ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 25      Sayı : 2       Yıl: 2019

Epilepsi: 25 (2)
Cilt: 25  Sayı: 2 - 2019
Özetleri Gizle | << Geri
EDITÖRDEN
1.
Editör'den
Editorial
Seher Naz Yeni
Sayfa V

DERLEME
2.
Kadınlarda Valproik Asit Kullanımında Güncel Gelişmeler
Current Views on the Use of Valproic Acid in Women
Kezban Aslan, Hacer Bozdemir
doi: 10.14744/epilepsi.2019.67209  Sayfalar 45 - 50
Valproik asit (VPA), jeneralize epilepsiler, baş ağrısı ve bipolar bozuklukta sık kullanılan bir ilaçtır. Ancak VPA’nın majör teratojenik etkisinin diğer antiepileptik ilaçlara göre daha yüksek olması nedeni ile son yıllarda üreme çağındaki kadınlarda bu ilacın kullanımının sınırlandırılması gerektiği kanısını oluşturmuştur. Bu yazı VPA’nın kadınlarda kullanılması ile ilişkili olarak, uluslararası ilaç komisyonlar tarafından yayımlanan güncel raporlar ve son dönemde VPA’nın epilepsi tedavisindeki konumu hakkında bilgi vermek üzere derlenmiştir.
Valproic acid (VPA) is one of the most frequently prescribed antiepileptic drugs for idiopathic generalized epilepsy, chronic or migraine headache, and bipolar disorder; however concerns about teratogenic effects have resulted in limited usage of the drug in women of childbearing potential. The aim of this review was to assess the current status of recommendations for the use of VPA according to international drug commissions and other recent reports.

ARAŞTIRMA
3.
Pentilentetrazol İle İndüklenen Kindlingin Matür ve İmmatür Sıçan Davranışları, Emosyonel Öğrenme, Beyin ve Serum Nitrik Oksit Seviyesine Etkisi
Effects of Pentylenetetrazol-Induced Kindling on Mature and Immature Rat Behavior, Emotional Learning, and Nitric Oxide Level in Brain and Serum
Mehmet Fatih Göl, Füsun Ferda Erdoğan, Derya Deniz Kanan, Murat Kanbur, Asuman Gölgeli, Ahmet Öztürk
doi: 10.14744/epilepsi.2018.73745  Sayfalar 51 - 58
GİRİŞ ve AMAÇ: Pentilentetrazol (PTZ) ile indüklenen kindling işlemini takiben, emosyonel hafıza-öğrenme ve davranışsal fonksiyonları ve bu fonksiyonların matür ve immatür sıçanların serum ve beynindeki nitrik oksit (NO) seviyeleri ile ilişkisi araştırılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Otuz altı erkek Wistar albino sıçan çalışmaya alındı. Klindling gelişinceye kadar birbirini izleyen günlerde, subkonvülsif bir PTZ (30 mg/kg) dozunun tekrar tekrar enjekte edilmesiyle kindling modeli oluşturuldu. Sıçanlar, PTZ kindlinginden sonra yükseltilmiş bir T-labirent testi ve açık alan testi kullanılarak değerlendirildi. Beyin ve serum NO düzeyleri ölçüldü.
BULGULAR: Hem matür hem de immatür sıçanlar PTZ kaynaklı nöbetlere duyarlı olsalar da, matür sıçanlar immatür sıçanlara (infantlar dışında) göre daha uzun süren nöbet geçirdi. PTZ-kindlingin emosyonel bellek ve öğrenme işlevleri üzerinde herhangi bir etkisi görülmedi. Anksiyete düzeyleri matür deney grubundaki sıçanlarda düşük olarak izlenirken, immatür deney grubundaki sıçanlarda yüksek olarak izlendi. Matür sıçanlarda anksiyete reaksiyonları normalin altında olup, beyindeki NO düzeyleri yüksek olarak saptandı. Bununla birlikte, immatür sıçanlarda anksiyete reaksiyonları yüksekti, ancak NO seviyeleri normal olarak izlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Nöbet duyarlılığı, emosyonel yanıtlar ve bu faktörler ile PTZ-kindling sonrası beyin NO düzeyleri arasındaki ilişki beynin matürasyon durumuna göre farklılık göstermektedir.
INTRODUCTION: This aim of this study was to investigate emotional memory-learning and behavioral functions, as well as the relationship between these functions and the nitric oxide (NO) level in the serum and brain of mature and immature rats following pentylenetetrazol (PTZ)-induced kindling.
METHODS: A total of 36 male Wistar albino rats were included in the study. Kindling was induced by repeated injections of a subconvulsive dose of PTZ (30 mg/kg) on alternate days until kindling development. The rats were tested using an elevated T-maze and an open-field test after PTZ kindling. Brain and serum NO levels were assessed.
RESULTS: Although both mature and immature rats were susceptible to PTZ-induced seizures, the mature rats had seizures of longer duration than the immature rats, with the exception of infants. There was no demonstrated effect of PTZ-kindling on emotional memory and learning functions in any of the rats. Anxiety levels were low in the mature-kindled rats but were high in the immature-kindled rats. NO levels in the brain were elevated and anxiety reactions were below normal in the mature rats. In immature rats, however, NO levels were normal, but anxiety reactions were elevated.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Seizure susceptibility, emotional responses, and the relationship between these factors and brain NO level after PTZ-kindling differed in rats based on brain maturity status.

4.
Ekstratemporal Lob Epilepsilerinde Lateralizasyon/ Lokalizasyonda Semiyoloji, Video-Elektroensefalografi Monitorizasyonu, Nörogörüntüleme ve Nöropsikolojik Fonksiyonlar
Semiology, Video-Electroencephalography Monitoring, Neuroimaging, and Neuropsychological Functions in Lateralization/Localization in Extratemporal Lobe Epilepsies
Aygül Güneş, Aylin Bican Demir, İbrahim Bora, Nevin Türkeş, Bahattin Hakyemez, Feyzi Tamgaç
doi: 10.14744/epilepsi.2018.75547  Sayfalar 59 - 68
GİRİŞ ve AMAÇ: Ekstratemporal lob epilepsi (ETLE) hastalarında epileptojenik alanı (EA) ortaya koymak amacıyla yüksek düzeyde lateralize/lokalize edici değere sahip semiyolojik bulguları belirlemek için Video-Elektroensefalografi Monitorizasyon (VEM), nörogörüntüleme, nöropsikolojik testler uygulanarak aralarındaki korelasyonu araştırmak hedeflenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: ETLE nedeniyle 2006–2012 yılları arasında VEM ünitesine yatırılan hastalar çalışmaya dahil edildi. 24–120 saat süre ile monitorize edilen 34 hastanın toplam 198 nöbeti iki gözlemci tarafından değerlendirildi. Hastalara epilepsi protokolüne göre anatomik lokalizasyon için kranial MRG, dirençli epilepsileri nedeni ile fonksiyonel lokalizasyon için PET-FDG çekimi yapıldı. Uzman psikolog tarafından frontal ve pariyetal lob lokalizasyonu için nöropsikolojik testler uygulandı.
BULGULAR: Semiyolojik bulgular ile EA lateralizasyonu hastaların %67.6’sında yapılabildi. Lateralize edici değeri en yüksek olan bulgular; versiyon, tek taraflı tonik ak-tivite ve klonik aktivite; en düşük olan bulgular ise tek taraflı distoni, gülümseme ve otomatizma ve duyusal auralar olarak saptandı. Semiy-olojik bulgular ve anatomik-fonksiyonel odak ile iktal/interiktal EEG, nörogörüntüleme ve nöropsikolojik test sonuçları arasında hasta sayısı yetersiz olduğundan korelasyon analizi yapılamadı. Semiyolojik nöbet sınıflamasına göre saptanan EA ile diğer yöntemlerin saptadığı EA’nın birebir aynı olan sadece 3 hasta vardı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ekstratemporal lob epilepside epileptojenik odağı ortaya koymanın multidispliner yöntemlere rağmen zor olduğu görüşünü destekler nitelikteydi. EA ortaya koymada en çok destekleyici olabilen tanı yöntemlerinin sırasıyla interiktal/iktal EEG, nörogörüntüleme ve nöropsikolojik değerlendirme olduğu kanısına varıldı.
INTRODUCTION: The present study aimed to determine the semiological signs having high lateralizing/localizing value of epileptogenic area (EA) using video-electroencephalography monitoring (VEM), neuroimaging, and neuropsychological tests in patients with extratemporal lobe epilepsy (ETLE) and to investigate the correlation between these methods.
METHODS: We enrolled patients who were admitted to the VEM unit between October 2006 and June 2012 due to ETLE. In total, 198 seizures of 34 patients, who were monitored for 24–120 h, were evaluated in detail by two observers. In accordance with the epilepsy protocol, all patients underwent cranial magnetic resonance imaging for anatomic localization and F-18-fluorodeoxyglucose positron emission tomography for functional localization due to drug-resistant epilepsy. Neuropsychological tests were performed by an experienced psychologist for frontal and parietal lobe localizations.
RESULTS: The lateralization of EA using semiological signs could be performed in 67.6% of the patients. The signs having the highest lateralizing value were version, unilateral tonic activity, and unilateral clonic activity and those having the lowest lateralizing value were unilateral dystonia, unilateral smiling, unilateral automatism, and sensorial aura. Correlation analysis between anatomical functional foci determined by semiological signs and the results of ictal/interictal electroencephalography (EEG), neuroimaging, and neuropsychological tests could not be performed due to inadequate patient number. Nevertheless, only three patients (8.82%) having the same EA were detected by both semiological signs and other methods.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our results suggest that the identification of epileptogenic focus in ETLEs is difficult despite multidisciplinary methods. We concluded that the most supportive diagnostic methods in identifying EA were interictal/ictal EEG, neuroimaging, and neuropsychological evaluation.

5.
Epilepsi ve Gebelik: 101 Gebeliğin Geriye Dönük Analizi
Epilepsy and Pregnancy: A Retrospective Analysis of 101 Pregnancies
Aslı Ece Çilliler, Hayat Güven, Selim Selçuk Çomoğlu
doi: 10.14744/epilepsi.2018.52385  Sayfalar 69 - 75
GİRİŞ ve AMAÇ: Epileptik gebeliklerde nöbetlerin kontrolü ile anti epileptik ilaçların (AEİ) olası teratojen etkileri arasında dengenin sağlanması esastır. Bu çalışmada epilepsi tanısı ile izlenen gebelere ait demografik ve klinik verilerin sunulması, AEİ kullanımı ile oluşabilecek potansiyel komplikasyonların belirlenmesi amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Elli beş epileptik gebe kadına ait 101 gebelik verisi geriye dönük olarak incelendi. Hastaların demografik özellikleri, epilepsi süreleri, nöbet sıklıkları, kullandıkları AEİ’ler ve dozları, doğum yöntemleri, infantların doğum ağırlıkları, fetal malformasyonlar, abortuslar, erken doğum ve ölü doğumlar değerlendirildi.
BULGULAR: Yüz doksan hastanın 55’inin (%28.9) gebelik yaşamış olduğu ve toplam gebelik sayısının 101 olduğu tespit edildi. Hastaların yaş ortalaması 30.7±9.7, ortalama epilepsi süresi 14.5±10.8 yıl idi. Yüz bir gebeliğin 50’sinde (%61.7) gebelik süresince en az bir kez nöbet geçirildiği saptanırken, 31 gebelikte ise (%38.3) nöbet gözlenmemişti. Gebeliklerin %19.8’i spontan abortus, %72.3’ü miadında canlı doğum, %4.9’u erken doğum, %2’si ölü doğum ve %1’i ise prematüre ölü doğum olarak sonuçlanmıştı. Gebeliğinde AEİ kullanmayan, monoterapi kullanan ve politerapi kullanan hastaların yenidoğanlarının ortalama doğum ağırlıkları sırasıyla 3065.4 gr, 2941.3 gr, 2696.6 gr olarak saptandı.Yenidoğanlarda görülen doğumsal malformasyonlar; dekstrokardi, hipospadias ve at nalı böbrek idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Epileptik gebelikler sıklıkla sağlıklı bebek doğumu ile sonuçlanmaktadır. Antiepileptik tedavinin prekonsepsiyonel dönemde planlanması, hastaların politerapiden kaçınılarak, nöbet tipine uygun, en düşük doz AEİ ile takip edilmesi bu hedefe ulaşılmasında önem taşımaktadır.
INTRODUCTION: Maintaining a balance between controlling epileptic seizures and potential teratogenic effects of anti-epileptic drugs (AEDs) is fundamental in epileptic pregnancies. We aimed to present demographic and clinical data of pregnant women with epilepsy, and determine the potential complications that could occur with the use of AEDs
METHODS: A total of 101 pregnancies of 55 epileptic women were retrospectively evaluated. Demographic characteristics, duration of epilepsy, seizure frequency, type and doses of AEDs, delivery mode, birth weight of infants, malformations, abortions, early deliveries, and still-births were registered.
RESULTS: Out of 190 patients 55 (28.9%) had experienced pregnancy, and a total number of pregnancies was 101. Mean age of patients was 30.7±9.7 years and mean duration of epilepsy was 14.5±10.8 years. 50 (61.7%) had experienced at least one seizure during pregnancy, while no epileptic seizures were observed in 31 (38.3%). 19.8% resulted in spontaneous abortion, 72.3% with term live birth, 4.9% in preterm delivery, 2% in still-birth, and 1% in premature still-birth. Mean birth weight of infants whose mothers had no AED treatment, those under monotherapy, and those under polytherapy during pregnancy was 3065.4 g, 2941.3 g, and 2696.6 g, respectively. Congenital malformations, namely dextrocardia, hypospadias, and horseshoe kidney were observed in newborns.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Epileptic pregnancies frequently result with the delivery of a healthy infant. Planning of antiepileptic therapy in the pre-conceptional period, using the appropriate AED for woman’s seizure disorder as monotherapy in the lowest effective dose throughout pregnancy is important.

6.
Epilepside Hastalığın Gizlenme Durumu ve Uyku Kalitesinin Değerlendirilmesi
Evaluation of Concealment of Illness and Sleep Disorder in Epilepsy
Fettah Eren, Şerefnur Öztürk
doi: 10.14744/epilepsi.2018.09825  Sayfalar 76 - 80
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi ile ilişkili toplumsal damgalanma öncelikle hastalığın gizlenmesine sebep olur. Bu birçok nöropsikiyatrik bozukluk ile birliktedir. Uyku ise epilepsi ve nöbetleri etkileyen önemli bir unsurdur. Bu çalışmada epilepside hastalığın gizlenmesi, uyku bozukluğu ve bunlarla ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Nöroloji polikliniğine başvuran 95 primer epilepsi hastası değerlendirildi. Demografik ve klinik özellikler kaydedildi. On yedi sorudan oluşan hastalığı gizleme ölçeği ve 24 sorudan oluşan Pittsburgh uyku kalitesi ölçeği uygulandı.
BULGULAR: Çalışmada 44 (%46.3) kadın ve 51 (%53.7) erkek epilepsi hastası vardı. Hastalığı gizleme ölçeği puanı ortalaması 57.09±8.96, Pittsburgh uyku kalitesi ölçeği ortalaması 8.12±3.09 idi. Uyku latansı belirgin uzamış, uyku etkinliği ve gündüz fonksiyonları bozulmuştu. Gençlerde uyku bozukluğu daha fazlaydı (p<0.05, r=0.50). Yaş ile hastalığı gizleme durumu arasında negatif korelasyon (p<0.05, r=0.65); hastalığı gizleme durumu ile uyku bozukluğu arasında pozitif korelasyon saptandı (p<0.05, r=0.54).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Epilepside hastalığın gizlenmesi uyku kalitesini olumsuz etkilemektedir. Yaş azaldıkça hastalığın gizlenmesi ve uyku bozukluğu artmaktadır. Bu yüzden özellikle genç epilepsi hastaları daha dikkatli değerlendirilmelidir.
INTRODUCTION: The social stigma associated with epilepsy can be a major cause of concealment of illness. This behavior is associated with many neuropsychiatric disorders. Sleep is an important factor affecting epilepsy and seizures. The aim of this study was to evaluate concealment of illness, sleep disorders, and related factors in epilepsy.
METHODS: A total of 95 primary epilepsy patients who were referred to the neurology outpatient clinic were included in the study. The demographic and clinical characteristics of the patients were recorded. Concealment of illness was measured using a scale consisting of 17 questions, and the Pittsburgh Sleep Quality Index (PSQI), consisting of 24 questions, was also administered to assess sleep disorders.
RESULTS: There were 44 (46.3%) female and 51 (53.7%) male epilepsy patients in the study. The mean concealment score was 57.09±8.96 and the mean PSQI score was 8.12±3.09. Sleep latency was significantly prolonged, and sleep efficiency and daytime functions were impaired. Indications of a sleep disorder were greater in young people (p<0.05; r=0.50). There was a negative correlation between age and concealment of illness (p<0.05; r=0.65) and a positive correlation between concealment of illness and a sleep disorder (p<0.05; r=0.54).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The concealment of illness had a negative effects on sleep quality in patients with epilepsy. Concealment and sleep disorders increased as age decreased; therefore, it is especially important to evaluate young epilepsy patients carefully.

7.
Epilepsi ve Kortikal Gelişimsel Malformasyonu Olan Hastaların Klinik, Nöroradyolojik ve Elektroensefalografik Bulguları
Clinical, Neuroradiological and Electroencephalographic Findings of Epileptic Patients with Malformation of Cortical Development
Derya Bayram, Kemal Tutkavul, Yılmaz Çetinkaya, Tamer Bayram, Hülya Tireli
doi: 10.14744/epilepsi.2018.19484  Sayfalar 81 - 87
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi ve kortikal gelişimsel malformasyonu (KGM) olan hastaların klinik, nöroradyolojik ve elektroensefalografik (EEG) bulgularını gözden geçirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Epilepsi polikliniği tıbbi kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Epilepsi, KGM ve yaşı ≥18 olan hastalar dahil edildi ve hastalar Barkovich sınıflamasına (BC) göre gruplandırıldı.
BULGULAR: İki bin yirmi yedi hasta dosyası incelendi. Takibe devam eden ve epilepsi tanısı konan 1395 olgunun 17’sinde KGM saptandı. Hastaların yaş ortalaması 26.5 yıl idi. Hastaların 10’u erkek, yedisi kadındı. Nöbet başlangıç yaşları ortalaması 13 yıl idi. Olguların 11’inde fokal, 10’unda jeneralize tonik klonik (JTKN), birinde absans, birinde tonik-atonik, birinde miyoklonik nöbet saptandı. MRG’de yedi hastada kortikal displazi, dört hastada heterotopi, iki hastada periventriküler noduler heterotopi, iki hastada şizensefali, iki hastada lizensefali, bir hastada Tubero skleroz, bir hastada agiri, bir hastada pakigiri, bir hastada makrogiri, bir hastada polimikrogiri vardı. EEG’leri değerlendirildiğinde beşinde fokal epileptiform deşarj, ikisinde hızlı ritim, bir hastada jeneralize epileptiform deşarj, bir hastada fokal organizasyon bozukluğu, bir hastada yaygın organizasyon bozukluğu, görülmüştür. Yedi hastanın EEG’leri normaldi. Hastaların üçü monoterapi, 14’ü politerapi altında idi.

TARTIŞMA ve SONUÇ: BC’ye göre grup 1 ve 2’ye giren KGM’lere daha sık rastlanmaktadır. Tedaviye dirençli veya iyi cevap veren olgular görülebilir ve nöbetler her yaşta başlayabilir. Prevalans %1.21 bulundu. Görülen epilepsi spektrumu geniştir ve en sık karşılaşılan KGM tipi fokal kortikal displazidir.

INTRODUCTION: We aimed to review the clinical, neuroradiological and electroencephalographic (EEG) findings of patients with epilepsy and malformation of cortical development (MCD).
METHODS: A retrospective analysis of the medical records of epilepsy outpatients was done. Patients with epilepsy, MCD, and ≥18 years of age were included and classified according to the Barkovich classification (BC).
RESULTS: The files of 2027 patients were assessed, and 17 out of 1395 epilepsy patients who were followed-up were found to have MCD. The mean age was 26.5 years. Ten patients were male and 7 were female. The mean time of seizure onset was 13 years. In terms of seizure type, 11 patients had focal, 10 had generalized tonic-clonic, 1 had absence, 1 had tonic-atonic, and 1 had myoclonic. MRI showed 7 patients with cortical dysplasia, 4 with heterotopia, 2 with periventricular nodular heterotopia, 2 with schiezencephaly, 2 with lissencephaly, 1 with agyria, 1 with pachygyria, 1 with macrogyria, 1 with polymicrogyria, and 1 with tuberous sclerosis. EEG revealed focal epileptiform discharges in 5 patients, high-frequency activity in 2, generalized epileptiform discharge in 1, diffuse disorganized background activity in 1, and focal disorganized background activity in 1. EEG was normal in 7 patients. Four of them were on monotherapy and 13 on polytherapy.

DISCUSSION AND CONCLUSION: The MCDs classified in group 1 and 2 according to BC are more frequent. Treatment-resistant or good responsive cases can be seen and seizures can begin at any age. We concluded that the prevalence of MCD is 1.21%. The spectrum of epilepsy seen is extensive and the most common type of MCD is focal cortical dysplasia.


8.
İlaç Tedavisine İyi Yanıt Veren Mezial Temporal Lob Epilepsili Hastalarda Tedavinin Bellek ve Yürütücü İşlevler Üzerine Etkisi
The Effect of Antiepileptic Drug Therapy on Cognition in Drug-Responsive Mesial Temporal Lobe Epilepsy
Burcu Yüksel, Sibel Çeliker Uslu, Hande Sariahmetoglu, Cahit Keskinkılıç, Dilek Ataklı
doi: 10.14744/epilepsi.2018.81488  Sayfalar 88 - 93
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda ilaç tedavisine iyi yanıt veren, tek taraflı hipokampal sklerozu olan mezial temporal lob epilepsili (MTLE) hastaların, bellek ve frontal lob fonksiyonlarını inceleyerek antiepileptik ilaçların (AEİ) kognisyon üzerine, sık tekrarlayan nöbetlerden bağımsız olarak etkisi olup olmadığını araştırmayı amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastalar 2017 ILAE Revize Nöbet Sınıflamasına göre sınıflandırıldı. MTLE tanısı almış olan, ilaca yanıtlı grup olarak en fazla iki AEİ alan ve ayda ikiden az fokal farkındalığın bozulduğu nöbet veya yılda ikiden az fokalden iki taraflı tonik kloniğe dönüşen nöbet geçiren 34 hasta ve 30 benzer yaş, cinsiyet ve eğitim durumuna sahip sağlıklı kontrol çalışmamıza dahil edildi. Çalışmamızda monoterapi ve politerapi alan hastalar, bellek ve frontal lob fonksiyonları yönünden karşılaştırıldı.

BULGULAR: Otuz dört hastanın 19’u (%55.8) monoterapi, 15’i (%44.2) politerapi almaktaydı. Politerapi alan hastaların monoterapi alan hastalara göre, sözel belleğin özellikle toplam öğrenme parametresinin anlamlı düzeyde düşük olduğu, kısa ve uzun süreli görsel belleğin ve mantıksal belleğin ileri düzeyde etkilenmiş olduğu görüldü (p<0.05). Politerapi alan hastaların monoterapi alan hastalara göre dikkat testinde ve verbal akıcılık testinde ileri düzeyde anlamlı bozulma saptandı (p<0.01).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak kullanılan AEİ sayısı arttıkça değerlendirdiğimiz çoğu kognitif fonksiyonun performanslarında anlamlı düzeyde etkilenme görülmüştür. Bu bulgular, AEİ’lerin kognisyon üzerine olan olumsuz etkisini desteklemektedir.

INTRODUCTION: The aim of this study was to examine the effect of antiepileptic drugs on memory and executive functions in drug-responsive mesial temporal lobe epilepsy with unilateral hippocampal sclerosis (MTLE-HS).

METHODS: The patients were classified according to the 2017 International League Against Epilepsy classification of seizures. Thirty-four patients with the diagnosis of MTLE-HS and 30 matched controls were enrolled. Patients treated with a maximum 2 anti-epileptic drugs and experiencing no more than 2 instances of focal impaired awareness per month or 2 focal to bilateral tonic-clonic seizures in a year were accepted as drug-responsive. Patients receiving monotherapy (PRM) and polytherapy (PRP) were compared in terms of memory and executive functions.

RESULTS: 19 (55.8%) monotherapy patients in the group and 15 (44.2%) polytherapy patients. The maximum number of learned words recorded in a verbal memory test, the immediate and delayed recall score, and the logical memory score were all statistically significantly lower in the PRP group compared with the PRM group (p<0.05). The results of the verbal attention test and verbal fluency test were also significantly lower in the PRP group (p<0.01).

DISCUSSION AND CONCLUSION: Significantly greater impairment was observed in several aspects of cognitive function in the PRP group. These results indicate that antiepileptic drugs may have a negative impact on cognition.


9.
Epilepsi Hastalarında Psikiatrik Semptomlar
Psychiatric Symptoms of Patients with Epilepsy
Yasemin Ünal, Leman İnanç, Ümit Başar Semiz, Gülnihal Kutlu
doi: 10.14744/epilepsi.2019.95530  Sayfalar 94 - 98
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi hastalarında anksiyete, depresif belirtiler, psikotik belirtiler ve mental retardasyon gibi psikiyatrik belirtiler genel populasyona göre daha yaygindir. Bu çalışmanın amacı epilepsi hastalarında psikiyatrik belirtileri değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Katılımcılara SCL-90-R psikolojik belirti tarama testi uygulandı. Epilepsi polikliniğinde takip edilen epilepsi hastaları ardışık olarak dâhil edildi. Formlar bir psikiyatri ve bir nöroloji uzmanı tarafından değerlendirildi. Somatizasyon, obsesif-kompulsif düşünceler, kişiler arası duyarlılık, depresyon, anksiyete, fobik anksiyete, psikotizm, paranoid düşünce ve düşmanlık alt ölçekleri değerlendirildi.

BULGULAR: Yüz on bir epilepsi hastası ile cinsiyet ve yaş uyumlu 92 kontrol olgu çalışmaya dâhil edildi. Epilepsi hastalarının yaş ortalaması 34.05±10.90 yıl idi. Hastaların 43’ü erkek, 68’i kadındı. On dört hasta (%12.61) mental retardasyon tanısı aldı. Her madde için ortalama SCL-90-R skoru sonuçlarına dayanarak yapılan değerlendirmede somatizasyon, obsesif kompulsif belirtiler, kişiler arası duyarlılık, depresyon, anksiyete, düşmanlık, fobik anksiyete, paronoid düşünce ve psikotizm semptomları hasta grupta kontrollere göre anlamlı derecede yüksekti.

TARTIŞMA ve SONUÇ: SCL-90-R psikolojik belirti tarama testi psikiyatrik semptomların taranmasında kullanılabilecek kolay bir testtir. Epilepsi hastalarında psikiyatrik semptomlarla ilgili farkındalığı artırmak için kullanılabilir. Klinisyenlerin bu belirtilere farkındalığı arttığında hastalara daha doğru bir yaklaşım mümkün olacaktır. Epilepsi hastalarının izlenmesi açısından sadece nöbet sıklığı ve şiddeti değil aynı zamanda diğer psikiyatrik belirtiler de önemlidir.

INTRODUCTION: Psychiatric symptoms such as anxiety, depressive symptoms, psychotic symptoms, and mental retardation are much more common among patients with epilepsy (PWE) than the general population. This study aimed to evaluate psychiatric symptoms in patients with epilepsy.
METHODS: Symptom Checklist 90-R Revised (SCL-90-R) was given to all consecutive patients with epilepsy in outpatient Epilepsy Department. Participants completed the SCL-90-R questionnaire. One neurologist and one psychiatrist evaluated these forms. Subscales of somatization, obsessive-compulsive thoughts, interpersonal sensitivity, depression, anxiety, phobic anxiety, psychoticism, paranoid ideation, and hostility were evaluated.

RESULTS: A total of 111 PWE and 92 sex- and age- matched control subjects were included. The mean age of the patient group was 34.05±10.90 years. Of the patients, 43 were male and 68 were female. Fourteen (12.61%) patients were diagnosed with mental retardation. Based on our results of mean SCL-90-R score for each item, somatization, obsessive-compulsive symptoms, interpersonal sensitivity, depression, anxiety, hostility, phobic anxiety, paranoid ideation, and psychoticism were significantly higher in the patient group than the control subjects.

DISCUSSION AND CONCLUSION: SCL-90-R is an easy test to evaluate psychiatric symptoms. It can be used for PWE to raise awareness of psychiatric symptoms. Once the clinicians become more aware of such symptoms, more accurate approach to the patients will be possible. In terms of follow-up of PWE, not only seizure frequency and severity but also other psychiatric symptoms are important.


OLGU SUNUMU
10.
Sıcak Su Epilepsisi: Bir Olgu Sunumu
Hot Water Epilepsy: A Case Report
Nilüfer Erdoğmuş Ince, Sevgi Sıdıka Sayın
doi: 10.14744/epilepsi.2018.86570  Sayfalar 99 - 101
Refleks epilepsiler dış uyaranlarla veya mental aktivitelerle ortaya çıkarılan epileptik nöbetlerdir. Bu dış uyaranlar sadece basit uyaranlar (örneğin ışık çakmaları, sıcak su, görsel, vestibüler, işitsel veya taktil uyaranlar) değil, kompleks uyaranlar (örneğin okuma veya müzik dinleme) şeklinde de olabilir. Sıcak su ile ilişkili epilepsiler nadir görülen bir refleks epilepsi türüdür.
Reflex epilepsies are a group of syndromes in which an epileptic seizure is precipitated by external stimuli or internal mental activity. The external stimuli may be simple (various visual, vestibular, auditory, or tactile stimuli, such as flashes of light) or complex (activities such as reading or listening to music). Hot water epilepsy is a rare form of reflex epilepsy.

11.
Epilepsi Tanısı İle Tedavi Edilen İki Olguda Psikoz Gelişimi: Kliniği, Manyetik Rezonans Özellikleri ve Nöropsikolojik Değerlendirme
Development of Psychosis in Two Cases with Epilepsy Diagnosis: Clinical Findings, Magnetic Resonance Imaging Features, and Neuropsychological Assessment
Asuman Ali, Buket Belkız Güngör, Ersin Budak, Cemile Haki, Ibrahim Taymur, Ramazan Yalçın
doi: 10.14744/epilepsi.2019.78557  Sayfalar 102 - 107
Epilepsiye bağlı psikoz üç alt gruba ayrılarak değerlendirilir: postiktal, interiktal ve bimodal psikoz. Ancak psikoz atağı en az bir ay veya daha uzun süre devam ediyorsa kronik şizofreni benzeri psikoz olarak tanımlanır. Sıklıkla epilepsinin başlangıcından 10–15 yıl sonra ortaya çıkma eğilimindedir ve şizofreniden ayırt edilemezler. Kontrollü çalışmalarda da epilepsi hastalarında psikotik bozuklukların gelişme riski diğer nörolojik hastalıklarla kıyaslandığında on kat daha yüksektir. Bu sunumda kronik şizofreni benzeri psikoz gelişen iki epilepsi olgusunun klinik ve radyolojik inceleme sonuçlarına göre tanı koydurucu özelliklerini gözden geçirdik. İki olguda da psikotik semptomlar, epileptik nöbetlerin başlangıcından sonra ortaya çıkmıştı. Pozitif semptomatoloji olarak delüzyon ve halüsinasyon mevcuttu. Her iki olgumuzda da psikotik belirtilerin ortaya çıkmasından sonra epileptik nöbetlerin yoğunluğunun ve şiddetinin azaldığı görüldü. Böylece psikiyatrik bozukluklar ve epilepsi ilişkisinde zorunlu normalizasyon kavramı önemli bir fenomen olarak tartışılabilmektedir.
Epilepsy-related psychosis is generally separated into 3 subgroups: postictal, interictal, and bimodal psychosis. However, if the psychosis continues for 1 month or longer, it is defined as chronic schizophrenia-like psychosis. It tends to occur 10 to 15 years after the onset of epilepsy, and cannot easily be distinguished from schizophrenia. In controlled trials, the risk of developing a psychotic disorder was 10-times higher in epileptic patients than in patients with other neurological disorders. In this presentation, 2 patients with epilepsy and chronic schizophrenia-like psychosis were diagnosed according to clinical and radiological findings. In both cases, psychotic symptoms appeared after the onset of epileptic seizures. Delusions and hallucinations were present as positive symptomatology. The intensity and severity of epileptic seizures decreased after the onset of psychotic symptoms in both cases. Forced normalization is an important concept for continued discussion.



Hızlı Arama





 


Copyright © 2019 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale