ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 25      Sayı : 3       Yıl: 2019

Epilepsi: 25 (3)
Cilt: 25  Sayı: 3 - 2019
Özetleri Gizle | << Geri
EDITÖRDEN
1.
Editör’den
Editorial
Seher Naz Yeni
Sayfa V

DERLEME
2.
Odadaki Görünmez Fil: SUDEP Yani Epilepsi Hastalarında Ani Beklenmedik Ölüm
The Elephant in the Room: Sudden Unexplained Death in Epilepsy Patients
Pınar Bekdik Şirinocak, Ayşe Deniz Elmalı, Betül Baykan
doi: 10.14744/epilepsi.2019.18199  Sayfalar 109 - 116
Epilepsi, tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir hastalıktır. Epilepsi hastalarında ani beklenmedik ölüm (sudden unexplained death in epilepsy: SUDEP) nadir olmasına karşın büyük öneme sahip bir komplikasyondur. Bu geri dönüşümsüz ve yıkıcı komplikasyona karşı alınabilecek tüm önlemler oldukça kıymetlidir. Bu derlemede, SUDEP’in ne olduğu, risk faktörleri ve korunmak için alınabilecek önlemler tartışılmıştır. Epilepsi hastalarının tedavisinde yer alan tüm nöroloji uzmanlarının ve aile hekimlerinin bu konuya özellikle eğilmesi gerekmektedir. SUDEP konusunda ve alınabilecek koruyucu önlemlerle ilgili tüm epilepsi hastaları ve yakınları bilgilendirilmelidir. Epilepsinin ölümcül bir komplikasyonu olan SUDEP konusunda daha çok bilgilendirilme ve araştırmaya gereksinim duyulmaktadır.
Epilepsy is a disease characterized by recurring seizures. Sudden unexpected death in epilepsy patients (SUDEP), however rare, is very important. Precautions taken against this devastating and irreversible complication have substantial value. This review is a discussion of the definition of SUDEP, possible risk factors, and preventative measures. All neurologists and family medicine practitioners participating in the care of epilepsy patients should be well informed and very aware of this risk and preventative measures, as well as epilepsy patients and their caregivers. More research and programs to raise awareness of SUDEP, a deadly complication of epilepsy, are urgently needed.

ARAŞTIRMA
3.
Gebelik ve Epilepsi: Nöbetlerin Takip ve Tedavisi
Pregnancy and Epilepsy: Monitoring and Treating the Seizures
Buse Rahime Hasırcı Bayır, Gizem Gürsoy, Kemal Tutkavul, Yılmaz Çetinkaya
doi: 10.14744/epilepsi.2019.53325  Sayfalar 117 - 122
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi gebelerde migrenden sonra en sık görülen nörolojik hastalıktır. Bu dönemde seçilecek en uygun antiepileptik ilaç (AEİ) ile olası maternal ve fetal komplikasyonlar en aza indirilebilir. Bu çalışmada amacımız, kliniğimizde tedavi edilen epilepsili gebelerin gebeliklik sürecinde prognozlarını ve antiepileptik tedavilerinin etkinliğini değerlendirmektedir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya, Ocak 2000–Mayıs 2018 tarihleri arasında epilepsi kliniğinde muayene ve tedavi edilen 50 gebe hasta dahil edildi. Hastaların nöbet tipleri ve sıklıkları, kullanılan AEİ’ler ve gebelik süreçleri, tıbbi dosya kayıtlarına göre geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR: Epilepsi hastalığı olan 1965 hasta içinde, çalışmaya dahil edilen gebe hasta sayısı 50 (%2.54), toplam gebelik sayısı 68 idi. Yirmi yedi hastada (%54) jeneralize tipte nöbet izlendi. Hastaların %57.1’inde nöbet sıklığında değişiklik yoktu. Kırk hasta monoterapi ile tedavi edildi. En sık tercih edilen AEİ, 10 hasta ile valproik asit oldu. Hamilelik sırasında 10 hastanın günlük ilaç dozu arttırıldı ve en fazla doz artışı olan ilaç dört hasta ile lamotrijin idi. Fetal malformasyon açısından değerlendirildiğinde, sadece bir bebekte spina bifida vardı ve ölü doğum yoktu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu hastane tabanlı çalışma, hamilelik sırasında nöbet sıklığının seyrini tahmin etmenin zor olduğunu göstermiştir. Epilepsili hamile kadınların, gebelik sürecini olası en düşük komplikasyon oranlarıyla geçirebilmeleri için, hamile hastaların takibi ve yakından izlenmesi kritik öneme sahiptir.
INTRODUCTION: Epilepsy is the second most common neurological disorder after migraine in pregnancy. The most suitable antiepileptic drug (AED) to be chosen in this period would minimize the possible maternal and fetal complications. The present study monitors the pregnancies and prognoses of pregnant patients with epilepsy, who were treated in our clinic, and evaluates the efficiency of the antiepileptic treatment.
METHODS: In this study, 50 pregnant patients were included who were examined and treated in the epilepsy clinic from January 2000 to May 2018. Seizure types and frequencies, AEDs used, and pregnancy processes of the patients were investigated retrospectively based on their medical file records.
RESULTS: Of the 1965 patients with epilepsy, the number of pregnant patients included in this study was 50 (2.54%), while the total number of pregnancies was 68 and 27 pregnant patients had generalized onset seizures. There were not any changes in the seizure frequency in 57.1% of the patients. In this study, 40 patients were treated with monotherapy. The most frequently preferred AED was valproic acid with 10 patients. During the pregnancy, the daily dose was increased for 10 patients, and the drug with the highest increment was lamotrigine with four patients. Considering the births concerning fetal malformation, only one infant had spina bifida, and there were no stillbirths.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This hospital-based study showed that the course of seizure frequency during pregnancy is unpredictable. Following-up and monitoring the pregnant patients closely are of critical importance for pregnant women with epilepsy to have a healthier pregnancy with possible lowest complication rates.

4.
Epilepsi Hastalarında Uyku Yapısının Polisomnografik Veriler Eşliğinde Değerlendirilmesi
Evaluation of Sleep Structure in Patients with Epilepsy
Gülin Sünter, Kadriye Ağan
doi: 10.14744/epilepsi.2019.74436  Sayfalar 123 - 127
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi hastalarında uyku bozuklukları ile ilişkili hastalıklar normal topluma göre daha sık rastlanır. Diğer taraftan epilepsi hastalığı ve epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar da uyku yapısında değişikliklere neden olabilirler. Bu çalışmada, epilepsi hastalarının uyku özelliklerinin subjektif testler ile değerlendirilmesi ve polisomnografik inceleme ile uyku yapısının değerlendirilmesi ve bunun sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Epilepsi tanısı almış 29 hasta birey ile bilinen hiçbir hastalığı olmayan 25 sağlıklı gönüllü bireylere uyku kalitesini ve uyku bozukluğunu değerlendirmek üzere Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ), Uykusuzluk Şiddet İndeksi (UŞİ) uygulandı. Ayrıca uyku yapısını objektif olarak değerlendirebilmek için tüm hasta ve sağlıklı bireylere tüm gece video-polisomnografi incelemesi yapıldı.
BULGULAR: Epilepsi hastalarına yapılan uyku kalitesi, uykululuk ve uykusuzluk ile ilişkili testleri değerlendirildiğinde sırası ile, PUKİ 12.76±8.93, EUÖ 5.28±3.67, UŞİ 7.31±5.39 olarak saptandı. Polisomnografik veriler incelendiğinde epilepsi hasta grubunda uyku etkinliğinin azaldığı (p=0.046), uyku latansının kontrol grubuna göre kısaldığı (p=0.027) saptandı. Ayrıca epilepsi hastalarında NREM Evre 1 (p=0.001) ve REM evresi yüzdesinde azalma (p=0.001) mevcut iken NREM Evre 3 yüzdesinde kontrol grubuna göre anlamlı artış saptandı (p=0.027).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Uyku, bireysel değişkenliğe sahip olan dinamik bir süreçtir. Bireyin yaşı, sahip olduğu komorbiditeler, kullandığı ilaçlar ve hatta kullanılan uyku kayıt yöntemleri bu değişkenliğe neden olabilir. Epilepsi hastalığı ve epilepsi hastalığında kullanılan tedaviler de uyku yapısını değiştirebilirler. Sonuç olarak uyku ve epilepsi arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok çalışma gibi biz de uyku makroyapısında benzer farklılıklar saptadık. Ancak halen epileptik mekanizmaların ve antiepileptik ilaçların uykuyu nasıl etkilediği konusunda bilgi eksikliği mevcuttur.
INTRODUCTION: Sleep disorders are more common in patients with epilepsy than in healthy individuals. Epileptic syndromes and antiepileptic drugs can alter the structure of sleep. The aim of this study was to analyze differences in sleep patterns between patients with epilepsy and healthy individuals using subjective tests and polysomnographic evaluation.
METHODS: The determination of sleep characteristics and the presence of sleep disorders were evaluated using standard questionnaires and polysomnography in 29 patients with epilepsy and 25 controls. The Pittsburgh Sleep Quality Index (PSQI), the Epworth Sleepiness Scale (ESS), and the Insomnia Severity Index (ISI) were administered to assess the participants.
RESULTS: The mean PSQI, ESS, and ISI scores in adults with epilepsy were 12.76±8.93, 5.28±3.67, and 7.31±5.39, respectively. Lower sleep efficiency (p=0.046), decreased N1 sleep stage percentage (p=0.001), decreased rapid eye movement sleep stage percentage (p=0.001), and an increased N3 sleep stage percentage (p=0.012) were observed in patients with epilepsy. It was also noted that sleep latency was shorter in patients with epilepsy than in the control group (p=0.027).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Sleep architecture has individual variability. Age, comorbidities, medications, and sleep recording methods are some of the factors that contribute to this variability. Both the disease itself and drugs used in the treatment of epilepsy can alter the structure of sleep. Our findings were similar to other studies investigating sleep macrostructure comparing adults with epilepsy and healthy individuals. However, knowledge of how epileptic mechanisms and antiepileptic drugs affect sleep is still insufficient.

5.
Epileptik Hastalarda Yaşam Kalitesinin Depresyon ve Cinsel İşlev Bozukluğu İle İlişkisi
Ayşe Yılmaz, Aytül Mutlu, Ayşe Özlem Çokar, Rabia Gökçen Gözübatık Çelik, Serkan İslam, Enver Demirel Yılmaz, Özge Ünal, Feriha Özer
doi: 10.14744/epilepsi.2019.89410  Sayfalar 128 - 135
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi nöroloji pratiğinde çocukluk ve ergenlik çağında en sık, ileri yaşta ise beyin damar hastalıklarının ardından ikinci en sık rastlanan hastalıktır. Son dönemlerde epilepsi hastalarında memnuniyeti ve yaşam standartını yükseltmek, hastalığın maliyetini azaltmak amacıyla hastaların yaşam kalitesi önem kazanmış, çeşitli ölçekler geliştirilmiştir. Çalışmamızda epilepsi hastalarının yaşam kalitesinin tespiti ve etkileyen faktörlerin belirlenip hastaların psikososyal bulguların iyileştirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 18–65 yaş arası en az bir yıldır kompleks parsiyel veya jeneralize tipte epileptik nöbet geçiren ve kesin epilepi tanısı alan hastalar dahil edildi. Demografik verileri excel formatında not edilerek değerlendirildi; araştırmacılar (psikolog) tarafından tüm hastalara, epilepsi yaşam kalitesi testi Qolie-31, Hamilton depresyon değerlendirme ölçeği ve cinsiyetlerine göre Arizona cinsel işlev bozukluğu testleri uygulandı.
BULGULAR: Kırk beşi kadın toplam 72 hasta çalışmaya dahil edildi. Ortalama yaş 28.93±10.72 yıl; ortalama tedavi süreleri 8.14±8.40 yıldı. Otuz dört hasta (%47.2) yılda birden fazla nöbet geçirmekteydi. Hamilton depresyon değerlendirme ölçeği skorları ile QOLIE-31’in nöbete ilişkin kaygılar; toplam yaşam kalitesi, emosyonel iyilik, enerji/yorgunluk, bilişsel durum ve sosyal fonksiyon skorları arasında; ölçek toplam skorları arasında negatif yönde %52.8 düzeyinde ilişki gözlenmiştir (p≤0.005). Tüm hastalarda cinsel işlev bozukluğunun yaşam kalitesinin alt skorlarını negatif yönde etkilendiği izlendi (p≤0.005).


TARTIŞMA ve SONUÇ: Epilepsi hastaları multidisipliner yaklaşımla ele alınmalıdır; hastaların psikososyal ve cinsel fonksiyon bozukluğu gibi yaşam kalitesini etkileyen faktörler gözönüne alındığında tanı, tedavi ve takiplerinde daha etkili olunabilineceği unutulmamamlıdır.

6.
Vagal Sinir Stimülatörü İmplantasyonu Sonrası Görülen Lead Kırıkları
Lead Fractures after Vagal Nerve Stimulator Implantation
Ahmet Eren Seçen, Ayfer Aslan, Erkut Baha Bulduk, İrem Yıldırım, Ayşe Serdaroğlu, Gökhan Kurt
doi: 10.14744/epilepsi.2018.97659  Sayfalar 136 - 140
GİRİŞ ve AMAÇ: Vagal sinir stimülatörü, tıbbi tedaviye dirençli epilepsilerde kullanılan etkin bir tedavi seçeneğidir. Cerrahi komplikasyon riskleri olduğu gibi cihaza bağımlı riskleri de mevcuttur. Bu çalışmamızda, cihaz bağımlı komplikasyonlardan lead kırıklarına dikkat çekmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Mart 2005–Mart 2015 tarihleri arasında kliniğimizde vagal sinir stimülatörü implantasyonu yapılan hastalar tarandı ve hastalardan lead kırıkları olanlar bu çalışmaya dahil edildi.
BULGULAR: Kliniğimizde 170’in üzerinde hastaya vagal sinir stimülatörü implantasyonu yapılmış olup bunların 11 tanesinde lead kırığı saptandı. Hepsi revizyon cerrahisine alındı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Lead kırıkları çok sık görülmese de cihaz bağımlı komplikasyonların %11’ini oluşturmaktadır. Nöbet şiddetinin yüksek, frekansının sık olması, nöbetlerin uzun sürmesi ve travmalar bu kırıklara neden olabilmektedir.
INTRODUCTION: Vagal nerve stimulator is an effective treatment option for the medical treatment of the resistant-epilepsies. Surgical complication risks, as well as device-dependent risks, are also present. In this study, we aimed to draw attention to lead fractures from device-dependent complications.
METHODS: Between March 2005 and March 2015, patients who had vagal nerve stimulator implantation were screened in our clinic, and patients with lead fractures were included in this study.
RESULTS: Vagal nerve stimulator implants were implanted to over 170 patients in our clinic, and 11 of them were found to have lead fractures. They were all taken to revision surgery.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although lead fractures are not common, they form 11% of the device-dependent complications. High seizure severity, frequent frequency, long seizures and trauma may cause lead fractures.

7.
Rehber Öğretmenlerin Epilepsiye İlişkin Bilgi ve Davranışlarının İncelenmesi
Investigating the Knowledge and Behavior of Guidance Counselors Regarding Epilepsy
Ferahim Yeşilyurt
doi: 10.14744/epilepsi.2019.65265  Sayfalar 141 - 146
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi (sara) hastalığı okullarda sıklıkla karşılaşılan, öğrenci başarısını ve arkadaş ilişkilerini önemli biçimde etkileyen bir nörolojik hastalıktır. Epilepsili çocuklar zaman zaman okulda epilepsi nöbeti geçirmektedirler. Bu araştırmada rehber öğretmenlerin epilepsiye ilişkin bilgi ve davranışlarının incelenmesi amaçlanmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada betimsel tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya İstanbul’daki okullarda görev yapan 73 rehber öğretmen katılmıştır. Araştırma kapsamında verileri elde etmek üzere araştırmacı tarafından konu ile ilgili literatür bilgisinden yola çıkılarak hazırlanan 11 soruluk “Rehber Öğretmenlerin Epilepsiye İlişkin Bilgi Ve nöbet anındaki Davranışlarının Belirlenmesi” anketi kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistik tekniklerinden frekans, yüzde, aritmetik ortalama vb. kullanılmıştır.
BULGULAR: Rehber öğretmenlerin epilepsiyle ilgili bir eğitim almadıkları, bilgilerinin daha çok gazete dergilerden edindikleri, okuldaki epilepsi hastası öğrencileri bildikleri, bu bilgiyi aileden aldıkları görülmüştür. Ayrıca rehber öğretmenlerin epilepsili çocuklara destek olmada sorumlulukları olduğu ancak nöbet anında sorumluluklarının olmadığını düşündükleri, nöbete müdahale konusunda yeterli olmadıkları ve nöbet anındaki davranışlarında ciddi yanlışlıkların olduğu tespit edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Gününün büyük bir kısmını okul ortamında geçiren epilepsili öğrencilerin nöbet anında doğru müdahalelerin yapılması açısından rehber öğretmenlere önemli görevler düşmektedir. Bu doğrultuda Rehber öğretmenlerin epilepsiyle ilgili bilgi düzeyini artırmaya yönelik eğitim programları hazırlanmalıdır. Ayrıca Üniversite eğitim müfredatına epilepsi ile ilgili bilgiler eklenmelidir.
INTRODUCTION: Epilepsy is a neurological disorder that can affect students’ success and peer relations. Students with epilepsy sometimes have epileptic seizures at school. The aim of this study was to investigate the knowledge and behavior of guidance counselors regarding epilepsy.
METHODS: A descriptive survey model to assess a total of 73 guidance counselors working in schools in Istanbul. A total of 11 questions were prepared by the researcher based on the literature. In the analysis of the data, descriptive statistics, such as frequency, percentage, and arithmetic mean were used.
RESULTS: It was determined that the majority of guidance counselors had not received training about epilepsy and, that their primary sources of information about the disorder were newspapers and magaziness. They knew the students with epilepsy at school and had been advised of the condition by the family. While counselors have a responsibility to support epileptic students, they often do not feel qualified and do not accept the role at the time of a seizure. Serious errors in the appropriate behavior during a seizure were also noted. The qualifications of the guidance counselors were insufficient for neuropsychiatric intervention.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Counselors have an important role in the care of epileptic students in the school environment. Training programs should be implemented to increase knowledge of epilepsy. Information about epilepsy should also be added to the university curriculum.

8.
Epilepsi Tanısı Olan Annelerden Doğan Bebeklerde Malformasyonlar ve Neontalojik Sorunlar: Epilepsi Tanısı Olan Kadınların Gebeliği Hangi Sorunlara Gebe?
Malformations and Neonatal Problems in Babies of Mothers with Epilepsy: What are the Possible Problems in Women with Epilepsy during Pregnancy?
Selda Keskin Güler, Dilek Kahvecioğlu
doi: 10.14744/epilepsi.2019.26056  Sayfalar 147 - 154
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi varlığının ve tedavisinin gebelik boyunca maternal ve fetal sonuçlarının incelenmesi amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma geriye dönük gözlemsel olgu-kontrol çalışması olarak tasarlandı. Çalışmaya 169 doğum yapmış kadın ve bu kadınlardan doğan bebekleri alındı. Olgu grubu olarak yaş ortalaması 27.6 epilepsi tanısı olan gebe kadın (n=89) ve kontrol grubu olarak yaş ortalaması 27.5 olan epilepsi olmayan kadın (n=80) dahil edildi.
BULGULAR: Olgu grubunda istenmeyen gebelik daha fazlaydı (p<0.001). Gebelik komplikasyonları ve sezeryan sıklığı vaka grubunda sağlıklı annelere göre daha fazlaydı. Doğum zamanı olgu grubunda anlamlı derecede daha erkendi (p<0.01). Bebeklerde doğum komplikasyonu sıklığı, cinsiyeti, boy ve kiloları arasında fark saptanmadı. Doğumdan sonraki altıncı hafta kontrolünde kontrol grubundaki annelerin tamamı bebeklerini emzirirken olgu grubunda annelerin %11.4’ü (n=10) bebeklerini emzirmiyordu (p<0.05). Çalışma boyunca epilepsi grubunda iki anne ve ciddi malformasoynu olan bir bebek hayatını kaybetti. Doğum salonunda bebeklerde müdahale gerektirecek neonatolojik sorunlar olgu grubunda daha sıktı. Epilepsi tanısı olan kadınlarda majör konjenital malformasoyon (MCM) sıklığı ilaç kullanmayanlarda %0, monoterapi grubunda %5.7, politerapi grubunda %8.3 saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Her ne kadar annelerin çoğunluğu sağlıklı bir gebelik geçirse ve sağlıklı bir bebeğe sahip olsa da bu çok özel hasta grubunda mortalite oranı, perinatal ve postnatal dönemde ciddi sorunların yaşanma riski epilepsisi olmayan kadınlara göre daha yüksektir. Neonatolojik problemler ve konjenital malformasyonlar bu bebeklerde daha sıktır. Bu hastaların, prekonsepsiyonel dönemi içerecek şekilde gebelik sırasında yakından takip edilmesi ve bebeklerin gerekli durumlarda üçüncü basamak yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde takip edilmesi önemlidir.

INTRODUCTION: This study aims to investigate the effects of epilepsy and its treatment on maternal and fetal outcomes during pregnancy.
METHODS: This study was designed as a retrospective observational case-control study. One hundred sixty-nine pregnant women (PW) and their newborns were included. The study group consisted of PW with epilepsy (PWWE)(mean age: 27.6 years; n=89), and the control group comprised PW without epilepsy (mean age: 27.5 years; n=80).

RESULTS: In the PWWE, unintended pregnancy was found to be higher (p<0.001). Pregnancy complications and cesarean incidence were higher in the PWWE than in the control group. Time of birth was significantly earlier in the PWWE (p<0.01). No significant difference was found between the groups concerning birth weight, height, sex of infants, and the incidence of birth complications. In the postpartum sixth week visit, all mothers in the control group were nursing their infants, whereas 11.4% of the PWWE were not nursing their infants (n=10) (p<0.05). During the study, two mothers, and one baby with severe malformation died. The prevalence of major congenital malformations (MCMs) was found as 0% in the drug-free group, 5.7% in the mono therapy group, and 8.3% in the polytherapy group, respectively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although the majority of the mothers with epilepsy have a healthy pregnancy and healthy baby, we found that the mortality rate and risk of experiencing serious problems in the perinatal and postnatal period were higher compared with the controls. Neonatal disorders and congenital malformations were more common in these infants. It is important that these patients should be followed up closely during the pre-conception, pregnancy, and postpartum periods, and infants should be followed up in tertiary neonatal intensive care units when necessary.

9.
Beyin Tümörü Olan Hastalarda Status Epileptikus
Status Epilepticus in Patients with Brain Tumours
Gülin Sünter, Ayça Gül Güngördü, İpek Midi, Kadriye Ağan, Canan Aykut Bingöl
doi: 10.14744/epilepsi.2018.04834  Sayfalar 155 - 159
GİRİŞ ve AMAÇ: Status epileptikus (SE), yüksek morbidite ve mortaliteye sahip olan tıbbi ve nörolojik acil bir durumdur. Farklı etiyolojiler ile ortaya çıkabilir. Bu çalışmada status epileptikus veri tabanımızda beyin tümörü olan hastalarda SE tipini değerlendirmeyi, primer ve metastatik beyin tümörlerinin ve SE tipinin tedaviye yanıt ve mortalite üzerindeki etkisini belirlemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Veritabanımızda klinik ve elektrofizyolojik olarak SE tanısı almış beyin tümörü olan bireylerin verileri incelendi. Hastaların demografik verileri, SE alt tipleri, SE epizodlarının tedaviye yanıtları ve mortalite oranları kayıt edildi.
BULGULAR: üm veri tabanımızı incelediğimizde 38 (%14) hastada SE epizodlarının etiyolojisini intrakraniyal tümörler oluşturmaktaydı. Yirmi üç (%60) epizod Konvulsif SE idi. SE epizodları ile intrakranial tümörlerin primer veya metastatik olması arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamadı (p=0.76). Epizodların %40’ı (n=15) uygun tedaviye rağmen refrakter kalmıştır. Hastaların altısı hastanede hayatını kaybetmiştir. Tedaviye refrakterlik ile mortalite arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır (p=0.737).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Beyin tümörlü hastalarda en sık rastlanan SE tipi konvülsif status epileptikustur (KSE). Beyin tümörlü olan hastalarda görülen SE epizod mortalitesinin daha yüksek olmasının sebebi tümörlü hastalarda eşlik edebilen sistemik komplikasyonlardır. Ayrıca bu hastalarda mevcut olabilecek bilinç değişiklikleri tümör progresyonu, ödemi ile ilişkilendirilip, NKSE kliniği akla gelmediği durumda tanı süresi uzamakta bu da mortalitenin artmasına neden olmaktadır.
INTRODUCTION: Status epilepticus (SE) is a medical and neurological emergency with high morbidity and mortality. There are a variety of potential etiologies. The aim of this study was to evaluate the type of SE episode recorded in patients with brain tumors and to determine the effect of primary and metastatic brain tumors and SE type on response to treatment and mortality.
METHODS: An SE patient database was examined for individuals with brain tumors diagnosed clinically and electrophysiologically. Demographic features, SE subtype, response to treatment, and mortality rate were recorded.
RESULTS: There were 38 (14%) SE episodes in patients with intracranial tumors in the database. Convulsive SE (CSE) was the most common type, with 23 (60%) instances recorded. There was no statistically significant correlation between SE episodes and the intracranial tumor type (p=0.76). In all, 40% (n=15) remained refractory despite appropriate treatment. Six patients died in the hospital. No statistically significant relationship was found between refractoriness and mortality (p=0.737).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The most common type of SE episode in patients with brain tumors was CSE. The higher mortality of patients with brain tumors and SE episodes may be a result of systemic complications that can accompany tumors. In addition, the changes in awareness of patients with brain tumors as they experience tumor progression or edema may be misdiagnosed, and if NCSE does not come to mind, the diagnosis is delayed, which can increase mortality.

OLGU SUNUMU
10.
Sıcak Su Epilepsisi: Beş Olgu Eşliğinde Bir Gözden Geçirme
Hot Water Epilepsy: A Review with Five Cases
Aslı Akyol Gürses, Ahmet Şair, Ali Akyol
doi: 10.14744/epilepsi.2019.38258  Sayfalar 160 - 164
Sıcak su epilepsisi (SSE) başa ve/veya vücuda sıcak su teması ile ortaya çıkan nöbetlerin oluşturduğu özel bir refleks epilepsi alt gurubudur. Çalışmamızda 2012–2018 yılları arasında epilepsi polikliniğimizde SSE tanısı alan beş olgu (iki erkek, üç kadın) sunuldu. Hiçbir olgumuzda SSE ve/veya epilepsiye dair aile öyküsü, febril konvülziyon ve travma öyküsü yoktu. İki erkek olgumuzun nöbetlerinde haz fenomeni, bunların sadece birinde self-indüksiyon vardı. Dört olgunun interiktal elektroensefalografileri (EEG) normaldi, bir olgunun EEG’sinde ılımlı hemisfer asimetrisi vardı. Hepsinin kranial manyetik rezonans (MR) incelemeleri normaldi. Bir olguda uykuda, sadece rüyasında banyo yaparken ortaya çıkan non-refleks epilepsi nöbetleri vardı. Bu olgu 2017’de intihar girişimi tanımladı. Üç olguda nöbetler antiepileptik ilaçla; iki olguda ise banyo yapma şeklini değiştirerek kontrol altına alındı. Bizim SSE olgularımızdan üçü, fokal başlangıçlı farkındalığın kaybolduğu nöbetler tanımlamaktaydı. Lateralize-lokalize edici klinik ve laboratuvar bulgularının olmaması sebebiyle diğer iki olgumuzun nöbetleri, başlangıcı bilinmeyen farkındalığın kaybolduğu nöbetler olarak değerlendirildi. Bir olgumuz ilaç ithal problemi nedeniyle tekrarlayan nöbetler geçirdi.
Hot water epilepsy is a kind of reflex epilepsy in which seizures are initiated by exposure of the head and/or body to hot water. Presently described are 5 cases from an epilepsy outpatient clinic that were diagnosed between 2012 and 2018. None of the patients had a history of cranial trauma, febrile convulsion, or a family history of epilepsy/hot water epilepsy. Two of patients were men and the remaining 3 were women. Both of the male patients described an aura of pleasure during the seizure; only 1 had a history of self-induction. Interictal electroencephalographies were normal in 4 cases and demonstrated mild hemispheric asymmetry in the fifth patient. All of the patients had a normal cranial magnetic resonance imaging result. One patient experienced non-reflex seizures during sleep. A noteworthy fact was that non-reflex seizures always occurred while she was dreaming of bathing. She had a suicide attempt in 2017. In 3 patients, seizure control was achieved via antiepileptic medications, while changing the bathing habits was sufficient in 2 cases. These cases of hot water epilepsy represent 2 types of seizures (focal seizures with impaired awareness and unknown onset impaired awareness seizures). One of the patients experienced recurrent seizures because of a drug import problem.

11.
Dirençli Status Epileptikus İle Seyreden Otoimmün Ensefalit Olgusu
A Case of Autoimmune Encephalitis with Refractory Status Epilepticus
Merve Melodi Çakar, Aslıhan Akşar, Meliha Akpınar, Elif Mercan, Sezgin Kehaya, Babürhan Güldiken
doi: 10.14744/epilepsi.2019.91259  Sayfalar 165 - 168
Dirençli status epileptikus genellikle ciddi beyin hasarı sonucu oluşan, antiepileptik ilaç ve anestezik madde infüzyonuna rağmen devam eden, mortalitesi ve morbiditesi yüksek klinik bir tablodur. Otoimmün ensefalitler dirençli status epileptikusun nedenlerinden biridir ve bazen ilk belirti olarak status epileptikus ile ortaya çıkabilir. Genelikle nöbetler klasik status epileptikus tedavisine dirençlidir, ek olarak immün düzenleyiciler ile tedaviye gereksinim duyulur. Biz bu çalışmamızda uygun dozda antiepileptik ve genel anestezik ilaç infüzyonuna rağmen nöbetleri durdurulamayan, etiyolojiye yönelik araştırmalarda over teratomu saptanan, ancak serum NMDA reseptör antikoru negatif olan ve status epileptikusu intravenöz immünoglobulin ile düzelebilen bir olguyu sunmayı amaçladık.
Refractory status epilepticus is usually caused by a severe brain injury and has a high rate of mortality and morbidity despite the infusion of antiepileptic drugs and anesthetic agents. Autoimmune encephalitis is one cause of refractory status epilepticus and status epilepticus may be the initial symptom. The seizures are generally resistant to standard treatment and may require immunotherapeutics. This is a description of a patient who had refractory status epilepticus despite appropriate doses of antiepileptic and general anesthetic drugs, but responded to intravenous immunoglobulin therapy. Examinations revealed an ovarian teratoma with a negative serum N-methyl-D-aspartate receptor antibody.



Hızlı Arama





 


Copyright © 2019 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale