ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 24      Sayı : 2       Yıl: 2018

Epilepsi: 24 (2)
Cilt: 24  Sayı: 2 - 2018
Özetleri Gizle | << Geri
EDITÖRDEN
1.
Editör’den
Editorial
Seher Naz Yeni
Sayfa V

DERLEME
2.
Absans Epilepsisinin Patofizyolojisinde Hiperpolarizasyon İle Aktive Olan Siklik Nükleotid Kapılı Kanalların (HCN) Rolü
The Role of Hyperpolarization-Activated Cyclic Nucleotide-Gated Channels in the Pathophysiology of Absence Epilepsy
Melis Yavuz, Filiz Onat
doi: 10.14744/epilepsi.2018.03371  Sayfalar 41 - 50
Hiperpolarizasyon ile aktive olan siklik nükleotid kapılı kanallar (HCN) pacemaker akımlara katılırlar ve kalpte If nöronlarda ise Ih akımlarına aracılık ederler. Nöronal ve sinaptik yerleşimlerine göre, sinaptik entegrasyon, uzun dönemli potansiyalizasyon, sinaptik iletim ve dinlenim membran potansiyeli gibi faaliyetleri düzenlerler. Özetle, eksitatör ve inhibitör uyaranlar arasındaki elektriksel aktiviteye “şant etkisi” aracılığıyla katkıda bulunurlar. Bir takım ikinci haberciler, voltaja bağımlı aktivasyon kinetiklerini değiştirerek Ih akımlarını modüle ederler. Ih akımları epilepsi de dahil olmak üzere birçok merkezi sinir sistemi bozukluğunda incelenmektedir. Bir taraftan, Ih akımlarının absans epilepsisi patofizyolojisinin altında yatan mekanizma olan talamokortikal nöronlarda ritmik patlama modunda senkronize salınımlara yol açtığı iyi bilinmektedir. Ancak, elde edilen veriler birbiriyle çelişiyor görünmektedir. Bu nedenle, bu HCN kanallarının osilasyon şebekeleri içindeki dinamik ilişkisini anlamak, Ih akımlarının bölgeye özgü davranış kalıplarını anlamak ve nöbet aktivitesini baskılamak için temelde nasıl bir modülasyonunun gerektiğine karar vermek için daha fazla araştırmaya mı ihtiyacımız olduğu aşikardır.
Hyperpolarization-activated cyclic nucleotide-gated (HCN) channels participate in pacemaker currents, modulating the funny current (I[f]) in cardiac cells and the hyperpolarization-activated current (I[h]) in neurons. Depending on the neuronal and synaptic localization, HCN channels regulate synaptic integration, long-term potentiation, synaptic transmission, and resting membrane potential. In summary, it contributes to the electrical activity between the excitatory and inhibitory stimuli through its shunting effect. Several second messengers modulate I(h) currents in the synapses by changing voltage-dependent activation kinetics. I(h) currents are being investigated in numerous central nervous system disorders, including epilepsy. On one hand, it is well known that I(h) currents lead to synchronized oscillations in the rhythmic burst mode in thalamocortical neurons underlying the pathophysiology of absence epilepsy. However, much of the evidence is contradictory. Therefore, it is important to understand the dynamic relationship of HCN channels within the oscillatory networks to determine the regional “queerness” of I(h), and we need further investigation to determine if upregulation or downregulation of I(h) is needed in order to suppress seizure activity.

ARAŞTIRMA
3.
Epilepsi Hastalarında İnteriktal Başağrısı Sıklığı
Prevalence of Interictal Headache in Patients with Epilepsy
Gökhan Özer, Yasemin Ünal, Gülnihal Kutlu, Yasemin Gömceli, Levent İnan
doi: 10.14744/epilepsi.2018.26928  Sayfalar 51 - 54
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi ve başağrısı sık görülen paroksismal nörolojik fenomenlerdir. Başağrısı bazen nöbetin tek belirtisi olabilir. Ayrıca postiktal başağrıları kompleks parsiyal ve jeneralize tonik-klonik nöbetlerden sonra sık görülmektedir. Biz epilepsi polikliniğine başvuran hastalarda interiktal başağrısı sıklığını bulmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu ileriye yönelik çalışma, nöroloji kliniğinde epilepsi tanısı ile takip edilen 86 erişkin hastayı kapsamaktadır.
BULGULAR: Çalışmaya epilepsi tanısı ile izlenen 54 kadın, 32 erkek, toplam 86 hasta alındı. Başağrısı olan 41 (%47.6) hastanın ağrı tipleri sırasıyla; gerilim tipi başağrısı (GTBA) %16.3, auralı migren %13.9, aurasız migren %12.8, GTBA + stabbing 1 %1.2, küme başağrısı %1.2, diğer primer başağrıları %2.4 olarak saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Epileptik hastalar sık başağrısı, özellikte migrenöz özellikte başağrısı yaşamaktadır. Epilepsi hastalarında poliklinik takiplerinde başağrısı göz ardı edilebilir ve bu da bu grup hastaların yaşam kalitesini etkileyebilir.
INTRODUCTION: Epilepsy and headache are common paroxysmal neurological disorders. Headache can occasionally be the sole symptom of a seizure. In addition, postictal headaches frequently occur after complex partial and generalized tonic–clonic seizures. The objective of this study was to determine the prevalence of interictal headache in patients with epilepsy presenting at an outpatient epilepsy clinic.
METHODS: This prospective study included 86 adult patients who were diagnosed with epilepsy and followed up at a neurology clinic.
RESULTS: A total of 86 patients with epilepsy (54 females, 32 males) were included. The type of headache in 41 (47.6%) patients was a tension-type headache (TTH) (n=14, 16.3%), migraine with aura (n=12, 13.9%), migraine without aura (n=11, 12.8%), TTH + stabbing headache (n=1, 1.2%), cluster headache (1.2%), and other primary headaches (n=2, 2.4%).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Patients with epilepsy often have headaches, particularly a migraine headache. Headache in patients with epilepsy may be overlooked during follow-up in the outpatient clinic setting, and this can adversely affect the quality of life of these patients.

4.
Kemik Mineral Yoğunluğu Azalmış Epilepsili Bireylerde Yürüme ve Dengenin Değerlendirilmesi
Evaluation of Gait and Balance in Epileptics with Reduced Bone Mineral Density
Özlem Önder, Rifat Reha Bilgin, Nilden Kahyaoğlu, Birgül Dönmez Balcı
doi: 10.14744/epilepsi.2018.52533  Sayfalar 55 - 60
GİRİŞ ve AMAÇ: Kemik mineral yoğunluğu anormallikleri, dengenin bozulması ve hareket yeteneğinin kısıtlanması sonucu düşmeye neden olmaktadır. Düşme sonucu ortaya çıkan morbiditeler ise bireyin fonksiyonelliği ve yaşam kalitesinde kayıp yaratmaktadır. Bu çalışmada epilepsili bireylerde kemik mineral yoğunluğunun; yürüme, denge ve düşme korkusu ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Epilepsi polikliniğimizde takipli 104 hasta T skoruna göre; normal, osteopeni, osteoporoz şeklinde üç gruba ayrıldı. Hastaların parathormon, kalsiyum, fosfor, vitamin-D, vitamin-B12 ve folikasit düzeyleri değerlendirildi; Tinetti Yürüme ve Denge Testi (TYDT), Düşme Etkinlik Ölçeği (DEÖ), Kısa Kognitif Muayene, Beck Depresyon Ölçeği ve Neurocom Balance Master cihazında testler uygulandı.
BULGULAR: Osteoporoz grubunda; ilaç kullanım süresi ve DEÖ skorunun yüksek, TYDT skorları ve vitamin-D düzeyinin düşük; sünger üzerinde göz kapalı dengenin daha bozuk olduğu ve sola dönüş salınım derecesinin arttığı; bitişik adım yürüme hızının azaldığı görüldü. Pearson analizinde hastalık başlangıç yaşı ile TYDT ve KKM skoru; ilaç kullanım süresi ile süngerde göz kapalı denge; DEÖ skoru ile göz açık denge arasında pozitif korelasyon; ilaç sayısı ve DEÖ skoru ile TYDT, KKM skoru ve bitişik adım yürüme hızı arasında negatif korelasyon saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız osteoporotik epilepsili bireylerde yürüme ve denge bozukluğuna bağlı düşme riskinin poliklinik şartlarında yapılabilecek basit klinik testlerle ortaya konabileceğini ve bu doğrultuda alınacak önlemlerle hastalarımızın yaşam kalitesinin yükseltilebileceğini göstermesi açısından önemlidir.
INTRODUCTION: Bone mineral density abnormalities can cause falls due to imbalance and movement limitation. Morbidities that result from a fall mean a loss of functionality and quality of life. The aim of this study was to evaluate the relationship between bone mineral density and gait, balance, and fear of a fall in epileptic patients.
METHODS: A total of 104 patients were separated into 3 groups according to T-score. A metabolic serum profile analysis was performed, and the Tinetti Gait and Balance Scale (TGBS), the Falls Efficacy Scale (FES), the Short Cognitive Examination (SCE), the Beck Depression Scale, and the Neurocom Balance Master tests were administered.
RESULTS: In the osteoporosis group, the duration of medication use and the FES scores were high, the TGBS score and level of vitamin D were low, eyes-closed balance was more affected, and the degree of sway and turning to the left was greater, and tandem-walk speed was reduced. Positive correlations were found between age of onset and the TGBS and SCC scores, eyes-closed balance and duration of medication use, and FES score and eyes-open balance. Negative correlations were determined between the number of drugs used and the FES, TGBS, and CCM scores, as well as tandem-walk speed.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Simple clinical tests can be administered in outpatient clinics to address the risk of falling due to gait and balance abnormalities in osteoporotic epileptics. Prevention can improve patient quality of life.

5.
Hippokampal Malformasyonun Epilepsi ve Diğer Yapısal Beyin Anomalileri İle İlişkisi
The Relevance of Hippocampal Malformation to Epilepsy and Other Structural Brain Abnormalities
Rahşan Göçmen, Kader Karlı Oğuz
doi: 10.14744/epilepsi.2018.39200  Sayfalar 61 - 68
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, epilepsi hastalarında ve epilepsisi olmayan kontrol grubunda hippokampal şekil, pozisyon ve oryantasyon anomalilerinin sıklığı ve bunun nöbet semiyolojisi, elektroensefalografi bulguları ve görüntüleme bulguları ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemiz elektronik kayıtları geriye dönük olarak incelenerek, temporal veya ekstratemporal epilepsisi olan 1040 hasta ve 300 epilepsisi olmayan birey çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm hastaların beyin manyetik rezonans görüntülemeleri yeniden incelenmiştir. Hippokampal şekil, pozisyon ve oryantasyon farklılıkları genel olarak hippokampal malformasyon (HM) terimi altında toplanmıştır. Hippokampal şekil, pozisyon ve oryantasyon farklılıkları üç majör tipe ayrılmıştır.
BULGULAR: Epilepsi nedeniyle beyin MRG yapılan 1040 hastanın 168’inde (%16), 300 kontrol olgusunun 47’sinde (%15.6) HM saptandı. Hasta grubunun ortalama yaşı 15.1; kontrol grubundaki bireylerin ortalama yaşı ise 21.5 idi. En sık görülen HM tipi %60 (n=130) ile Tip 1 HM iken, onu %22 (n=47) ile Tip 2 HM ve %38 (n=38) ile tip 3 HM takip etmekteydi. Hippokampal malformasyonlar %50 (n=108) olguda solda, %43 (n=73) olguda iki taraflı ve %7 (15) olguda sağda idi. Hasta grubunda %15 (n=34) olguda kortikal gelişim malformasyonu, %17 (n=38) olguda korpus kallozum disgenezisi saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hippokampal malformasyon, epilepsisi olmayan kişilerde nadir değildir. Hippokampal malformasyon tarafı ile temporal lob epilepsisi tarafı arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Tip 3 HM’lere genellikle gelişimsel beyin anomalileri eşlik etmektedir.
INTRODUCTION: The goal of this study was to investigate the frequency of hippocampal shape, position, and orientation anomalies in epilepsy patients and healthy controls. In addition, its relationship to seizure semiology, electroencephalographic findings, and other associated imaging findings were analyzed.
METHODS: A retrospective investigation through our hospital electronic records was performed. In all, 1040 patients with temporal or extratemporal epilepsy and 300 individuals for whom diagnostic magnetic resonance imaging was performed for conditions other than epilepsy were included in the study. Hippocampal shape, position, and orientation abnormalities were classified into 3 major types.
RESULTS: Hippocampal malformation (HM) was found in 168 of the1040 in the patient group. In the control group, HM was detected in 47 of 300 cases. The most common type of HM was type 1 at 60%, followed by type 3 at 38% and type 2 at 22%. HM was observed on the left side in 50% of the cases, it was bilateral in 43%, and it was found on the right side in 7%. Evaluation revealed malformation of cortical development in 34 cases in the patient group and corpus callosum dysgenesis in 38 cases.
DISCUSSION AND CONCLUSION: HM is not uncommon in non-epileptic individuals. There was no significant correlation between the laterality of the HM and the laterality of the temporal lob epilepsy. Type 3 HM is usually associated with developmental brain anomalies.

6.
Akut İskemik İnmeli Hastalarda Erken Nöbetler: İnsidans, Prediktif Faktörler ve Prognoz Üzerine Etkisi
Early Seizures in Patients with Acute Ischemic Stroke: Incidence, Predictive Factors, and Clinical Outcome
Seyda Erdoğan, Mine Hayriye Sorgun, Zeynep Kuzu, Rezzak Yılmaz, Müge Kuzu, Çağrı Ulukan, Hafize Çotur Levent, İnci Şule Özer, Sabiha Tezcan, Sefer Rzayev, Volkan Yılmaz, Canan Togay Işıkay
doi: 10.14744/epilepsi.2018.97769  Sayfalar 69 - 74
GİRİŞ ve AMAÇ: Serebrovasküler hastalıklar özellikle ileri yaştaki hastalarda epileptik nöbetlerin önemli nedenlerinden biridir. Bu çalışmanın amacı akut iskemik inmeli hastalarda görülen erken nöbetlerin insidansını, prediktif faktörlerini ve prognoz üzerine etkisini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada akut iskemik inmesi olan 619 hastanın dosyaları incelendi. Erken nöbetler, Uluslararası Epilepsi ile Savaş Derneği (ILAE) kriterlerine göre inmeden sonraki bir hafta içinde ortaya çıkan nöbetler olarak tanımlandı. Hastaların demografik özellikleri, risk faktörleri, başvuru sırasındaki National Institutes of Health Stroke Scale (NIHSS) skorları, serum C-reaktif protein (CRP) düzeyleri ve trombosit sayıları ile hastaların takiplerindeki modifiye Rankin Skalası (mRS) skorları ve diffüzyon ağırlıklı görüntülemede lezyon yerleşimi kaydedildi.
BULGULAR: Çalışmaya 22 (%3.6) erken nöbet geçiren (10 kadın [45.5%]; ortalama yaş, 66.55±15.3 yıl) ve 597 (%85.5) erken nöbet geçirmeyen (280 kadın [%46.9]; ortalama yaş, 69.5±13.3 yıl) hasta dahil edildi. Başvuru sırasındaki NIHSS skoru ortalaması, CRP düzeyleri ve trombosit sayıları, hastanede mortalite, izlemde mRS skoru ve rekürren inme oranları erken nöbet geçiren grupta anlamlı olarak daha yüksek idi (p<0.05). Lojistik regresyon analizinde başvuru sırasındaki NIHSS skoru, trombosit sayısı ve rekürren inme, erken nöbetler ile anlamlı olarak ilişkili bulundu (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Artmış trombosit sayısı ve başvuru sırasındaki inme şiddeti akut iskemik inme hastalarında erken nöbetler için ana risk faktörleri olarak görünmektedir.
INTRODUCTION: Cerebrovascular disease is one of the major causes of epileptic seizures in the elderly. The aim of this study was to identify the incidence and predictive factors of early seizures after ischemic stroke (ESAIS) and the effect of early seizures on clinical outcome.
METHODS: The medical records of 619 patients with acute ischemic stroke were retrospectively reviewed. Early seizures were defined according to the International League Against Epilepsy within 7 days of stroke onset. Patient demographics, risk factors, National Institutes of Health Stroke Scale (NIHSS) score, thrombocyte count, and C-reactive protein (CRP) level on admission; modified Rankin Scale (mRS) score in the follow-up period; and details of the location of lesions observed on diffusion-weighted imaging were recorded and analyzed.
RESULTS: A total of 22 (3.6%) patients with ESAIS [10 females, 45.5%; mean age: 66.55±15.3 years (range: 35–91 years)] and 597 (85.5%) patients with non-ESAIS [280 females, 46.9%; mean age: 69.5±13.3 years (range: 23–103 years)] were included. The mean NIHSS score on admission, CRP level, thrombocyte count, in-hospital mortality, mean follow-up mRS, and the recurrent stroke rate were significantly higher in the ESAIS group (p<0.05). Logistic regression analysis revealed that only the NIHSS score on admission, thrombocyte count, and recurrent stroke rate were significantly associated with ESAIS (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: An elevated thrombocyte count and severe stroke on admission are possible major risk factors for ESAIS.

OLGU SUNUMU
7.
Levetirasetam İle Ortaya Çıkan Stuttering Priyapizm
Stuttering Priapism Associated with Levetiracetam
Mehmet Taylan Peköz, Hacer Bozdemir, Ümit Satılmış, Kezban Aslan
doi: 10.14744/epilepsi.2017.14632  Sayfalar 75 - 77
Priyapizm cinsel uyarı olmamasına karşın uzamış ve tekrarlayan ağrılı ereksiyon tablosudur. Daha önce sodyum valproat ve topiramat gibi antiepileptik ilaçlar ile priyapizm gelişen olgular bildirilmiştir. On beş yaşındaki olgu fokal nöbet tanısı ile levetirasetam 1000 mg/gün kullanırken, tedavinin ilk haftasında ortaya çıkan ve ilaç kesimi ile düzelen stuttering priyapizm tablosu tanımlamaktadır. Daha önce levetirasetam tedavisi sırasında görülen priyapizm ile ilişkili literatür bilgisine rastlanamadığından olgunun bildirilmesi uygun görülmüştür.
Priapism is defined as a prolonged and persistent, painful erection of the penis without sexual stimulation. There have been a few case report of priapism resulting from the use of sodium valproate and topiramate. In our case, a 15-year-old male patient with partial seizures was treated with levetiracetam 1000 mg/day. Stuttering priapism was reported in the first week of treatment, which improved with drug withdrawal. To the best of our knowledge, there is no case report of a similar complication with levetiracetam.

8.
Geç Yaşta Tanı Konan, Psikiyatrik Yakınmaların ve Statusun Eşlik Ettiği Sturge Weber Sendromu: Olgu Sunumu
Sturge Weber Syndrome Diagnosed at Late Age, Associated with Psychiatric Complaints and Status: A Case Report
Hilal Taştekin Toz, Eren Gözke, Boran Can Saraçoğlu
doi: 10.14744/epilepsi.2017.20438  Sayfalar 78 - 82
Sturge-Weber sendromu (SWS), yüzde porto şarabı renginde çoğunlukla tek taraflı fasiyal anjiom, aynı tarafta leptomeningeal anjiomatozis, glokom, kontrolü zor epilepsi nöbetleri ve ilerleyici serebral fonksiyon bozukluğu ile karakterize nadir görülen sporadik bir nörokutanöz sendromdur. Baş ağrısı, bulantı, kusma, konuşma bozukluğu yakınmaları ile başvuran 41 yaşında kadın hastada sağ yüz yarımında hemanjiomla uyumlu lezyon, yüksek ateş, hiperglisemi ve tonsillit saptandı. Elektroensefalografide (EEG) sağ frontotemporal bölgede paroksismal bozukluk ile uyumlu bulgular ve kontrastlı beyin manyetik rezonans görüntülemede (MRG) sağ serebral hemisferde artmış vaskülarizasyon ile dural kontrastlanma görüldü. Sturge-Weber sendromu tanısı konulan hasta asetil salisilik asit (ASA) ve valproik asit tedavisi ile taburcu edildi, ancak çıkışından iki hafta sonra status epileptikus tablosu ile getirildi. Nöbetleri yoğun bakım şartlarında diazepam infüzyonu ile kontrol altına alındı. Valproik asit dozu yükseltildi. Daha sonra ortaya çıkan görsel ve işitsel halüsinasyonlar nedeni ile aripiprazol başlandı. On gün sonra nörolojik muayenesi normal olarak taburcu edildi. Valproik asit ve ASA tedavisi ile nöbetsiz ve sekelsiz olarak takip edilmektedir.
Sturge-Weber syndrome (SWS) is a rare, sporadic neurocutaneous syndrome characterized by a usually unilateral facial port-wine stain, ipsilateral leptomeningeal angiomatosis, glaucoma, epileptic seizures that are difficult to control, and progressive cerebral dysfunction. A 41-year-old woman presented with headache, nausea, vomiting, and a speech disorder. On examination a lesion on the right side of her face consistent with hemangioma was noted, as well as a high fever, hyperglycemia, and tonsillitis. Electroencephalography revealed a paroxysmal abnormality in the right frontotemporal region, and contrast-enhanced cranial magnetic resonance imaging revealed vascularization and dural contrast enhancement in the right cerebral hemisphere. The patient was diagnosed with SWS and discharged with acetylsalicylic acid (ASA) and valproic acid therapy, but returned 2 weeks later with tonic-clonic status epilepticus. The seizures were controlled with an infusion of diazepam in the intensive care unit and the dosage of valproic acid was increased. Aripiprazole was initiated for visual and auditory hallucinations. The patient was discharged after 10 days with a normal neurological examination and follow-up has not revealed any seizure or sequel findings with the ASA and valproic acid therapy.

9.
Bant Heterotopi ve Lennox-Gastaut Sendromu: Olgu Sunumu
Band Heterotopia and Lennox-Gastaut Syndrome: A Case Report
Mehmet Fatih Göl, Füsun Ferda Erdoğan
doi: 10.14744/epilepsi.2018.36349  Sayfalar 83 - 86
Sınırlı veya yaygın bir nöronal migrasyon bozukluğu olarak adlandırılan heterotopi hafif mental retardasyon, epileptik nöbetler, psikiyatrik belirtiler veya sistemik bozukluklarla klinikte kendini gösterebilir. Olguların yaklaşık %90’ında, çoğunlukla tedaviye dirençli epileptik nöbetler gözlenir. Lennox-Gastaut sendromu (LGS) çok sayıda nöbet tipinin birlikte görüldüğü, özel elektroensefalografi (EEG) paternlerine sahip, kognitif etkilenmenin de olduğu, tedaviye dirençli ve kötü prognozlu bir epileptik ensefalopatidir. Bu yazıda tedaviye dirençli tonik, atonik, miyoklonik, atipik absans nöbetleri ve davranış anormallikleri olan, beyin görüntülemesinde bant heterotopiye sahip, EEG’si 2–2.5 hz diken dalga, multipl diken ve hızlı ritimlerden oluşan LGS tanısı koyduğumuz 17 yaşındaki erkek olgu tedavi yönetimindeki zorluğa dikkat çekmek için sunulmuştur.
Heterotopia, referred to as a limited or common neuronal migration disorder, may manifest clinically with mild mental retardation, epileptic seizures, psychiatric symptoms, or systemic disorders. Approximately 90% of cases have drug-resistant epileptic seizures. Lennox-Gastaut syndrome (LGS) is an epileptic encephalopathy with cognitive impairment; it is treatment-resistant and has a poor prognosis, with multiple patterns of seizures and specific electroencephalographic (EEG) patterns. In this case, the brain imaging showed band heterotopy, an EEG 2–2.5 Hz spike wave, and multiple spike and fast rhythms. This case of a 17-year-old male patient with drug-resistant tonic, atonic, myoclonic, atypical absence seizures, and behavioral abnormalities who was diagnosed with LGS was presented to highlight the difficulty in treatment management.



Hızlı Arama





 


Copyright © 2018 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale