ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 27      Sayı : 3       Yıl: 2021

Epilepsi: 21 (1)
Cilt: 21  Sayı: 1 - 2015
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Epileptik Yetişkinlerde Parsiyel Başlangıçlı Nöbet Tedavisinde Ek Lakosamit Tedavisi: Bir Derleme
Partial Onset Seizure Treatment with Adjunctive Lacosamide in Epileptic Adults: A Review
Elinor Ben-menachem
doi: 10.5505/epilepsi.2015.95867  Sayfalar 1 - 5
Epilepsi sık görülen, kronik, serebral bir hastalıktır ve daha çok gelişmekte olan ülkelerde, her yaştaki bireyde karşımıza çıkabilir. Günümüzde antiepileptik ilaçlar (AEİ) ile adjunktif tedavi epilepsi tedavisinde standart olarak uygulanmaktadır. Lakosamit (LCM) parsiyel başlangıçlı nöbetlerin adjunktif tedavisinde kullanımı için onay almış bir AEİ’tır. Yakın zamanda LCM’in etkililiğini ve güvenliliğini araştırmak amacıyla, diğer AEİ’lar ile beraber adjunktif tedavi olarak LCM’in uygulandığı, benzer tasarımlı, plasebo-kontrollü faz II/III klinik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalardan elde edilen veriler ile bir veri havuzu oluşturulmuş ve üç çalışmadan toplanan bu veriler yeniden analiz edilmiş ve bu derlemede
sunulmaktadır. Sonuçlar LCM’in iyi tolere edildiğini ayrıca kontrolsüz parsiyel başlangıçlı nöbetleri olan hastalarda nöbetlerin görülme sıklığını azalttığını ortaya koymuştur.
Epilepsy is a common chronic disorder of the brain and can be seen at all ages with a higher prevalence in developing countries. Adjunctive therapy with antiepileptic drugs (AEDs) is the gold standard in treatment of epilepsy. Lacosamide (LCM) is a novel AED which is approved for adjunctive therapy for the treatment of partial-onset seizures. Recently 3 Phase II/III placebo controlled clinical trials with similar designs were conducted to investigate the efficacy and safety of lacosamide (LCM) administered as adjunctive therapy with other AEDs. Data collected from those studies were pooled, re-analyzed and presented in this review article. Results revealed that LCM is well tolerated and effective in seizure reduction as adjunctive therapy in patients with uncontrolled partial-onset seizures.

2.
Pentilentetrazol Tutuşma Epilepsi Modeli
Pentylenetetrazole Kindling Epilepsy Model
Özlem Ergül Erkeç, Okan Arıhan
doi: 10.5505/epilepsi.2015.08108  Sayfalar 6 - 12
Epilepsi genel popülasyonun yaklaşık %1’ini etkileyen en yaygın nörolojik düzensizliklerden biridir. Antiepileptik ilaç tedavisi gören hastaların üçte birinde hiçbir hafifleme elde edilememektedir. Epilepsi için kullanılan güncel tedaviler semptomatiktir ve antiepileptik etkiden ziyade anti nöbet etkilidir. Bu tedaviler epilepsiyi tedavi etmemektedir. Epilepsinin temel mekanizmaları da henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Nöbet ve epilepsi hayvan modelleri kullanılarak epilepsinin temelinde yatan mekanizmaları kavrayışımız ilerlemektedir. Ayrıca epilepsi ve nöbet hayvan modelleri yeni antiepileptik ilaç keşfi ve gelişimi bakımından kullanışlıdırlar. Pentilentetrazol (PTZ), antiepileptik ilaç keşif çalışmalarında yaygın biçimde kullanılmaktadır ve PTZ tutuşma modeli epilepsinin patofizyolojisinin anlaşılması bakımından oldukça önemlidir. Bu derlemede, PTZ kindling modeli hakkında güncel bilgiler sunulmaktadır.
Epilepsy is one of the most common neurologic disorders affecting approximately 1% of the general population, and no alleviation was achieved in one third of the patients medicated with antiepileptic drugs. Current treatments of epilepsy are symptomatic and have more
anti-seizure effects than antiepileptic effects. These therapies do not cure epilepsy. Basic mechanisms of epilepsy have not entirely been clarified yet. Using seizure and epilepsy animal models, our comprehension about basic mechanisms underlying epileptogenesis has improved. In addition, animal models of epilepsy and seizures are very useful in the discovery and development of new antiepileptic drugs. Pentylenetetrazole (PTZ) is widely used in antiepileptic drug discovery studies, and PTZ kindling model is very important to understand the pathophysiology of epilepsy. In this review, current information about PTZ kindling model was given in this aspect.

ARAŞTıRMA
3.
Sıçanlarda Penisilin ile Oluşturulan Status Epileptikus Modelinde Farklı Dozlarda Uygulanan İntravenöz Parasetamolün Beyin Elektriksel Aktivitesine Olan Etkisi
The Effect of Varying Doses of Intravenous Paracetamol on the Electrical Activity of the Brain in Penicillin-Induced Status Epilepticus in Rats
İbrahim Mumcuoğlu, Semiha Kurt, Duygu Aydın, Fatih Ekici, Zeynep Kasap, Volkan Solmaz, Hatice Aygün
doi: 10.5505/epilepsi.2015.30085  Sayfalar 13 - 19
GİRİŞ ve AMAÇ: Parasetamol yaygın olarak kullanılan analjezik ve antipiretik bir ajandır Parasetamolün aktif metaboliti olan N-araşidonil-fenolamin bazı deneysel epilepsi modellerinde endokannabinoid sistemi aktive ederek epileptik aktiviteyi azalttığı bildirilmiştir. Diazepam antikonvülzan etkileri iyi bilinen bir benzodiazepindir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda penisiline bağlı gelişen epilepside, farklı dozlardaki parasetamol ve diazepamın etkilerini karşılaştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Üretan (1.25 g/kg, intraperitoneal) anestezisi altındaki sıçanlar stereotaksiki cihazına yerleştirildi. Vücut ısısı bir ısıtıcı battaniye ile 37°C’de muhafaza edildi. Kraniyuma açılan bir delik içinden somatomotor kortekse 500 IU penisilin G (PGP) enjeksiyonu ile epileptik odak oluşturuldu. Parasetamol 100, 150 ve 300 mg/kg ve diazepam 5 mg/kg dozlarında epileptiform aktivite üzerine karşılaştırmalı etkileri penisilin enjeksiyonunda 30 dakika sonra uygulanarak incelendi. Elektrokortigografi aktivitesi iki saat süreyle izlendi.
BULGULAR: İntrakortikal PGP (500 IU) enjeksiyonu tüm gruplarda epileptiform aktivite oluşturdu. Diazepam (5 mg/kg, intravenöz) penisilin enjeksiyonundan sonraki 40. dakikada epileptiform aktivitede istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma sağladı. Parasetamolün 100 mg/kg dozunda penisilin ile oluşturulan epileptiform aktiviteye etkisi yoktu (p>0.05). Ancak 150 ve 300 mg/kg i.v parasetamol antiepileptik aktivite üzerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede etkili bulundu (p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmanın sonuçları parasetamolün 150 ve 300 mg/kg dozlarının penisiline bağlı epileptiform aktivite üzerinde etkisi olduğuna işaret etmektedir. Bu etkinin nedenlerini anlamaya yönelik ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: Paracetamol is a widely used analgesic and antipyretic agent. It has been reported that N-arachidonoyl-phenolamine, the active metabolite of paracetamol, reduces epilepsy by activating the endocannabinoid system in some models of experimental epilepsy. Diazepam is a benzodiazepine well known to have anticonvulsant effects. The aim of the present study was to investigate the effects of different doses of paracetamol on penicillin-induced epileptiform activity (PIEA) in rats.
METHODS: Rats anesthetized with urethane (1.25 g/kg, intraperitoneal) were placed in a stereotaxic frame. Body temperatures were maintained at 37°C by a heating blanket. An epileptic focus was produced by 500 IU Penicillin G (PGP) injection into the soma-motor cortex using a hole drilled into the cranium. Paracetamol (100, 150 and 300 mg/kg, respectively) and diazepam (5 mg/kg) were administered thirty minutes after PGP injection, and their effects on the epileptiform activity were examined comparatively. Electrocorticographic activity was monitored for two hours.
RESULTS: Intracortical injection of PGP (500 units) induced epileptiform activity in all groups of rats. Diazepam caused a statistical significant decrease in the epileptiform activity in the 40th minute after PGP injection. Paracetamol (100 mg/kg) application did not influence the PIEA (p>0.05). However, 150 and 300 mg/kg IV paracetamol had a statistically significant effect on the antiepileptic activity (p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of the present study indicated that 150 and 300 mg/kg doses of paracetamol had an effect on PIEA. Further studies are needed to understand the reasons for this effect.

4.
İnme Sonrası Epilepside Lezyon Yeri ve Elektroensefalografinin Uyumu
Correlation between Lesion Location and EEG Findings in Post-stroke Epilepsy
Ali Özhan Sıvacı, Muhammet Okay Örün, Aylin Bican Demir, İbrahim Bora
doi: 10.5505/epilepsi.2015.02486  Sayfalar 20 - 24
GİRİŞ ve AMAÇ: İleri yaşlarda görülen nöbet ve epilepsinin etiyolojisinde inme önemli bir yer kaplamaktadır. Bu çalışmada Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi (UÜTF) Nöroloji Anabilim Dalı (AD) Epilepsi Polikliniği’nde nöbet-epilepsi etiyolojisinde inme olan hastalar geriye dönük olarak değerlendirilerek lezyon lokalizasyonu ve elektroensefalografi (EEG) bulguları ile ilgili verilerin belirlenmesi amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji AD Epilepsi Polikliniği’nde takip edilen 4221 epilepsi hastasından nöbet etiyolojisinde inme olan 106 hastanın geriye dönük olarak demografik ve özgeçmiş özellikleri, inme tipi, inme geçirme yaşı, inme etiyolojisi, nörogörüntüleme bulgularına göre lezyonun yeri, inme sonrası nöbetin ortaya çıkma zamanı, nöbet tipi ve kullanılmakta olan antiepileptik ilaçlarla ilgili bilgiler kayıt edildi. Hastaların nörogörüntüle bulguları damar sulama alanlarına göre lokalize edildi. Anterior serebral arter (ACA), orta
serebral arter (MCA), posterior serebral arter (PCA) ve diğer olarak isimlendirildi. Elektroensefalografi bulguları; normal, yavaş dalga aktivite ve epileptiform aktivite olarak sınıflandırılıp istatistiksel olarak karşılaştırıldı.
BULGULAR: Çalışmaya alınan 106 hastadan, 63 hasta (%59) erkek, 43 hasta (%41) kadındı. Elli sekiz hastada (%54.7) erken başlangıçlı nöbetler (inme sonrası ilk 15 gün) 48 hastada (%45.3) geç başlangıçlı nöbetler saptandı. Hastaların 52’sinde (%49.1) MCA, 28’inde (%26.4) PCA, 14’ünde (%13.2) ACA ve 12’sinde (%11.3) diğer arter sulama alanlarından kaynaklı inme olduğu tesbit edildi. Bu hastaların EEG kayıtlarındaki bulgular, 13 hastada (%12.3) normal, 54 hastada (%51) lezyon lokalizasyonu ile uyumlu ve 39 hastada (%36.7) lezyon lokalizasyonu ile uyumsuz bulundu. Elektroensefalografi bulgularının özellikle MCA sulama alanından kaynaklı lezyonlarda anlamlı oranda nörogörüntüleme bulguları ile uyumlu olduğu görüldü (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Beyin damar hastalıklarında enfarkt sonrası sekel değişikliklerle birlikte sıklıkla lezyonun lokalizasyonuna bağlı olarak EEG’de çoğunlukla yavaş dalga aktivitesi ve buna ek olarak epileptiform aktivite bulguları eşlik eder. İnmede EEG sınırlı bir role sahip olmakla birlikte hastanın kliniği ve nörogörüntüleme yöntemlerine destekleyici olması nedeniyle yardımcı tanı yöntemi olarak önemlidir.
INTRODUCTION: Stroke is an important etiological factor in seizures and epilepsies of advanced age. In this study, it was planned to determine the location of lesions and EEG findings in 106 patients with post-stroke seizures, who were followed in the Neurology Department of Uludağ University, Faculty of Medicine, retrospectively.
METHODS: Archive files of 4221 patients diagnosed with epilepsy admitted to the Neurology Department of Uludağ University, Faculty of Medicine were screened, and one hundred and six patients, with stroke as the etiology of epilepsy, were included into the study. Information on the demographical features of patients and past histories, stroke type, age at stroke, etiology of stroke, and stroke localization according to neuro-imaging, seizure on set date after stroke, seizure type, and anti-epileptic treatment were all recorded. Neuro-imaging findings were identified according to the arteries involved such as ACA (anterior cerebral artery), MCA (middle cerebral artery), PCA (posterior cerebral artery) and others. Moreover, EEG findings were classified as normal, slow wave activity and epileptiform activity. Data was compared statistically.
RESULTS: Sixty-three of 106 patients were male (59%) and 43 were female (41%). Fifty-eight patients (54.7%) had early-onset seizures (first 15 days after stroke), whereas 48 patients (45.3%) had late-onset seizures. Arterial stroke regions were categorized as MCA for 52 patients (49.1%), PCA for 28 patients (26.4%), ACA for 14 patients (13.2%) and others for 12 patients (11.3%). EEG findings were recorded as normal for 13 patients (12.3%). EEG features were corresponding to location of lesions on neuro-imaging in 54 patients (51%), not corresponding in 39 patients (36.7%). Concordance of EEG findings was especially significant in strokes of the MCA region (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: EEG findings after infarctions were usually recorded as slow wave activity corresponding to the location of the lesion, and sometimes epileptiform activities can accompany. In cases with stroke, EEG has a limited place; however, if evaluated with clinical findings and neuro-imaging data, EEG is important as a supporting diagnostic test.

5.
Epilepsi Hastalarının Maluliyet Değerlendirmesinde Demografik ve Klinik Özellikler
Demographic and Clinical Characteristics in the Disability Evaluation of Epilepsy Patients
Fatma Genç, Gülnihal Kutlu, Gizem Akça, Abidin Erdal, Yasemin Biçer Gömceli
doi: 10.5505/epilepsi.2015.81994  Sayfalar 25 - 28
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi iş gücü kaybı ve özürlülüğe yol açan kronik nörolojik bir hastalıktır. Uygun tıbbi ve cerrahi tedavilere rağmen sık nöbet geçiren hastaların sosyal açıdan korunması önemlidir. Bu çalışmada epilepsi hastalarının maluliyet değerlendirmesinde demografik ve klinik özelliklerin araştırılması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu Bölümü’ne Ocak 2014-Ocak 2015 tarihleri arasında malulen emeklilik isteği ile başvuran hastalar geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR: Otuz biri (%79.5) erkek, sekizi (20.5) kadın olmak üzere toplam 39 hasta incelendi. Yaş ortalaması 41.8 olan hastaların ortalama epilepsi süreleri 20.4±12.6 (minimum 6 ay - maksimum 46 yıl) yıl idi. Sonuçta yedi (%17.9) hastanın emeklilik için uygun olduğuna karar verilirken 16 hastanın (%41) ise uygun kriterleri taşımadığı sonucuna varılmıştır. On dört (%35.9) hasta başvuru sonrası kontrollere gelmezken iki (%5.1) hastanın ise epilepsi hastası olmadığı saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Epilepsi hastalarının takibinde sadece tıbbi tedavi ile yetinmeyip hastaların sosyal hakları konusunda bilinçlenmelerine katkıda bulunmak ve yaşam kalitelerini artırmak uygun bir yaklaşımdır.
INTRODUCTION: Epilepsy is a chronic disease resulting in the loss of labor and disability. Despite appropriate medical and surgical treatments, patients experiencing frequent seizures should be protected socially. This study aimed to investigate the demographic and clinical characteristics of disability in epilepsy patients.
METHODS: According to the decisions of the Health Board of Antalya Education and Research Hospital, patients followed-up by second stage hospitals or who had no follow-ups would be followed-up for at least three months with appropriate and adequate treatment than final decision would be given.
RESULTS: Thirty-nine patients (31 male, 8 female) were included into the study. The mean age was 41.8 years, duration of epilepsy was 20.4 ± 12.6 years (min. 6 months- max. 46 years). Ultimately, seven patients were suitable for disability retirement and 16 were not. Fourteen patients withdrew applications. Finally, it was understood that two patients had syncope attacks rather than epilepsy.
DISCUSSION AND CONCLUSION: During the follow-up of the patients with epilepsy, the management of medical therapy is not enough alone, we must educate the patients about their social benefits. Patients, who have frequent seizures that obstacle working, should be promoted socially and financially by the social state. However, this issue is open to abuse, people who deserve social benefits should be determined objectively.

6.
Maluliyet Belirlenmesi Amacıyla Hastanede Yatırılan Epilepsi Hastalarına Yaklaşım
An Approach to Epilepsy Patients Admitted to Hospital for the Purpose of Disability Determination
Eser Buluş, Şükriye Feryal Menkü, Şakir Delil, Çiğdem Özkara, Seher Naz Yeni
doi: 10.5505/epilepsi.2015.54227  Sayfalar 29 - 33
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu geriye dönük çalışmada, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından, kliniğimize sevk edilen epilepsi hastalarının, özürlülük oranlarının saptanması amacıyla en az 15 (ya da 21) gün yatırılarak gözlenmesi ile ilgili Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Kliniği’ndeki deneyimi paylaşmak, bu uygulamanın pratikliğini ve geçerliliğini sorgulamayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada 2007-2014 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nöroloji Kliniği’ne SGK tarafından maluliyet durumunun belirlenmesi amacıyla yatırılmak üzere sevk edilen ve servisimizde yatırılarak izlenen 58 hastanın kayıtları geriye dönük olarak araştırılmıştır.
BULGULAR: Çalışmaya 58 hasta (10 kadın, 48 erkek) alındı. Dirençli epilepsisi olan hasta sayısı 18 (%33.3) idi. Yatış sırasında 27 olgu tanıklı nöbet geçirdi. Bu hastalardan 11 ‘inin nöbeti psikojen olarak değerlendirildi. Sekiz olgunun nöbetine tanık olunamadı. Öykü, klinik, görüntüleme ve interiktal EEG değerlendirmeleri ile birlikte hastaların %65.5’i (n=38) epilepsi, %20.6’sı (n=12) nonepileptik psikojen nöbet (NEPN) ve epilepsi birlikteliği, %13.7’si (n=8) ise NEPN tanılarını aldı. Mental retarde olduğu bilinen 18 (%33.3) hasta malulen emekli olma hakkını elde etti. Mental retardasyonu olmadığı bilinen 36 hastadan 18’i (%33.3), dirençli epilepsi tanısı olduğu ve yeterli ve düzenli AEİ kullandığı için emeklilik hakkını elde etti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Maluliyet belirlenmesi amacıyla, yatırılması istenen hastaların çoğu, iyi bir anamnez, ve kısa süreli video EEG monitorizasyonu ile yatırılmadan da özürlü raporu alabilir. Bu uygulamanın, zaman-yer açısından daha ekonomik, pratik ve geçerli bir davranış olabileceğini düşünmekteyiz.
INTRODUCTION: In this retrospective study, it was aimed to share the experience gained in Cerrahpaşa Medical Faculty, Department of Neurology regarding a 15 (or 21)-day of observation of epilepsy patients referred by the Social Security Institution (SSI) in an attempt to identify their rate of disability and question the practicality and validity of this practice.
METHODS: Fifty-eight patients, referred to our clinic and hospitalized for the purpose of determining the disability rate between 2007 and 2014, were retrospectively analyzed.
RESULTS: Fifty-eight patients (10 female, 48 male) were included into our study. The number of patients with refractory epilepsy was 18 (33.3%). Twenty-seven cases had witnessed seizures during hospitalization and 11 of these patients were evaluated with psychogenic seizures. We were unable to witness seizures in eight cases. Of the fifty-eight patients, 65.5% of them (n=38) were diagnosed with epilepsy, 20.6% of them (n=12) were psychogenic non-epileptic seizures (PNES) and epilepsy association, 13.7% (n=8) of them were PNES with history, clinical, imaging and interictal EEG assessment. Eighteen of the patients (33.3%) who were known as mentally retarded acquired the right to disability. Eighteen of the 36 patients (33.3% of whose mental state was known) who were known not to be mentally retarded obtained the right to pension because they were diagnosed with drug-resistant epilepsy and were using adequate and regular AEDs.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Most of the patients referred for hospitalization for the purpose of determining the disability may be given the disability report only with a good history and short-term video EEG monitoring, without hospitalization. In our opinion, this type of practice might be a more economical, practical and valid behavior in terms of time and place.

OLGU SUNUMU
7.
Karın Ağrısı ve Şuur Bozukluğu: Abdominal Epilepsili Olgu
Abdominal Pain and Confusion: A Case Report of Abdominal Epilepsy
Güven Kuvandık, Ali Karakuş, Mustafa Şahan, Oğuzhan Özcan
doi: 10.5505/epilepsi.2015.04900  Sayfalar 34 - 36
Abdominal epilepsi, karın ağrısı bulantı ve kusma gibi gastrointestinal semptomların, letarji ve konvülziyon gibi nörolojik bulguların sık görüldüğü, tekrarlayıcı, az görülen bir durumdur. Genellikle çocukluk yaş grubunda görülmekle birlikte erişkinlerde de görülebilmektedir. Karın ağrısı yapan nedenlerin tanısal olarak ekarte edilmesinin ardından elektroensefalografi (EEG) ile değerlendirilerek tanı konmaktadır. Antiepileptiklerle semptomların düzelmesi tanıda önemlidir. On yedi yaşında kadın hasta aniden gelişen şuur bozukluğu nedeniyle acil servise getirildi. Hastanın genel durumu orta, şuuru konfüze, glaskow koma skalası (GKS): 11 (E: 2 M: 5 V: 4), tansiyonu 100/60 mmHg, nabzı 100/dk, solunumu 20/dk, ateşi 37.2 derece ve diğer fizik muayene bulguları doğaldı. Koma değerlendirmesine alınan hastanın ilk kan şekeri değeri 85 mg/dl ve serum amilaz, lipaz dahil acil kan parametreleri normaldi. Hastanın takipleri sırasında ikinci saatte şuuru tamamen açıldı. Karın ağrısı ayırıcı tanısı için istenilen incelemeleri de normaldi. Çekilen beyin tomografisinde anormallik saptanmazken EEG’sinde orta derecede aktif epileptiform anormalite ile uyumlu bulgular gösteren dalgalar tespit edildi. Levetirasetam tedavisi başlanan hastanın bir yıllık poliklinik kontrollerinde problem olmadı. Acil hekimleri karın ağrısı ve şuur bozukluğu olan hastalarda ayırıcı tanıda nadir görülen bir durum olan abdominal epilepsiyi düşünmelidir. Ayırıcı tanı amaçlı yapılan ilk incelemelerin ardından EEG ile hastalar değerlendirilmelidir.
Abdominal epilepsy is a recurrent and rare condition characterized by gastrointestinal symptoms such as abdominal pain, nausea, vomiting and neurological findings such as lethargy and convulsion. Although usually seen in childhood, it can also be seen in adults. After ruling out more common causes of abdominal pain, it is diagnosed with electroencephalography (EEG). The improvement of symptoms with antiepileptics is important in diagnosis. A 17-year-old woman was admitted to the emergency department with sudden loss of consciousness. On admission, general condition of the patient was moderate. The patient had confusion, and her other vital signs were as follows: Glasgow Coma Scale (GCS) at 11 (E: 2M: 5V: 4); arterial blood pressure, 100/60 mmHg; heart rate, 100 beats/min; respiration rate, 20 breaths/min and temperature, 37.2°C. Other physical examination findings were normal. First serum glucose level was 85 mg/dL. Serum amylase, lipase and other laboratory test results were within normal limits. After two hours of monitoring, her consciousness was completely opened. For differential diagnosis of abdominal pain, control results were normal. There was not any abnormal findings in computed tomography (CT) scans of brain. In EEG recordings, moderately active epileptiform abnormalities were detected. Levetirasetam medication was initiated. There were no problems observed during the one-year treatment period. Abdominal epilepsy is a rare condition that should be considered in patients presented with abdominal pain and confusion. After the initial tests performed for differential diagnosis of abdominal pain, patients should be evaluated with EEG.

8.
Eklampsi ve PRES Birlikteliği Olan Bir Olgu Nedeniyle Antiepileptik Tedavinin Gözden Geçirilmesi
Review of Antiepileptic Therapy of a Case Associated With Eclampsia and PRESS
Ayşin Kısabay, Bilge Oktan, Serpil Sarı, Hatice Mavioğlu, Hikmet Yılmaz
doi: 10.5505/epilepsi.2015.58076  Sayfalar 37 - 42
Posterior reversible ensefalopati sendromu başağrısı, mental durum değişiklikleri, epileptik nöbet, görme bozuklukları ve tipik olarak beynin posterior dolaşım alanındaki geçici değişikliklerle karakterize bir sendromdur. Bu tablolarda ortaya çıkan epileptik nöbetlerin iktal bulguları ve tedaviye yanıtları farklılıklar göstermiştir. Nöbetlerin tedavisinde tek ve/veya kombine farklı antiepileptik ilaçların kullanıldığı görülmüştür. Radyolojik tutulum ile klinik bulgular her zaman korele değildir. Aynı durum epilepsi-nöbet aktivitesi ve radyolojik tutulumun dağılımı arasındaki ilişki içinde geçerlidir. İzole tedaviye hızlı ve iyi yanıt veren basit parsiyel nöbetler olabileceği gibi status epileptikus tabloları da görülebilmektedir. Bu çalışmada hem bazal ganglionları ve hem de serebral derin yapıları tutmasına rağmen prognozu iyi seyreden ve magnezyum replasmanı ile nöbetleri ortadan kalkan olgunun sunulması ile, posterior reversible ensefalopati sendromuna eşlik eden epileptik nöbetlere güncel yaklaşımın nasıl olması gerektiği tartışılmıştır.
Posterior reversible encephalopathy syndrome (PRES) is a syndrome characterized by headache, changes in mental status, epileptic seizure, visual disturbances, and typically alterations in posterior circulation of the brain. Ictal findings of this type of epileptic seizures and their response to the treatment vary. It is observed that single and/or combined anti-epileptic drugs have been used in treatment of the seizures. Radiological involvement doesn’t always correlate with clinical findings. The same also applies for the relationship between epileptic-seizure activity and distribution of radiological involvement. Simple partial seizures rapidly and well responding to the isolated treatment as well as course of status epilepticus may occur. The present study discussed how the current approach to epileptic seizures was associated with posterior reversible encephalopathy syndrome by presenting a report whose prognosis was good although the condition involved both basal ganglia and cerebral deep structures, and whose seizures ceased with magnesium replacement.



Copyright © 2021 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale