ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 25      Sayı : 2       Yıl: 2019

Epilepsi: 4 (1)
Cilt: 4  Sayı: 1 - 1998
Özetleri Gizle | << Geri
1.
YENİ ANTİEPİLEPTİK İLAÇLAR: LABORATUVARDAN KLİNİĞE
THE NEW ANTIEPILEPTIC DRUGS: FROM THE LABORATORY TO THE CLINIC
Cinzia FATTORE, Emilio PERUCCA, Giuliana GATTİ
Sayfalar 6 - 17
Son on yılda birçok yeni antiepileptik ilaç (vigabatrin, lamotrigin, gabapentin, okskarbazepin, topiramat, tiagabin, zonisamid ve felbamat) kullanıma girmiştir ve daha birçoğu da değerlendirilme aşamasındadır. Bu ilaçların etki mekanizmaları (iyon kanallarının blokajı, GABAergik transmisyonu artırmaları, eksitatuar transmisyonun antagonizması) temelde, daha önceki bazı ilaçların mekanizmalarıyla büyük ölçüde çakışmaktadır. Bununla birlikte, moleküler düzeyde meydana getirdikleri etkiler kesin olarak bilinmemekte; bu durum da bu ilaçların farklı nöbet tiplerine karşı klinik aktivitelerinin değerlendirilmesini önlemektedir. Bu ilaçların bazıları, metabolik transformasyon ve düşük etkileşim potansiyeli (vigabatrin ve gabapentin) gibi özelliklerle eskilerinden ayrılmaktadır; bazıları ise yoğun bir şekilde metabolize olmakta ve ilaç etkileşimlerinde yaygın bir rol oynamaktadır. Benzer bir şekilde, bazıları aktivite spektrumu açısından, parsiyel nöbetlerin tedavisinde özel bir yere sahiptir (okskarbazepin, vigabatrin, gabapentin ve tiagabine); bazıları ise hem parsiyel hem de jeneralize nöbet tipleri üzerinde daha geniş etkinlik göstermektedir (lamotrigin, topiramat, zonisamid, ve felbamate). Ayrıca, bu ilaçların infantil spazmlar ve ilaca dirençli epilepsilerin tedavisinde ve nöbet sıklığının düşürülmesinde de etkili oldukları görülmektedir. Yeni antiepileptik ilaçlar, terapötik araçlara yararlı bir katkıdır; ancak sınırlı klinik deneyim ve yüksek maliyetleri bunların birinci kuşak ilaç olarak kullanılmalarını önlemektedir.
Several new antiepileptic drugs (vigabatrin, lamotrigine, gabapentin, oxcarbazepine, topiramate, tiagabine, zonisamide and felbamate) have been introduced into clinical practice over the last decade, and many more are undergoing evaluation. The basic mechanisms through which they exert their effects (blockade of ion channels, enhancement of GABAergic transmission or antagonism of excitatory transmission) seem to be widely overlapping with those exhibited by some of the older agents. Information on their precise effects at molecular level, however, is still incomplete, this limiting full prediction of clinical activity against different seizure types. Among these some differ from older agents due to lack of metabolic transformation and low interaction potential (vigabatrin and gabapentin) whereas others are extensively metabolized and commonly involved in drug interactions. Similarly, with respect to spectrum of activity, some are especially effective in the management of partial seizures (oxcarbazepine, vigabatrin, gabapentin and tiagabine) while others appear to have broader efficacy against both partial and generalized seizure types (lamotrigine, topiramate, zonisamide, and felbamate). They may also have efficacy in the management of infantile spasms, refractory epilepsies, and in reducing seizure frequency, The new antiepileptic drugs represent a useful addition to the therapeutic armamentarium, but limited clinical experience and cost considerations prevent their first-line use in most situations.

2.
PREADOLESAN DÖNEMİNİN İYİ GİDİŞLİ PARSİYEL EPİLEPSİ NÖBETLERİ: KLİNİK VE ELEKTROENSEFALOGRAFİK VERİLER
BENIGN PARTIAL EPILEPTIC SEIZURES WITH ONSET IN PREADOLESCENCE: CLINICAL AND ELECTROENCEPHALOGRAPHIC FEATURES
Aysın DERVENT, Cengiz YALÇINKAYA, Sibel ERTAN
Sayfalar 18 - 22
Epilepsi sendromlarının sınıflandırılmasında yaşın temel parametrelerden biri olduğu iyi bilinmektedir. Bu çalışmada, gelişimin çok önemli bir dilimini oluşturan preadolesansda (10-14 yaşları) başlayan iyi gidişil parsiyel nöbetlerin yaş faktörü temelinde alt gruplara özgü, olası klinik ve elektroensefalografik (EEG) değişiklikleri aranmıştır. Çalışmaya, nöbet başlangıç yaşı 10-14 yaş dilimi içinde yer alan, nöbetleri parsiyel başlangıç gösteren, nöbet sıklığı, başlangıçtaki sıklık gözetilmeksizin tedavi ile veya tedavisiz yılda iki veya daha seyrek olan ve en az bir yıldır izlenen 66 hasta (29 kız, 37 erkek) alınmıştır.Bu hastalarda cinsiyet dağılımı, nöbet başlangıç yaşı, nöbet tipi, nöbet süresi, tedavi öncesi nöbet sıklığı, nöbetlerin gün içindeki dağılım özellikleri ve uyku-uyanıklık siklusu içindeki yeri, presipitan faktörler, nörolojik muayene bulguları, öz ve soy geçmiş özellikleri, interiktal EEG özellikleri, kranyal radyolojik görüntüleme bulguları ve tedaviye yanıt gibi parametreler incelenmiştir. Çalışmamızda, 10-14 yaş arası başlayan, büyük oranda parsiyel motor özellikte olan, özellikle belli koşullarla ilişkili olarak ortaya çıkan elementer nöbetlerde yüksek bir sıklık görülmüştür. Sekonder jeneralizasyona oldukça sık rastlanan bu nöbetlerde başlangıç, 10-12. yaşlarda kümelenmektedir. Hastaların özgeçmişlerinde ve aile hikayesinde en sık karşılaşılan özellikler sırasıyla febril konvulsiyon ve epilepsidir. İlk EEG bulgularının prognoz hakkında anlamlı bilgi vermediği görülmüştür.
It is well-recognized that age comprises one of the main parameters in the classification of epileptic syndromes. This study sought for possible clinical and electroencephalographic features of apparently benign partial epilepsies with an onset in a relatively short but considerably important period of development, i.e. preadolescence (10-14 years of age). Sixty-six patients (29 girls, 37 boys) with seizures of partial onset in early adolescence were included. Frequency of seizures in a year with or without treatment was two or less. All the patients were under follow-up for at least a year. The study group was evaluated with regard to sex distribution, age of seizure onset, seizure pattern and duration, frequency of seizures before therapy, distribution of seizures during the day and throughout the sleep-wake cycle, precipitating factors, findings of neurological examination, interictal EEG, and cranial radiological imaging modalities, and response to therapy. Results indicated a high incidence for brief, diurnal simple partial motor seizures which often were secondarily generalized and precipitated by various conditions. Time of seizure onset showed a predominance for the early years (10-12 yrs.). The most often encountered features in the patients' medical history and the family history were the presence of febrile convulsions and epilepsy, respectively. Initial EEG findings showed no significant correlation with the prognoses.

3.
EPİLEPSİ VE İMMÜNİTE
EPILEPSY AND IMMUNITY
Aysın DERVENT, Bora İNCE, Cengiz YALÇINKAYA, Yıldız SÖYLEMEZ
Sayfalar 23 - 25
Bu çalışmada, epilepsi ve İmmünite arasındaki olası ilişkiyi araştırmak amacıyla, jeneralize ve parsiyel epilepsi ile febril konvulsiyonlu hastalarda humoral ve hücresel immün sistem açısından inceleme yapılmıştır. Ayrıca, antiepileptik ilaç kullanmakta olan hastalar, ilaçların immün sistem üzerine etkileri yönünden değerlendirilmiştir. Çalışmaya, 14'ü kız, 22'si erkek toplam 36 hasta (yaş dağılımı 1-13) alınmıştır. Bu hastaların 18'i antiepileptik ilaç kullanmaktadır. Ayrıca, hücresel immün sistem yönünden incelenen sağlam 17 çocuktan ve humoral immün sistem yönünden incelenen sağlam 60 çocuktan kontrol grubu oluşturulmuştur. Hasta ve kontrollerde T3 T4, T8 hücreleri, B lenfositler, immünglobulin ve IgG subgrup düzeyleri belirlenmiştir, ilaç almakta olan hasta grubunda IgM ve IgG2 değerleri yüksek bulunmuştur. T4 lenfosit sayıları ve T4/T8 oranı, ilaç kullanmayan hasta grubunda anlamlı azalma göstermiştir. B lenfosit sayıları epileptik hasta grubunda, kontrol grubuna göre yüksek bulunmakla beraber, bu artış anlamlı bulunmamıştır. Epilepsi, birçok etmenle ilişkilidir. Büyük bir olasılıkla, immün sistem de bu etmenlerden biridir.
In .order to investigate the possible relationship between epilepsy and humoral and cellular immunity, this study was carried out on patients with generalized and partial epilepsies, and patients with febrile convulsions. Patients using antiepileptic drugs (AEDs) were also evaluated with respect to drug effects on the immune system. A total of 36 patients (14 girls, 22 boys; age range 1-13 years) were included in the study. Of these, 18 patients were on antiepileptic drugs. The results obtained were compared with those of 17 and 60 healthy control children who underwent cellular and humoral immune system examination, respectively. T3, T4 and T8 cells, B lymphocytes, immunoglobulins and IgG subclasses were determined in the study patients and controls. Results revealed high blood levels of IgM and lgG2 in patients receiving AEDs. T4 lymphocyte levels and T4/T8 ratio were significantly low in patients without treatment. Although B lymphocyte levels were higher in patients than those of controls, the difference did not reach statistical significance. Findings supported a possible relationship between the immune system and epilepsy and provided challenge for further studies.



Hızlı Arama





 


Copyright © 2019 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale