Resistant Epilepsy Patients
Fulya Eren, Günay Gül, Zeynep Baştuğ Gül, Ayten Ceyhan Dirican, Dilek Ataklı
doi: 10.14744/epilepsi.2021.15045  Sayfalar 138 - 143
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi hastaların 1/3’ünün politerapiye rağmen ilaca dirençli olduğu bilinmektedir. Vagal sinir stimulasyonu (VNS) rezektif epilepsi cerrahisine uygun olmayan dirençli hastalarda uygun bir tedavi seçeneğidir. Bu çalışmada, VNS hastalarının klinik ve demografik özellikleri dökümente edilmiş ve VNS’in nöbet kontrolündeki etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemiz epilepsi polikliniğinden VNS implantasyonu sonrası en az 1 yıldır takip edilen, dirençli epilepsi hastalarının verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışmaya ortalama yaşı 27.50 (11-42) olan 14 hasta (11 erkek,3 kadın) dahil edildi.Hastaların demografik dataları, epilepsi etyolojileri, nöbet sıklıkları,nöbet tipleri, kullandıkları ilaçlar dökümente edildi. VNS öncesi ile 3, 6 ve 12. aylardaki nöbet sıkları kıyaslandı. Nöbet sıklığındaki ≥%50 azalma anlamlı kabul edildi.
BULGULAR: Hastalığın başlangıcından VNS implantasyonuna kadar geçen süre ortalama 17.33± 9.75 yıl, VNS takıldığındaki yaş ortalaması 24.53 (9-39) idi. VNS implantasyonundan sonra geçen süre ise ortalama 4.69 ± 3.72 yıl olarak tespit edildi. VNS implantasyonu öncesi hastaların ortalama nöbet sıklıkları 92.8 ± 97.33 /ay olarak gözlendi. Tedavi sonrası 3. ay takiplerinde 9 hastanın, 6. ayda 7 hastanın, 12 ayda ise 7 hastanın nöbet sıklığında tedavi öncesine göre %50 ve üzeri azalma tespit edildi. Hastaların 0 ile 3. ay nöbet sıklıkları ve 0 ile 6. ay nöbet sıklıkları değerlendirildiğinde nöbet sıklığındaki azalma, istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (sırasıyla; p=0.003, p=0.012). Tedavi öncesi ile 12. Ay bakıldığında ise nöbet sıklıkları arasında istatistiksel anlamlılık bulunamamıştır (p=0.153)
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda literatür ile uyumlu olarak VNS dirençli hastalarda nöbet sıklığını azalttığı gözlenmiştir. Kümülatif bir etkisi olduğu bazı çalışmalarda gösterilmişse de bizim çalışmamızda 6. aydan itibaren bir değişiklik saptanmıştır..
INTRODUCTION: Vagal nerve stimulation (VNS) is an appropriate treatment option for refractory patients who are not eligible for resective epilepsy surgery. In this study, the clinical and demographic characteristics of VNS patients were documented and it was aimed to determine the effect of VNS on seizure control.
METHODS: A retrospective survey was performed for patients who were diagnosed as drug resistant epilepsy and underwent VNS implantation, with at least 1 year of follow-up. Nine patients (8 males, 1 female) with an average age of 30.11 (18 – 42), were included. Reduction in seizure frequency prior and in the 3rd, 6th and 12th months after VNS implantation was compared. Patients were considered responders when a reduction of seizures of more than 50 % was reported.
RESULTS: The mean time from the onset of the disease to VNS implantation was 17.33 ± 9.75 years and the mean age when VNS was implanted was 24.53 (9-39). Decrease in frequency of seizures from VNS implantation to 3 months and 6 months were statistically significant (p = 0.003, p = 0.012, respectively). No statistical significance was found between the frequency of seizures before treatment and at the 12th month (p = 0.153).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, we observed a decrease in seizure frequency in patients with drug resistant epilepsy with a variety of etiologies, which was similar with the literature data. Although a cumulative effect was reported, we have observed a minimal decrease in frequency after the 3rd month.

8.
Epilepsi Hastalarında Covid-19 Enfeksiyonunun Nöbetler Üzerindeki Etkisi
The Effects of Covid-19 Infection on Seizure Recurrence in Patients with Epilepsy
Şakir Delil, Bade Güleç, Esra Koçhan Kızılkılıç, Gulçin Benbir Şenel, Seher Naz Yeni, Çiğdem Özkara
doi: 10.14744/epilepsi.2021.39259  Sayfalar 144 - 149
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada COVID-19 enfeksiyonunun epilepsi hastalarındaki nöbet kontrolü üzerindeki etkilerini ve alevlenmeye neden olan muhtemel faktörleri incelemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Epilepsi hastaları altı ay boyunca ardışık olarak incelendi. Önceden hazırlanmış bir anket ile gerekli veriler hastalardan, yakınlarından ve geçmiş tıbbi dokümanlardan elde edildi.
BULGULAR: Çalışma boyunca 574 hasta değerlendirildi, 104 epilepsi hastasında (%18.1) COVID-19 enfeksiyonu saptandı. Hastaların çoğunluğu (%59.6) erkekti. On altı hastada (%15.4) nöbet sıklığında artış izlendi. Hastaların ortalama yaşları ve hastalık başlangıç yaşları nöbet alevlenmesi olan grupta istatistiksel anlamlı olarak daha düşüktü. Nöbet sıklığı ve COVID-19 enfeksiyonu öncesindeki son bir ay içerisinde nöbet geçirme oranı da bu hasta grubunda daha yüksekti. COVID-19 enfeksiyonu bulgusu olarak miyalji, nöbet sıklığı artan grupta daha sık olarak bildirilmişti. Koku ve/veya tat kaybı süresi ise yine bu grupta yer alan hastalarda belirgin olarak daha fazlaydı (48.0+60.6 karşın 13.8+13.4 gün; p=0.013). COVID-19 enfeksiyonu nedeni ile hastane yatış oranı da nöbet alevlenmesi yaşayanlarda daha fazlaydı (%25.0 karşın %6.8, p=0.045).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda ilk kez, COVID-19 enfeksiyonu olan her 6-7 epilepsi hastasından birinde nöbet sıklığında artış olduğu gösterilmiştir. Genç hastalar, erken nöbet başlangıç yaşı olanlar ve sık nöbet geçiren hastalar nöbetlerin alevlenmesi için artmış risk altındadır.
INTRODUCTION: We aimed to investigate the effects of COVID-19 infection on seizure recurrence in patients with epilepsy, and the factors which may possibly be related to a deterioration of the seizure control.
METHODS: We evaluated the patients with epilepsy consecutively for the six months. Data was collected in a predefined questionnaire from the patients and/or their parents, and past medical records.
RESULTS: A total of 574 patients were investigated during the study period, and 104 patients (18.1%) with epilepsy had COVID-19 infection. The majority of the patients (59.6%) were males. Sixteen patients with epilepsy (15.4%) had an increase in seizure frequency during COVID-19 infection. The mean age of the patients and the age at disease onset were significantly lower in patients with seizure exacerbation. The seizure frequency and the frequency of having a seizure within one month prior to the COVID-19 infection were also higher in these patients. Myalgia was significantly more common in patients with an increase in seizure frequency. The duration of the loss of smell and/or taste have lasted much more longer in this group of patients (48.0+60.6 versus 13.8+13.4 days; p=0.013). The need for hospitalization was also more common in patients with seizure exacerbation (25.0% versus 6.8%, p=0.045).
DISCUSSION AND CONCLUSION: This is the first study showing that one out of every six or seven patients with epilepsy will have seizure exacerbation during COVID-19 infection. Young patients, patients with early-onset epilepsy, and those with high seizure frequency were at higher risk for the seizure exacerbation.

9.
Fokal Epilepsilerde Lakozamid Politerapisinin Nöbet Prognozuna Etkisi
-The Effect of Lacosamide Polytherapy on Seizure Prognosis in Focal Epilepsies
Mehmet Taylan Peköz, Hacer Bozdemir, Ahmet Yusuf Erturk, Ümit Satılmış, Kezban Aslan Kara
doi: 10.14744/epilepsi.2021.77699  Sayfalar 150 - 154
GİRİŞ ve AMAÇ: Anti epileptik tedaviden beklenenler düşük yan etki ve ilaç-ilaç etkileşimi yanı sıra yüksek etkinliktir. Yan etki ve ilaç-ilaç etkileşiminin düşük olduğu bilinen lakozamid'in politerapide etkinliği, prognoz üzerine etkisi değerlendirildi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Epilepsi polikliniğinde ortalama 2 yıl (min: 1 mak: 3) süre ile takip edilen fokal epilepsi tanısı alan ve lakozamid kullanan 77 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Kullanmakta oldukları antiepileptik ilaçlar, yan etkileri, nörogörüntüleme ve elektrofizyolojik incelemeleri değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Otuzbeş kadın (% 44,9) 42 erkek (% 55,1) olmak üzere toplam 77 hasta çalışmaya dahil edildi. Ortalama yaş 33.9 ± 10.6 (min. 19- maks.67) idi. Ortalama nöbet başlama yaşı 12.6± 10.7 olup hastaların hiç biri LKS’i monoterapi olarak kullanmamaktaydı. Sadece 3 hasta dual terapi almakta olmasına karşın geriye kalan 74 hasta 3’lü veya daha fazla antiepileptik tedavi almaktaydı. Hastaların 33’ünde (% 42.9) LKS tedavisi sonrası nöbet sıklığında azalma görülürken 44’ünde nöbet sıklığında değişiklik olmamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Her ne kadar literatür bilgilerine göre etkinlik yüzdesi düşük olarak elde edilmiş olsa da çalışmaya dahil edilen hastalar göz önüne alındığında, % 42.9’luk bir etkinlik ile lakozamidin dirençli fokal epilepsilerde etkin olduğunu göstermektedir. Özellikle komorbid hastalığa bağlı antiepileptik ilaçlar dışında ilaç kullanan olgularda ilaç-ilaç etkileşiminin olmaması ve ciddi ya da tedaviyi sonlandırmayı gerektirecek bir yan etkinin gelişmemesi güvenle kullanılabileceği yönünde bir gösterge olabilir.
INTRODUCTION: What is expected from anti-epileptic treatment is low side effects and drug-drug interactions as well as high efficacy. In this study, the efficacy of lacosamide in polytherapy and its effect on prognosis were evaluated.
METHODS: Seventy-seven patients with focal epilepsy who were followed up for at least 1 year and using lacosamide were included in the study. The antiepileptic drugs they use, the side effects of the drugs, neuroimaging and electrophysiological examinations were evaluated.
RESULTS: A total of 77 patients, including 35 women (44.9%) and 42 men (55.1%), were included in the study. The mean age was 33.9 ± 10.6 (min. 19- max.67). Average age of seizure onset was 12.6 ± 10.7, and none of the patients were using LKS as monotherapy. Although only 3 patients were receiving dual therapy, the remaining 74 patients were receiving 3 or more antiepileptic treatments. While 33 of the patients (42.9%) had a decrease in the frequency of seizures after LKS treatment.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although the percentage of efficacy was obtained as low according to literature information, lacosamide is effective in resistant focal epilepsies with an efficiency of 42.9%. Especially in patients who use drugs other than antiepileptic drugs due to comorbid diseases, the absence of drug-drug interaction and the absence of serious side effects that require termination of treatment may be an indication that it can be used safely.

10.
The Potential Effect of the IDH1 Mutation and MGMT Gene Promoter Methylation on the Control of Glioblastoma-Associated Epilepsy in Patients Receiving Anti-Epileptic Agents and Chemotherapies
Maher Kurdi, Nadeem Shafique Butt, Saleh Baeesa, Badrah Alghamdi, Yazid Maghrabi, Anas Bardeesi, Rothaina Saeedi, Fahad Alghamdi, Najla Alghanmi, Mohammed Bari, Alaa Samkari, Ahmed Lary, Taghreed Alsinani, Sahar Hakamy
doi: 10.14744/epilepsi.2021.71676  Sayfalar 155 - 162
INTRODUCTION: (a) To assess the control of seizure in glioblastoma patients receiving anti-epileptic drugs and chemotherapies after total resection and its association with O-methylguanine-DNA methyltransferase (MGMT) promoter methylation and the isocitrate dehydrogenase 1 (IDH1) mutation; (b) to determine which anti-epileptic drug exerts the best effective control on glioblastoma-associated epilepsy; (c) to identify the relationship between seizure control and anti-epileptic drugs with recurrence interval.
METHODS: This was a retrospective cohort study of patients with postoperative glioblastoma-associated epilepsy. The correlation between IDH1 mutation and MGMT methylation with anti-epileptic drugs, chemotherapy type, seizure control, and recurrence interval were analyzed.
RESULTS: The study included 53 patients with glioblastoma-associated epilepsy. IDH1 mutation was present in 20 patients, and MGMT methylation was present in 13 patients. 37 cases received chemoradiotherapy while 16 cases received only radiotherapy. Levetiracetam was the most prescribed anti-epileptic drug (n= 36, 60%), and 36 and 16 patients had controlled and uncontrolled seizures, respectively. IDH1 mutation and unmethylated MGMT were significantly present in cases with controlled epilepsy (P < 0.05). Levetiracetam showed significantly better seizure control in cases with IDH1 mutation and unmethylated MGMT promotor (P < 0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: (a) Glioblastoma-associated epilepsy can be better controlled in patients with the IDH1 mutation and unmethylated MGMT, (b) Levetiracetam was the first-line anti-epileptic drug for controlling seizure, (c) Lack of seizure control in glioblastoma patients may not be related to tumor recurrence despite one-year treatment, (d) Better understanding of the risk factors associated with glioma-associated epilepsy are needed to improve patient quality of life.

11.
COVID-19 Geçiren Epilepsi Hastalarında Nöbet Sıklığı ve Şiddetinin İncelenmesi
Evaluation of the Seizure Frequency and Severity in Patients with Epilepsy Who Had COVID-19
İlknur Güçlü Altun, Güray Koç, Banu Özen Barut, Zeki Gökçil
doi: 10.14744/epilepsi.2021.48030  Sayfalar 163 - 170
GİRİŞ ve AMAÇ: Coronavirüs hastalığı (COVID-19) nöbet, bilinç değişikliği gibi çeşitli nörolojik bulgulara neden olabilmektedir. COVID-19’un epilepsi üzerine etkisi ile ilgili veri sınırlı sayıdadır. Bu nedenle çalışmamızda COVID-19’un epilepsi hastalarındaki nöbet sıklık ve şiddetinde neden olduğu değişiklikler ve kullanılan COVID-19 tedavisinin nöbetler üzerine etkisinin araştırılması planlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma için epilepsi polikliniğinde takip edilen hastalar Nisan 2020-Nisan 2021 yılları arasında COVID–19 hastalığı açısından sorgulandı ve COVID-19 geçirdiği tespit edilen hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, epilepsi tipi, epilepsi süresi, son bir yılda nöbet varlığı, komorbid hastalık varlığı, COVID-19 geçirme tarihi, COVID-19 tedavisi, hastane yatışı, yoğun bakım tedavi gereksinimi, bu sürede epileptik nöbet öyküsü, AEİ tedavisi ve sonrasında nöbet sıklık ve şiddetinde artış durumu retrospektif olarak değerlendirildi.
BULGULAR: COVID-19 geçirdiği tespit edilen toplam 141 epilepsi hastası çalışmaya dahil edildi. COVİD-19 sürecinde nöbet geçirme riskini etkileyen faktörler incelendiğinde, COVID-19 tedavi protokollerinin etkisinin olmadığı ancak hastaların son bir yılda nöbet varlığının 4.022 kat, hastane yatış durumunun 12.481 kat ve kullanılan AEİ sayısının ise 1.974 kat nöbet geçirme riskini artırdığı tespit edildi. COVID-19 hastalığı sonrasında nöbet sıklığı ve şiddetini artıran faktörün ise COVID-19 hastalığı süresince nöbet geçirme olduğu tespit edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak çalışmada elde edilen veriler, COVID-19 sürecinde nöbet geçirme risk faktörlerinin hastane yatışı, kullanılan AEİ sayısı ve son bir yılda nöbet varlığı olduğunu gösterdi. COVID-19’un epilepsi üzerine uzun süreli etkilerinin incelenmesi için, daha geniş hasta serilerinin olduğu ve daha uzun süreli takip verilerini içeren çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: Coronavirus disease (COVID-19) causes various neurological manifestations like seizure, alteration of consciousness. The effect of COVID-19 on epilepsy is limited. For this reason, it was aimed to investigate the effect of COVID-19 on seizure frequency and severity of patients with epilepsy and the effect of COVID-19 treatment on seizures.
METHODS: Patients followed by the epilepsy outpatient unit were evaluated for COVID-19 between April 2020- April 2021 and the patients who had COVID-19 were undertaken to the study. The age, gender, epilepsy type, duration of epilepsy, seizures in last year, comorbidity disease, the date of COVID-19, COVID-19 treatment, inpatient care, need of intensive care, seizures in the meantime, treatment of AED, and seizure frequency and severity after COVID-19 were evaluated retrospectively.
RESULTS: A total of 141 patients who were diagnosed with COVID-19 were recruited for the study. When evaluating the factors which affect seizure occurrence risk during COVID-19, it was found that COVID-19 treatment protocol did not affect, but the existence of seizure in last year increased 4.002 times, need for inpatient care increased 12.481 times, number of AED increased 1.974 times seizure risk. It was found that having seizure during COVID-19 increased after COVID-19 seizure frequency and severity.
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result, the data of the study showed that the factors which affect having seizure during COVID-19 were inpatient care, the number of AED and existence of seizure in last year. The studies which included larger patients and longer follow-up time data are needed to evaluate the longer effect of COVID-19 on epilepsy.

12.
Epileptik Nöbeti Olan Hastalarda Solunum Fonksiyonunun Değerlendirilmesi
Evaluation Of Respiratory Function In Patients With Epileptic Seizures
Özden Gökçek, İrem Hüzmeli, Hasan Hallaceli, Ismet Melek, Esra E Okuyucu
doi: 10.14744/epilepsi.2021.68926  Sayfalar 171 - 176
GİRİŞ ve AMAÇ: Solunum problemleri, epileptik nöbeti olan kişilerde epileptik nöbet sayısını artırmaktadır. Bu çalışma, epilepsili hastaların solunum parametrelerindeki değişiklikleri değerlendirerek nöbet sayısı, uyku kalitesi ve solunum sorunları arasındaki ilişkiyi belirlemeyi amaçlamaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Epilepsi tanısı almış 18-40 yaş aralığında 30 birey çalışmaya dahil edildi.Epilepsi hastalarının demografik veriler, haftalık nöbet sayısı, kullanılan ilaç, nöbet yaşı ve vücut kitle indeksi kaydedildi. MMRC ile dispne; solunum fonksiyon testi; Uluslararası fiziksel aktivite değerlendirme anketi (IPAQ) ile fiziksel aktivite seviyesi (PA); Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUQI) ile uyku kalitesi ve ağız basıncı ölçüm cihazı solunum kas gücü değerlendirildi. Çalışma için etik kurul onayı alındı.
BULGULAR: Epileptik nöbeti olan 30 hasta (ortalama yaş: 26.56 ± 6.64 yıl) çalışmaya dahil edildi. Ortalama; % MIP 67.44,% MEP 35.14, MIP 70.47 ve MEP 62.24cmH2O bulundu. FEV1 / FVC (% 41.01) ve FEV1 (% 62.50; 2.56 L) standartların altında bulundu. MEP, MIP, FEV1 (L) ve şiddetli PA arasında pozitif korelasyon bulundu. Oturarak FVC, orta düzeyde PA ile FEV1 (L) ve PSQI ile FEV1 / FVC (%), oturma ile eğitim durumu arasında pozitif korelasyon vardı (p <0,05). % MIP ile sistolik kan basıncı arasında negatif bir korelasyon vardı; MIP, MEP (% ve cmH2O) ile diyastolik kan basıncı (p <0.05) ve% MEP ve SpO2 arasında pozitif bir korelasyon (p <0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak epilepsili bireylerin solunum fonksiyonları, fiziksel aktiviteleri ve uyku kalitesi etkilenmiştir. Bu bireylerin tıbbi tedavi programlarına solunum kas eğitimi ve fiziksel aktivite programları da eklenmelidir.
INTRODUCTION: Respiratory problems increase the number of epileptic seizures in individuals with epileptic seizures. This study aimed to determine the relationship between the number of seizures, sleep quality and respiratory problems by evaluating the changes in respiratory parameters of epileptic patients
METHODS: Thirty individuals aged 18-40 years with epilepsy were included in the study. Demographic data, number of seizures per week, the drug used, age of seizures, and body mass index were recorded. Dyspnea with mMRC; pulmonary function test; level of physical activity(PA) with International physical activity assessment survey (IPAQ); mouth pressure measuring device with respiratory muscle strenght and sleep quality with Pittsburgh Sleep Quality Index(PSQI) were evaluated. Ethics committee approval was obtained for the study.
RESULTS: Thirty patients with epileptic seizures (mean age: 26.56±6.64 years) were included in the study. The mean; %MIP 67.44, %MEP 35.14, MIP 70.47 and MEP 62.24cmH2O were found.The FEV1/FVC (41.01%) and FEV1(62.50 %;2.56 L) was found lower than the standards. The positive correlation between the MEP, MIP, FEV1(L) and severe PA were found. FVC with sitting, FEV1(L) with moderate PA and FEV1/FVC(%) with PSQI, sitting with educational status were positively correlated(p<0,05). There was a negative correlation between the %MIP and a systolic blood pressure; MIP, MEP (% and cmH2O) with diastolic blood pressure(p<0.05), and a positive correlation between the %MEP and SpO2(p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: As a result, respiratory function, physical activity, and the sleep quality of individuals with epilepsy were affected. Respiratory muscle training and physical activity programs should be added to the medical treatment programs of these individuals.

OLGU SUNUMU
13.
Benzer Semptomatoloji Yanılgıya Yol Açabilir; Vasküler Koiling Cerrahisinden Dönen Temporal Epilepsi Olgusu
Smilar Symptomatology can Mislead; A Temporal Epilepsy Case Reverting from Vascular Coiling Surgery
Eda Kılıç Çoban, Bülent Mert
doi: 10.14744/epilepsi.2020.33602  Sayfalar 192 - 194
Görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, pek çok kişide büklüntülü damarlara rastlanmaktadır. Çok sayıda cerrahi teknik bu damarları düzelterek mevcut semptomatolojiyi ortadan kaldırmaktadır. Nitekim cerrahi öncesi hasta iyi değerlendirilerek etyolojinin bu olduğundan emin olunmalıdır.
50 yaşında kadın hasta baş dönmesi şikayeti ile konsülte edildi. Hasta anamnezinde haftada bir iki kez ataklar halinde başdönmesi, dengesizlik, bayılır gibi olma hali, arada bu şikayetlerine mideden yükselen iç sıkıntısı tariflemekteydi. Görüntüleme yöntemlerinde her iki internal karotis arterde ileri büklüntülü seyir tespit edildi. Hastanın nörolojik ve kulak muayenesi normaldi. Rutin elektroensefalografi normaldi. 3 saatlik uyku deprivasyonlu EEG de sol hemisfer temporal bölgede keskin dalga aktiviteleri izlendi. Karbamazepin 400 mg/gün başlanmasının ardından birinci ve üçüncü ay takiplerinde şikayeti olmadı.
Sonuç olarak ilerleyen teknoloji ve görüntüleme yöntemleri her ne kadar tanı koymamıza yardımcı olsa da esas olan anamnez ve semiyolojidir.
With the increasing use of imaging technics, many patients have been found to have twisted vessels. Treating these vessels by many surgical procedures, the symptomatology regresses. However the patient must be well evaluated and the etiology must be clear before the surgery,
A 50 years old female patient was consulted. In her history, she was complaining from vertigo, imbalance, syncope like episodes once or twice a week with a discomfort increasing from her stomach. Bilateral advanced degree of carotid tortuosity was demonstrated in her imagings. Her neurological and auditory examinations were normal. Routine electroencephalography was in normal limits. 3 houred sleep deprivation electroencephalography revealed sharp wave activities on temporal region of the left hemisphere. After initiation of 400 mg/day Carbamazepine, she had no complaint in her first and third month visits.
As a conclusion, although advancing technology and imaging technics help us to diagnose, anamnesis and semiology are more essential.

14.
Üç Olgu Sunumu ile Ritmik Delta Aktiviteleri
Electroencephalographic Rhythmic Delta Activities in Three Cases
Dilara Mermi Dibek, Ibrahim Öztura, Barış Baklan
doi: 10.14744/epilepsi.2020.62634  Sayfalar 195 - 200
Elektroensefalografi incelemesinde 4 Hz veya daha düşük frekanslı, uniform morfolojide, en az altı siklus içeren deşarjlar intermittent ritmik delta kaybolurlar. Eşlik eden teta veya daha yüksek frekansta hızlı aktivite varlığında veya diken, keskin dalga aktivitesi eşlik ettiğinde “IRDA artı” grubu olarak adlandırılmakta ve bu grubun önemi epileptiform anormallikle ilişkisinin daha yüksek oranda olmasıdır.
Üç olgu sunumu ile intermitent ritmik delta aktivitelerinin isimlendirilmesini, etiyolojisini ve morfolojilerini tartışmayı amaçladık.
Intermittent rhythmic delta activities are electroencephalographic discharges with uniform morphology, at a frequency of 4 Hz or less, containing at least six cycles, which are lost by eye opening and stimulation. These are called “plus” if concomitant theta or higher frequency rapid activity or spike, sharp wave activity is present. This group has a stronger relationship with epileptiform abnormality.
We aimed to discuss the clinical presentations, and nomenclature of intermittent rhythmic delta activities with three case reports.

15.
İntrakraniyal Kortikal Lezyona Bağlı Volvüler Epileptik Nöbet Olgusu
A Case of Volvular Epileptic Seizure Associated with Intracranial Cortical Lesion
Helin Cansu Serindağ, Fulya Eren, Eda Çoban, Günay Gül, Aysun Soysal
doi: 10.14744/epilepsi.2021.94834  Sayfalar 201 - 204
Volvuler epileptik nöbet hastanın bir çember çizerek yürümesiyle karakterizedir ve nadir görülen bir nöbet çeşididir. Fokal epileptik aktivite sebebiyle ortaya çıkar. Adversif nöbetlerle beraber olabilir ancak ayrı bir nöbet semiyolojisi olarak değerlendirilir. Primer epileptik sendroma bağlı olarak ya da intrakraniyal lezyona sekonder olarak ortaya çıkabilir. Volvuler nöbet, çoğunlukla frontal lob lezyonlarına bağlı ortaya çıkmakla beraber; temporal, parietal ya da oksipital lob lezyonlarına bağlı da gelişebilir. Bu yazıda, 55 yaşında intrakraniyal lezyona bağlı volvüler epileptik nöbetleri başlayan, altta yatan sebebi otoimmünite olarak değerlendirerek dirençli nöbetlerini kontrol altına aldığımız bir olgunun sunulması amaçlanmıştır.Yeni başlangıçlı nöbetlerin altında otoimmün etiyoloji yatabilmektedir.
Volvular epileptic seizure is characterized by walking repetitively in small circles and it is a rare kind of seizure. It is a result of focal epileptic activity. It could coexist with adversive seizures but it is considered as a separate seizure semiology. Volvular seizures may occur due to primary epileptic syndrome or secondary to an intracranial lesion. Volvular seizures are mostly seen in frontal lobe lesions, whereas it can be associated with temporal, parietal or occipital lesions. We report a case who has volvular epilepsy started at age of 55 due to an intracranial lesion which we considered and treated as an autoimmune lesion and controlled his resistant epilepsy. New onset epileptic seizures can be caused by autoimmune etiology.



Copyright © 2021 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale