ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 23      Sayı : 2       Yıl: 2017

Epilepsi: 23 (2)
Cilt: 23  Sayı: 2 - 2017
Özetleri Gizle | << Geri
EDITÖRDEN
1.
Editör’den
Editorial
Seher Naz Yeni
Sayfa V (32 kere görüntülendi)

DERLEME
2.
Gebelikte Antiepileptik Seçimi Nasıl Olmalı?
How Should Antiepileptic Drugs Be Selected During Pregnancy?
Melike Batum, Ayşın Kısabay, Hikmet Yılmaz
doi: 10.5505/epilepsi.2016.84803  Sayfalar 41 - 50 (748 kere görüntülendi)
Antiepileptik ilaç kullanan annelerin bebeklerinde prematüre, gelişme geriliği ve major malformasyon riski; ilaç almayanlara göre daha yüksek oranda olmasına rağmen, konvülsif nöbetlerin anne ve bebek sağlığına olan zararlı etkileri çok daha fazladır. Bu yüzden antiepileptik ilaçların fetüse getirdiği riskler ile gebelik sırasında oluşan nöbetlerin anne ve bebek sağlığına etkisi dikkatlice değerlendirilmelidir. Hem antiepileptik ilaçlar, hem de nöbetler fetüsü olumsuz yönde etkileyebilir. Son zamanlarda yeni çıkan antiepileptik ilaçların yan etkilerinin az olması ve toleransın yüksek olması özelliklerinden dolayı yaygın kullanılmaya başlanmış olması, bu ilaçların gebelerde olan etkinliğinin araştırılmasına neden olmuştur. Bununla birlikte eski kuşak antiepileptiklerin bilinen teratojenik etkileri yanında kognisyon üzerine etkilerinin olumsuz olması da bu ilaçların daha dikkatli kullanılmasını gerektirmektedir. Gebelikte antiepileptik seçiminde birincil amaç; nöbetleri kontrol altına almak, bebeğin hem fiziksel hem de kognitif malformasyon gelişme riskini en aza indirmektir.
Although the risk of prematurity, growth retardation, and major malformations is higher in infants of mothers using antiepileptic medications than in those of the mothers not using them, the harmful effects of the convulsive seizures on the maternal and fetal health are much more. Thus, the risks introduced by the antiepileptic medications to the fetus as well as the effects of the seizures occurring during gestation on maternal and fetal health should be evaluated carefully. Both antiepileptic medications and seizures may negatively impact the fetus. Given that recently introduced antiepileptic medications have fewer side effects they are used widely and due to their high tolerability rates, several investigations regarding their efficacy have been prompted in pregnant women. On the contrary, the teratogenic effects of the old-generation antiepileptics and their negative effects on cognition warrant more careful use of these medications. The primary objective in choosing antiepileptic medications for pregnant women is to control the seizures and minimize the risk of developing both physical and cognitive malformations.

ARAŞTIRMA
3.
Probiyotik Tüketiminin Absans Nöbetler Üzerine Etkisi
Effects of Probiotic Consumption on Absence Seizures
Serdar Akkol, Mehmet Can Doğan, Duygu Esenkar, Handan Doğan, Tuğba Karamahmutoğlu, Filiz Onat
doi: 10.14744/epilepsi.2017.59389  Sayfalar 51 - 56
GİRİŞ ve AMAÇ: Probiyotikler, insan sağlığına yararlı ve bağırsak mikroflorasında yaşayan canlı organizmalardır. Çocukluk çağı absans epilepsisinin iki adet iyi tanımlanmış modeli mevcuttur: Genetic absence epilepsy rats from strasbourg (GAERS: Strasbourg’dan genetik absans epilepsi sıçanları) ve Wistar Albino Glaxo from Rijswijk (WAG/Rij: Rijswijk’den Wistar Albino Glaxo). Bugüne kadar, probiyotiklerin absans epilepsisi üzerine etkileriyle ilgili klinik veya deneysel bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada, absans epilepsisinin sıçan modeli olan GAERS üzerinde probiyotiklerin absans nöbetleri üzerine etkileri incelendi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Absans epilepsi modeli GAERS sıçanlar, probiyotiklerin etkilerini gözlemlemek için kullanıldı. Dokuz erkek sıçan iki gruba (Probiyotik ve Deney) ayrıldı. Su ve besine limitsiz ulaşımları sağlandı. Deney grubu bir ay süreyle ticari olarak satılan probiyotik ürününü içeren su ile beslendi. Sonrasında elektroensefalografi (EEG) kaydı için stereotaktik cerrahi ile kortikal kayıt elektrotları implante edildi. Elektroensefalografi kayıtları nöbetlerin kümülatif süresi ve sayısı açısından karşılaştırıldı.
BULGULAR: Probiyotik ve standart beslenen grupların diken-ve-dalga deşarjlarının analizi, iki grup arasında kümülatif süre ve sayı açısından bir fark göstermedi (p>0.05). Diğer taraftan su tüketimi probiyotik ile beslenen grupta daha fazla oldu (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmada, bir aylık probiyotik tüketiminin GAERS modelinde gözlenen diken-ve-dalga deşarjları üzerine etkisi olmadığı gösterildi. Bu çalışma, absans epilepsisi ve probiyotikler arasındaki olası ilişkiyi göstermeyi hedefleyen ilk araştırma olup daha ileri çalışmalara-yaklaşımlara ihtiyaç bulunduğunu işaret etmektedir.
INTRODUCTION: Probiotics are microorganisms of intestinal microflora that are beneficial for human health. Childhood absence epilepsy has 2 validated rat models: Genetic Absence Epilepsy Rats from Strasbourg (GAERS) and Wistar Albino Glaxo from Rijswijk (WAG/Rij). To date, there have been no clinical or experimental studies of the effects of probiotics on absence epilepsy. The present study was an investigation of the effects of probiotics on absence seizures in the GAERS rat model.
METHODS: GAERS were used to examine the effects of probiotics. Nine male GAERS were assigned to 1 of 2 groups (probiotic or control). The animals had free access to food and water. Commercially available probiotic product was provided in drinking water to probiotic group for 1 month. Surface electrodes were then implanted for electroencephalogram (EEG) recordings. Two aspects of EEG recordings were compared: cumulative duration and cumulative number of absence seizures.
RESULTS: Analysis of spike-and-wave discharges between the 2 groups showed no significant difference in either cumulative duration or number (p>0.05). Additionally, it was observed that probiotic group consumed more water than control group (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Results indicated that probiotic consumption had no effect on duration or number of spike-and-wave discharges of GAERS after 1-month feeding period. This is the first investigation in the literature addressing interactions between probiotics and absence epilepsy, and further research is needed.

4.
Fokal nöbetli Hastalarda Lakosamid Ek Tedavisi İle İlgili Klinik Deneyimler
Clinical Experience with Adjunctive Lacosamide in Adult Patients with Focal Seizures
Demet İlhan Algın, Oğuz Osman Erdinç, Gönül Akdağ
doi: 10.14744/epilepsi.2017.59454  Sayfalar 57 - 62
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada fokal başlangıçlı nöbetleri olan hastalarda lakosamid (LCM) ek tedavisi ile ilgili ilk deneyimlerimizi bildirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Fokal nöbetleri olan toplam 128 erişkin hasta (67 erkek ve 61 kadın) çalışmaya alındı. Yüz yirmi sekiz hastadan 13 hasta yan etkilerden dolayı çalışmadan dışlandı. Yirmi iki hasta dörtlü antiepileptik ilaç (AEİ), 36 hasta üçlü AEİ, 34 hasta ikili AEİ, 28 hasta bir AEİ almaktaydı. Nöbet sıklığı ve şiddeti hasta günlükleri ve öykülerine göre değerlendirildi. Lakosamid tedavisine cevap LCM tedavisi başlandıktan altı ay sonra nöbet sıklığında değişikliğe göre tanımlandı. Nöbet sıklığında ≥%50 azalma tedaviye yanıt olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 29.2 (dağılım, 18–53) yıl idi. Lakosamid tedavisi başlandıktan altı ay sonra 49 (%42.6) hastada nöbet sıklığında azalma, 21 (%18.2) hastada tam nöbet kontrolü sağlandı. Yirmi dokuz hastada nöbet sıklığında <%50 azalma saptanırken, 19 hasta tedaviye yanıt vermedi. Lakosamid tedavisi sonrası 70 hasta (%60.9) tedaviye yanıt veren, 45 (%39.1) hasta tedaviye yanıtsız olarak değerlendirildi. Lakosamid 100 mg/gün başlandı ve gereklilik durumuna göre 600 mg/gün (ortalama 335±28.2 mg/gün) olarak artırıldı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bizim bulgularımız LCM ek tedavisinin fokal epilepsili hastalarda etkin olduğunu gösterdi.
INTRODUCTION: The aim of this study was to report first clinical experience in Turkey using lacosamide (LCM) as adjunctive therapy in patients with focal onset seizure.
METHODS: Total of 128 adult patients with focal seizures (67 males and 61 females) were included in the study. Thirteen of 128 patients were
withdrawn from the study due to adverse events. In all, 22 of the patients used combination of 4 antiepileptic drugs (AEDs), 36 used 3 AEDs, 34 used 2 AEDs, and 28 used 1 AED. Seizure frequency and severity were evaluated according to patient diaries and history. Treatment response to LCM was determined by assessing change in seizure frequency after 6 months of LCM therapy. Responders were defined as patients who achieved seizure frequency reduction of ≥50%.
RESULTS: Mean age of the patients was 29.2 years (range: 18–53 years). After 6 months of LCM therapy, 49 patients (42.6%) had achieved reduction in seizure frequency, with complete seizure suppression reported in 18.2% of patients (n=21). Response rate was <50% in 29 patients, and 19 patients did not respond to treatment. After use of LCM, 70 patients (60.9%) were categorized as responders and 45 (39.1%) were non-responders. Starting dose of LCM was 100 mg/day and was increased up to 600 mg/day as necessary (mean: 335±28.2 mg/day). Adverse effects occurred in 22 patients (17.2%).
DISCUSSION AND CONCLUSION: These data suggest that LCM is an effective add-on antiepileptic drug for focal epilepsy patients.

5.
Rett Sendromlu Olgularda Elektroensefalografi Bulguları
EEG Findings in Patients with Rett Syndrome
Semih Ayta, A. Emre Öge, Candan Gürses, Zuhal Yapıcı, Mefkûre Eraksoy
doi: 10.14744/epilepsi.2017.28199  Sayfalar 63 - 71 (32 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Rett sendromu (RS) esas olarak kız çocuklarını etkileyen, mikrosefali, dilde gerileme, ellerin amaca yönelik kullanımının kaybı, tekrarlayıcı el hareketleri, epilepsi ve elektroensefalografi (EEG) anormalliklerinin sık görüldüğü nörogelişimsel bir hastalıktır. Bu çalışmada RS tanısı almış 12 kız olgunun EEG bulgularının incelenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı’nda takip edilen RS’li 12 kız çocuğu klinik ve elektroensefalografik olarak incelendi.
BULGULAR: Olguların yaşları 3 yıl 1 ay–16 yıl 8 ay arasında, (ortalama 7 yıl 1 ay), yakınmalarının başlangıç yaşı 2–24 ay arasında (ortalama 15 ay) idi. Dokuz olguda epileptik nöbetler vardı. İlk EEG incelemeleri sırasında 10 olgu II., 2’si III. evrede idi. İlk EEG’leri normal sınırlarda bulunan beş olgunun dördü inceleme sırasında II., biri III. evredeydi. Başlangıç EEG’leri sırasında beşi II., biri III. evredeki altı olguda santral dikenler saptandı. İzlem süresinde evre II’den evre III’e geçen dört olguda santral dikenler devam ediyordu, ikisinde ayrıca seyrek jeneralize epileptiform deşarjlar vardı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Rett sendromunun kesin tanısı günümüzde mutasyonun gösterilmesiyle konulmaktadır. Ancak klinisyenlerin genetik incelemeye yönlendirecekleri olguların seçimi için hastalığın tanı kriterlerini ve klinik evrelemesini iyi bilmeleri gerekmektedir. Rett sendromlu olguların EEG incelemelerinin takip süreçleri içinde tekrarlanmasının hem klinik pratikte yardımcı olacağı, hem de bilimsel veri birikimine katkıda bulunacağı kanısındayız.
INTRODUCTION: Rett syndrome (RS) is a neurodevelopmental disorder that primarily affects girls and is characterized by microcephaly, regression of language, loss of effective hand use, epilepsy, and electroencephalogram (EEG) abnormalities. This study investigated EEG findings of 12 female patients diagnosed with RS.
METHODS: Twelve girls with RS who were treated by İstanbul University İstanbul Faculty of Medicine Department of Neurology were examined clinically and electrophysiologically.
RESULTS: Age of the patients ranged between 3 years, 1 month and 16 years, 8 months. Seizures were present in 9 cases. At time of first EEG, 10 of these patients were in stage II, and 2 patients were in stage III. The first EEG of 5 patients was normal. Six patients, 5 in stage II and 1 in stage III, had central spikes. During the observation period, 4 cases continued to demonstrate central spikes as progression advanced from stage II to III.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Clinicians need to be familiar with RS diagnostic criteria and the staging of this syndrome in order to request appropriate genetic testing. Continued EEG follow-up is helpful in the clinical management of patients with RS as well as for collection of scientific data.

6.
Jeavons Sendromu: 12 Olgu
Jeavons Syndrome: 12 Cases
Selma Topaloğlu Tuaç, Cengiz Yalçınkaya, Ahmet Veysi Demirbilek
doi: 10.14744/epilepsi.2016.88319  Sayfalar 72 - 76 (28 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Göz kapağı miyoklonili absans epilepsisi (GKMAE) olarak da bilinen Jeavons sendromu (JS), temel nöbet tipi göz kapağı miyoklonileri olan, nöbetlerin ya da elektroensefalografide (EEG) jeneralize paroksizmlerin göz kapama ile ortaya çıktığı, ışığa duyarlılığın olduğu idiyopatik refleks bir epilepsi türüdür. Bu yazıda JS’nin, bu tanı ile izlediğimiz 12 olgu aracılığıyla gözden geçirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Nörolojisi Polikliniği’nde JS tanısı ile takip edilmekte olan hastaların dosya kayıtları incelenmiş, hastalarla görüşülmüş ve elde edilen veriler değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Yaşları 7 ile 22 arasında değişen sekiz kız, dört erkek hasta değerlendirmeye dahil edilmiştir. Nöbet başlangıç yaşı, 18 ay ile 14 yaş arasında değişmekle birlikte sıklıkla 6–12 yaş arasıdır. Hastaların çoğunda doktora başvuru sebebi jeneralize tonik klonik (JTK) nöbetler olmuş, hastaların tümüne yapılan video EEG monitorizasyonu (VEM) sonucu tamamında göz kapağı miyoklonileri, büyük bir kısmında da absans nöbetleri görülmüştür. Hastaların tamamında, bazıları asimetrik özellikler gösterebilen ve bir kısmına göz kapağı miyoklonilerinin ve absans nöbetlerinin eşlik ettiği jeneralize diken-multiple diken dalga deşarjları görülmüştür. Bununla birlikte sekiz hastada EEG’de fokal bulgular saptanmıştır. Tedavide en çok tercih edilen ilaç valproik asit olmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Göz kapağı miyoklonileri hatta absans nöbetleri çoğu zaman farkedilmemekte ya da tik bozukluğu, gündüz düşleri gibi durumlarla karıştırılmaktadır. Hastayı doktora getiren sebep çoğu zaman JTK nöbet olmaktadır. JS’de, EEG’de fokal/asimetrik bulgular nadir değildir. EEG’de görülen fokal bulgular yanlış yorumlanabilmekte, tanıda ve ilaç seçiminde hatalara sebep olabilmektedir.
INTRODUCTION: Jeavons Syndrome (JS), also known as eyelid myoclonia with absences epilepsy, is a type of idiopathic reflex epilepsy that has primary seizure type eyelid myoclonuses and is characterized by blinking due to seizures or generalized paroxysms at electroencephalography (EEG) and photosensitivity. This study aimed to review JS by following up with the patients with this diagnosis.
METHODS: The records of the patients who were followed up with JS diagnosis in the pediatric neurology clinic of Cerrahpaşa Medical Faculty Hospital were reviewed. These patients were interviewed, and the data obtained from their file records were evaluated.
RESULTS: Eight female and four male patients aged between 7 and 22 years were included in the evaluation. The age at onset of seizure varied from 18 months to 14 years, often between 6 and 12 years of age. The majority of the patients visited the clinic because of generalized tonic-clonic (GTC) seizures. The results of video EEG monitorization performed for all patients revealed that eyelid myoclonuses were found in all patients and absence seizures were also seen in some of them. All of the patients had generalized spike-and-wave discharges, some of which showed asymmetric features and some of which were accompanied by eyelid myoclonus and absence seizures. Moreover, focal findings were detected in the EEG analyses of eight patients. The most preferred drug was valproic acid for treatment.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Eyelid myoclonuses or even absence seizures are usually not distinguished or mixed with some other cases such as tic disorder or daydream. The reason that brings a patient to the doctor is often the GTC seizures. In JS, focal/asymmetric findings in EEG are not uncommon. The focal findings seen in EEG may be misinterpreted and may lead to errors in diagnosis and drug selection.

OLGU SUNUMU
7.
B12 Vitamini Eksikliğine Eşlik Eden Epileptik Spazm ve Parsiyel Nöbetler: Olgu Sunumu ve Literatür İncelemesi
Epileptic Spasms and Partial Seizures Associated with Vitamin B12 Deficiency: Case Report and Literature Review
Uğur Işık, Sonay Beyatlı
doi: 10.14744/epilepsi.2016.08760  Sayfalar 77 - 80 (331 kere görüntülendi)
B12 vitamini eksikliğine eşlik eden epileptik spazmlar oldukça nadirdir. Epileptik spazm ve birlikte görülen parsiyel nöbetler literatürde daha önce tanımlanmamıştır. Üç buçuk aylık kız çocuğu hastanemize epileptik spazm ve parsiyel nöbetler ile başvurdu. Hastanın 3 Tesla kraniyal manyetik rezonans görüntüleme ve detaylı metabolik taraması tamamen normal bulundu. Ancak sadece anne sütü ile beslenen hastada ve annesinde B12 vitamini düzeyleri düşük idi. Her ikisinde de B12 vitamini replase edildi, ayrıca hastanın nöbetleri için oral vigabatrin ve İM ACTH kullanıldı. Hastanın nöbetleri durmasına rağmen hipotoni ve nöromotor gelişim geriliği halen devam etmekteydi. B12 vitamini eksikliğine eşlik eden nöbetler infantlarda nadir görülmekle birlikte, serum B12 düzeyi mutlaka rutin yapılan testlerin arasında olmalıdır.
Epileptic spasms associated with vitamin B12 deficiency are rare. Epileptic spasms in addition to partial seizures due to vitamin B12 deficiency have never been reported in the literature. A 3½-month-old girl presented to clinic with partial seizures and epileptic spasms. An extensive workup for metabolic disorders and a 3 Tesla magnetic resonance imaging (MRI) of brain were normal. However, the exclusively breast-fed infant and her mother had low vitamin B12 levels, so both were given intramuscular (IM) vitamin B12 injections. The infant was also treated with oral vigabatrin and IM adrenocorticotrophic hormone (ACTH) injections. Patient’s seizures stopped; however, developmental delay and hypotonia remained. Seizures associated with vitamin B12 deficiency in infants are rare, but vitamin B12 level should always be checked as part of routine diagnostic workup.

8.
Nadir Bir Refleks Epilepsi Türü: Yemek Yeme Epilepsisi
A Rare Epilepsy Type: Eating Epilepsy
Zeynep Özözen Ayas, Ayhan Bölük
doi: 10.14744/epilepsi.2016.33255  Sayfalar 81 - 83 (30 kere görüntülendi)
Yemek yeme epilepsisi nadir bir refleks epilepsi türüdür. Genetik faktörler, yiyecekler ve yemek alışkanlıkları önemlidir. Bu yazıda, özellikle katı ve yağlı yiyecekleri yeme sırasında tetiklenen basit parsiyel ve sekonder jeneralize tipte nöbetlerin olduğu 28 yaşındaki erkek hasta sunuldu. Nörolojik muayenesi ve laboratuvar testleri normal idi. Hastanın elektroensefalografisinde aktif epileptiform odak gözlenmezken, beyin manyetik rezonans görüntülemede sol parietalde ensefalomalazik alan saptandı. Hastanın nöbetleri uygun dozda okskarbazepin ve levetirasetam ile kontrol altına alındı. Son derece nadir bir refleks epilepsi türü olması nedeniyle olgumuz literatür eşliğinde tartışılmıştır.
Eating epilepsy is a rare type of reflex epilepsy. Genetic factors, types of food, and eating habits are important. Presently described is case of a 28-year-old man with simple partial and secondary generalized epilepsy, provoked especially by fatty or starchy foods. Neurological examination and laboratory tests were normal. Active epileptiform discharges were not detected on electroencephalography; however, cranial magnetic resonance imaging revealed left parietal encephalomalacia. The patient’s seizures were controlled with appropriate dosage of oxcarbazepine and levetiracetam. As this case is extremely rare type of reflex epilepsy, presentation is accompanied by review of the literature.

9.
Hiperglisemi ile İndüklenen Non-Konvülzif Status Epileptikus ve Kraniyal Manyetik Rezonans Görüntüleme Bulguları: Olgu Sunumu
Hyperglycemia Induced Non-Convulsive Status Epilepticus and Cranial Magnetic Resonance Imaging Findings: Case Report
Melek Çolak Atmaca, Murat Mert Atmaca
doi: 10.14744/epilepsi.2016.00533  Sayfalar 84 - 90 (307 kere görüntülendi)
Non-ketotik hiperglisemide (NKH) %25’e varan sıklıkta nöbetler görülür ve hastaların %50’sinde nöbetler diyabet hastalığının ilk bulgusudur. En sık epilepsiya parsiyalis kontinua (EPK) görülürken, oksipital lob kaynaklı nöbetler ve afazik nöbetler de görülebilir. Nöbetler hipergliseminin düzeltilmesi ile düzelir. Hem status epileptikus (SE) ile hem de hiperglisemi ile indüklenen nöbetlerle ilişkili kraniyal manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları tanımlanmıştır ama bunların önemi ve altında yatan mekanizmalar anlaşılamamıştır. Status epileptikusun akut tedavisi üzerinde konsensus sağlanmış olsa da özellikle akut semptomlu SE’lerde idame tedavisinin nasıl düzenleneceği konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu yazıda, NKH’si olan, non-konvülzif status epileptikus (NKSE) tanısı konan ve kraniyal MRG bulguları olan bir hasta sunuldu, literatür eşliğinde tartışıldı.
Nonketotic hyperglycemia (NKH) usually involves frequent seizures up to 25%, and these seizures are the first finding of diabetes mellitus in 50% of the patients. The most common seizure type is reported as epilepsia partialis continua (EPK), and some occipital lobe seizures and aphasic seizures may also be seen in these patients. The recovery from seizures by the correction of hyperglycemia. The cranial magnetic resonance imaging (MRI) findings associated with both status epilepticus (SE) and seizures induced by hyperglycemia have been described; however, their significance and underlying mechanisms have not been understood. Although consensus has been reached on the acute treatment of SE, insufficient information is available on the long term or maintenance treatment, especially in SEs with acute symptoms. This study aimed to report and discuss the cranial MRI findings of a patient with NKH who was diagnosed with nonconvulsive status epilepticus in the light of the literature.



Hızlı Arama





 
Copyright © 2017 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale