ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 23      Sayı : 1       Yıl: 2017

Epilepsi: 22 (3)
Cilt: 22  Sayı: 3 - 2016
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Katamenial Epilepside Güncel Kavramlar
Current Concepts of Catamenial Epilepsy
Andrew G Herzog
doi: 10.14744/epilepsi.2016.38981  Sayfalar 75 - 85 (256 kere görüntülendi)
Nöbetler gelişigüzel olarak oluşmazlar. Epilepsili kadın ve erkeklerin çoğunluğunda nöbetler kümelenme eğilimindedirler. Nöbet kümelenmeleri sıralı olarak, sıklıkla zamansal bir peryodisite gösterirler. Nöbet alevlenme peryodiditesi kendisini menstrual döngünün peryosiditesi ile eşzamalı duruma getirdiği zaman katamenial epilepsiden bahsedilir. Üreme steroidlerinin nöroaktif özellikleri ve serum konsantrasyonlarındaki siklik değişimleri önemli patofizyolojik faktörlerdir. Katamenial nöbet alevlenmelerinin en az üç paterni olduğuna dair kanıtlar vardır: ovulatuar döngülerde perimenstrual ve periovülatuar, anovulatuar döngülerde tüm luteal faz boyunca. Katamenial epilepsinin bu sınıflaması için akla uygun bir matematiksel temel geliştirilmiştir. Kadınların 1/3’ünden fazlasının katamenial epilepsili olduğu saptanmıştır. Eğer nöbetler ortaya çıkışlarında hormonal duyarlılık gösterirlerse, hormonal tedaviye de yanıt verebilirler. Randomize, çift kör, placebo kontrollü NIH Progesteron Çalışması, perimenstrual nöbet alevlenmeleri olan kadınların bir alt gurubunda siklik progesterone desteğinin bütünü ile plasebodan üstün olmadığını fakat nöbet sıklığını anlamlı olarak azalttığını bulmuştur. Depo medroksiprogesteron ve depo gonadotropin releasing hormon analoglarının kullanıldığı başarılı açık etiketli çalışmalar da vardır.
Seizures do not occur randomly. They tend to cluster in the majority of men and women with epilepsy. Seizure clusters, in turn, often show a temporal periodicity. When the periodicity of seizure exacerbation aligns itself with that of the menstrual cycle, it is designated catamenial epilepsy. The neuroactive properties of reproductive steroids and the cyclic variation in their serum concentrations are important pathophysiologic factors. There is evidence for the existence of at least 3 patterns of catamenial seizure exacerbation: perimenstrual and periovulatory in ovulatory cycles, and entire luteal phase in anovulatory cycles. A rational mathematical basis for this categorization of catamenial epilepsy has been developed. It identifies over one-third of women as having catamenial epilepsy. If seizures show hormonal sensitivity in their occurrence, they may also respond to hormonal treatment. A randomized, double-blind, placebo-controlled National Institute of Health (NIH) progesterone trial found that cyclic progesterone supplement is no better than placebo overall, but did reduce seizure frequency significantly in the subset of women with perimenstrual seizure exacerbation. There have also been successful open-label trials using depomedroxyprogesterone and depot gonadotropin-releasing hormone analogues.

ARAŞTIRMA
2.
Epilepsili Hastalarda Dinamik Tiyol-Disülfid Homeostazisinin Değerlendirilmesi
Evaluation of Dynamic Thiol-Disulphide Homeostasis in Patients with Epilepsy
Şadiye Gümüşyayla, Gönül Vural, Hesna Bektaş, Salim Neşelioğlu, Orhan Deniz, Özcan Erel
doi: 10.14744/epilepsi.2016.86580  Sayfalar 86 - 92 (317 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı epilepsili hastalarda yeni bir oksidatif stress parametresi olarak dinamik tiyol-disülfid homeostazisini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 50 tanesi epilepsi hastası, 50 tanesi de sağlıklı gönüllü olmak üzere toplam 100 katılımcı çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm epilepsi hastaları ve sağlıklı gönüllülerin serumda total tiyol (–SH+–S-S–) ve nativ tiyol (–SH) düzeyleri ölçüldü. Dinamik disülfid bağ düzeyi (–S-S–) ve (–S-S–) x 100 / (-SH), (–S-S-) x 100 / (–SH+–S-S–) ve –SHx100 / (–SH+–S-S–) oranları bu değerlerden hesaplandı. Elde edilen veriler epilepsi hastaları ve sağlıklı gönüllüler arasında kıyaslandı.
BULGULAR: Epilepsi hastaları ve sağlıklı gönüllüler arasında total tiyol, nativ tiyol miktarları, dinamik disülfid bağ düzeyi ve (–S-S–) x 100 / (-SH), (–S-S-) x 100 / (–SH+–S-S–) ve –SH x 100 / (–SH+–S-S–) oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Ayrıca hasta grubunda total tiyol, nativ tiyol miktarları, dinamik disülfid bağ düzeyi ve (–S-S–) x 100 / (-SH), (–S-S-) x 100 / (–SH+–S-S–) ve –SH x 100 / (–SH+–S-S–) oranları ile nöbet sıklığı ve hastalık süresi arasında bir korelasyon bulunmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Oksidatif stresin epileptogenezin altında yatan moleküler değişikliklerden biri olduğu düşünülür. Bu çalışmada, biz literatürde yeni geliştirilmiş bir metod ile epilepsi hastalarında dinamik tiyol-disülfid homeostazisini araştırdık.
INTRODUCTION: The aim of this study was to investigate dynamic thiol-disulphide homeostasis as a novel oxidative stress parameter in patients with epilepsy.


METHODS: A total of 100 participants were included in the study. Of these, 50 participants were diagnosed with epilepsy and remaining 50 were healthy individuals. Total thiol (–SH+–S-S–) and native thiol (–SH) levels in serum were measured in all patients. Quantity of dynamic disulphide bond and (–S-S–) x 100 / (-SH), (–S-S-) x 100 / (–SH+–S-S–), and –SH x100 / (–SH+–S-S–) ratios were calculated from these values. Data obtained were compared between patients with epilepsy and healthy individuals.
RESULTS: No statically significant difference was determined between patients with epilepsy and healthy individuals in terms of total thiol, native thiol, and dynamic disulphide bond levels and (–S-S–) x 100 / (-SH), (–S-S-) x 100 / (–SH+–S-S–), and –SH x 100 / (–SH+–S-S–) ratios. Neither was there significant correlation between total thiol, native thiol, and dynamic disulphide bond levels and (–S-S–), (–S-S–) x 100 / (-SH), (–S-S-) x 100 / (–SH+–S-S–) and –SH x 100 / (–SH+–S-S–) ratios of patients and seizure frequency or duration of illness.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Oxidative stress is considered to be one of the molecular changes that are the underlying causes of epileptogenesis. In this study, we investigated dynamic thiol-disulfide homeostasis in patients with epilepsy using a new method in the literature.

3.
Pentilentetrazol İle Oluşturulmuş Epilepside Zenginleştirilmiş Çevrenin Hipokampal Elektrofizyolojik Değişikliklere Etkisi
Effects of Environmental Enrichment on Hippocampal Electrophysiological Changes in the Pentylenetetrazole Model of Epilepsy
Seval Keloglan, Soner Bıtıktas, Nazan Dolu, Cem Suer, Seda Artis
doi: 10.14744/epilepsi.2016.78309  Sayfalar 93 - 101 (356 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi, hipokampusta işlevsel/morfolojik değişikliklerle karakterize nörolojik bir hastalıktır. Deney hayvanlarında bu işlevsel değişiklikler sinaptik plastisitede artma ya da azalma şeklinde ortaya çıkmaktadır. Sunulan çalışmada amacımız, zenginleştirilmiş çevrenin hipokampal işlevsel değişiklikler üzerine olan etkisini epileptik sıçanlarda araştırmaktı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Pentilentetrazol (PTZ) ile oluşturulan kindling modeli sıçanlara uygulandı. Sıçanlar epileptik ve kontrol grubu olarak standart kafes ya da zenginleştirilmiş kafeste bir ay kaldılar. Ardından bütün hayvanlara Morris yüzme testi yapıldı ve hipokampusa ait medial perforan yol dentat girus sinapslarından in vivo olarak uzun süreli güçlenme (USG) kaydı alındı.
BULGULAR: Çalışmamızda zenginleştirimiş kafeste bulunan epileptik sıçanların daha erken tutuştuğu görüldü. Epileptik sıçanlar morris yüzme testinde zayıf performans gösterdiler ve zenginleştirilmiş çevre bu durumu iyileştirdi. Bununla birlikte elektrofizyolojik kayıt bulgularımızda, zenginleştirilmiş çevre epileptik sıçanlarda USG üzerinde pozitif etki göstermedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak, PTZ-nedenli kindling modeli ile birlikte zenginleştirilmiş çevre uygulaması, sıçanlarda alışkın olunan güvenli çevrenin bozulması nedeniyle ortaya çıkan strese bağlı olarak nöbetleri şiddetlendirebilir.
INTRODUCTION: Epilepsy is a neurological disorder characterized by functional/morphological changes in the hippocampus. These functional changes arise as increase or decrease in synaptic plasticity in experimental animals. The present study was an investigation of the effect of enriched environment on hippocampal functional changes in epileptic rats.
METHODS: The pentylenetetrazole (PTZ) kindling model was used on young male Wistar rats. Rats in the epileptic and control groups were reared for 1 month in standard cage or enriched cage (EC). Subsequently, all animals were given Morris water maze (MWM) test and in vivo recording of long-term potentiation (LTP) in medial perforant pathway-dentate gyrus synapses in hippocampus was made.
RESULTS: Statistically significant earlier kindling epileptogenesis in rats housed in EC was observed. Epileptic rats had poor performance in MWM, but enriched environment improved their performance. However, according to electrophysiological recordings, environmental enrichment did not provide positive effect on LTP in epileptic rats.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Enriched environment with ongoing PTZ-induced kindling procedure may lead to exaggeration of seizures due to stress as result of corruption of safe, familiar environment.

4.
Epilepsi Hastalarında Valproat ve Karbamazepin Tedavisi Sırasında İnsülin Direnci Gelişimi
Development of Insulin Resistance in Patients with Epilepsy During Valproate and Carbamazepine Monotherapy
Selda Keskin Güler, Nalan Güneş, Burcu Gökçe Çokal, Tahir Yoldaş, Elif Banu Söker
doi: 10.14744/epilepsi.2016.88700  Sayfalar 102 - 107 (317 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı oldukça etkili ve sık kullanılan iki antiepileptik olan valproat (VPA) ve karbamazepin (KBZ) tedavisi sırasında insulin direnci (IR) gelişiminin araştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu kesitsel ileriye yönelik kohort çalışmasına yaşları 15–64 arasında değişen 111 kişi dahil edildi. Epilepsi hastaları VPA kullanan (n=45) ve KBZ kullanan (n=35) olmak üzere iki gruba ayrıldı ve sağlıklı kontrol grubu (n=31) ile karşılaştırıldı. Açlık kan şekeri, insülin, c-peptid düzeyleri ölçüldü ve IR hesaplandı. Antropometrik ölçümler yapıldı.
BULGULAR: Valproat ya da KBZ kullananlarda IR kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu (p<0.05). C-peptid düzeyleri antiepileptik ilaç kullananlarda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0.05). Ortalama vücut kitle indeksleri gruplar arasında farklılık göstermedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Antiepileptik tedavi altındaki hastalarda sık görülen yan etkilerin yanı sıra insülin metabolizmasına ait nöroendokrin bozukluklar görülebilir. Bu nedenle belirtiler dikkatle sorgulanmalıdır. Hastalar tedaviye başlamadan önce ve tedavi süresince bu açıdan takip edilmelidir.
INTRODUCTION: This study investigated the development of insulin resistance (IR) secondary to the use of valproic acid (VPA) and carbamazepine (CBZ), which are highly effective and frequently used antiepileptic drugs.
METHODS: This cross-sectional prospective cohort study included 111 participants aged 15 to 64 years. Patients diagnosed with epilepsy were divided into 2 groups: those using VPA (n=45) and those using CBZ (n=35). Those groups were compared to healthy control group (n=31). Preprandial blood glucose, insulin, C-peptide levels were examined, and IR was calculated. Anthropometric measurements were taken.
RESULTS: A significant relationship was identified between VPA or CBZ use and development of IR (p<0.05). C-peptide level was significantly higher in patients who used antiepileptic drugs than in control group (p<0.05). Average body mass index (BMI) was not different between groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In patients under antiepileptic treatment, neuroendocrine dysfunction, such as insulin metabolism disorders, can develop in addition to common side effects. Thus, symptoms should be followed up carefully and patients should be evaluated in terms of side effects both before starting and during treatment.

5.
Epilepsi Hastalarında Anket Kullanarak Refleks Nöbet Uyaran Taraması
Survey of Reflex Seizure Precipitants in Epilepsy Patients
Eser Buluş, Gülçin Benbir Şenel, Naz Yeni
doi: 10.14744/epilepsi.2016.58561  Sayfalar 108 - 113 (216 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Refleks nöbetler özgül bir duysal veya bilişsel uyaranla ortaya çıkan veya hastanın aktivitesiyle tetiklenen, tutarlı ve objektif biçimde kanıtlanmış, fokal veya jeneralize epilepsi sendromlarına eşlik edebilen nöbetlerdir. Refleks nöbetler hakkında fazla bilgimiz olmadığı gibi, günlük pratik uygulamada, epilepsi polikliniklerinde, refleks uyaranlar sıklıkla sorgulanmamaktadır. Çalışmamız ile bir üniversite hastanesi epilepsi polikliniğinde refleks nöbet uyaranlarının sıklığının belirlenmesini amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı Epilepsi Polikliniği’nce “epilepsi” tanısıyla takipli 299 epilepsi hastası dahil edildi. En sık karşılaşılan refleks nöbet tipleri göz önünde bulundurularak hazırlanan ve 12 sorudan oluşan bir anket formu hastalar tarafından dolduruldu.
BULGULAR: Pratik hayatta birçok klinisyen tarafından sorgulanmayan, çoğu hasta tarafından sorgulanmadığı sürece belirtilmeyen refleks nöbet uyaranları detaylı bir şekilde sorgulandığında, en sık ‘stres’ olmak üzere, hastaların %73.9’u tarafından bildirilmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu uyaranların bilinmesi epilepsi hastalarının yönetiminde, tanının doğru konmasında ve nöbetlerin kontrol altına alınmasında önemli rol oynadığından hastaların değerlendirilme sürecinde bu uyaranlar unutulmamalı ve zaman ayrılıp detaylı bir şekilde sorgulanmalıdır.
INTRODUCTION: Reflex seizures are proven epileptic seizures that accompany focal or generalized epilepsy syndromes and are precipitated by sensory/cognitive stimuli or motor activity. As there isn’t much knowledge about reflex seizures, in daily practice at most epilepsy clinics, inquiries about reflex seizure precipitants are often not made. The aim of the present study was to determine number and type of reflex seizure precipitants identified by patients with epilepsy.
METHODS: A survey was prepared that consisted of 12 questions and a total of 299 patients followed by our epilepsy clinic provided responses.
RESULTS: When queried in detailed, 73.9% of 299 patients, reported at least one reflex precipitant. The most frequently reported precipitant was stress, respectively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Knowledge of reflex seizure precipitants plays an important role in correct diagnosis of epilepsy, as well as management and control of seizures. Thorough questioning about reflex seizure precipitants should take place during evaluation of epilepsy patients.

6.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Epilepsi Polikliniği’nde İzlenen Dirençli Epilepsi Hastalarının Demografik ve Klinik Bulguları
Demographic and Clinical Findings of Patients with Refractory Epilepsy at Epilepsy Outpatient Clinic of Muğla Sıtkı Koçman University Faculty of Medicine
Yasemin Ünal, Gülnihal Kutlu
doi: 10.14744/epilepsi.2016.06977  Sayfalar 114 - 119 (351 kere görüntülendi)
GİRİŞ ve AMAÇ: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yeni kurulan Epilepsi Polikliniği’nde takip edilen dirençli epilepsi hastalarının demografik ve klinik bulgularının incelenmesi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Epilepsi polikliniğinde Haziran 2014–Mart 2016 tarihleri arasında izlenen hasta kayıtları incelendi ve 60 dirençli epilepsi hastası çalışmaya dâhil edildi.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 34.3 yıldı. Hastaların 29’u erkek; 31’i kadın idi. Elli hastada parsiyel başlangıçlı, üç hastada jeneralize nöbet tipi mevcuttu. On dört hastanın psikojen nöbetleri vardı. Bir hasta paroksismal kinesijenik diskinezi tanısı aldı. Yirmi hastanın elektroensefalografisi normaldi. Yirmi dört hastada parsiyel, bir hastada jeneralize epileptiform anormallik vardı. Tedavisi değiştirilen 45 hastanın dördünde nöbetsizlik elde edildi. On üç hastada nöbet sıklığında %50’den fazla azalma, dokuz hastada %50’den az azalma izlendi. Hastaların 34’ünde tedaviye dirençli nöbet olduğu düşünüldü. Kontrolsüz nöbetlerin nedeni beş hastada yanlış tanı, üç hastada yanlış ilaç, beş hastada yetersiz tedavi dozu idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tedaviye dirençli epilepsi hastalarında öncelikle tanının ve tedavinin gözden geçirilmesi gereklidir. Epilepsi hastalarında nöbet sınıflamasının doğru yapılması, nöbet tipine uygun olan ve uygun dozda tedavinin verilmesi önem taşır.
INTRODUCTION: Demographic and clinical findings of patients with refractory epilepsy receiving treatment at the newly established epilepsy outpatient clinic of Muğla Sıtkı Koçman University Faculty of Medicine were evaluated.
METHODS: Records of patients treated at the epilepsy outpatient clinic between June 2014 and March 2016 were examined, and 60 patients with refractory epilepsy were included the study.
RESULTS: Mean age was 34.3 years. Of the total, 29 were men and 31 were women. Seizures of 50 patients were partial onset, while those of 3 were generalized. Fourteen patients had psychogenic seizures, and 1 patient was diagnosed with paroxysmal kinesigenic dyskinesia. The electroencephalogram (EEG) recording of 20 patients was normal. Partial epileptiform abnormalities were present in 24 patients, and generalized epileptiform abnormalities were seen in 1 patient. Treatment was modified in 45 patients. Four patients were seizure-free, 13 showed more than 50% reduction in seizure frequency, and 9 patients had less than 50% fewer seizures. It is thought that 34 patients have pharmacoresistant seizures. The cause of uncontrolled seizures was misdiagnosis in 5 patients, improper drug in 3 patients, and insufficient treatment dose in 5 patients.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Accurate diagnosis and appropriate treatment with sufficient dose of drug selected according to type of seizure is important for patients with refractory epilepsy.

OLGU SUNUMU
7.
Nöbet Sonrası Gelişen İki Taraflı Humerus Kırığı: Olgu Sunumu
Bilateral Fracture of the Humerus Developing After a Seizure: Case Report
Cansu Söylemez, Ufuk Emre, Mustafa Hakan Özdemir, Mehmet Oktay Alkan, Orhan Yağız
doi: 10.14744/epilepsi.2016.08379  Sayfalar 120 - 122 (270 kere görüntülendi)
Epilepsi hastalarında nöbet esnasında gelişen travmalar ve uzun süreli antiepileptik ilaç kullanımı nedeniyle kemik kırıkları riski yüksektir. Jeneralize nöbetin şiddeti yanında hastanın yaşı,eşlik eden diğer hastalıklar ve bazı antiepileptik ilaçların D vitamini metabolizması üzerindeki olumsuz etkileri kemik kırık riskini arttıran faktörlerdir. Nadir bir komplikasyon olarak nöbet sonrası travma ya da düşme öyküsü olmaksızın kemik kırıkları görülebilmektedir. Bu yazıda 72 yaşında özgeçmişinde osteoporozu olan ve non-steroid anti-enflamatuvar dışında ilaç kullanımı olmayan, travma tariflenmeyen ilk jeneralize epileptik nöbet sonrası devam eden omuz kuşağı ağrıları nedeniyle yapılan ekstremite tomografilerinde iki tarafalı humerus kırığı saptanan olgumu sunuldu.
Epilepsy patients face not only the risk of possible trauma experienced during a violent seizure (a fall or striking something, for example), patients using antiepileptic drugs (AEDs) are also at high risk of bone fracture because some medications have an adverse effect on vitamin D metabolism. Described in this article is the case of a 72-year-old patient with generalized epileptic seizures and no history of trauma who experienced ongoing pain in shoulder girdle that was diagnosed as bilateral fracture of humerus with limb tomography.

8.
Epilepside Ani Beklenmedik Ölüm (SUDEP): İki Olgu Sunumu
Sudden Unexpected Death in Epilepsy: Two Case Reports
Gençer Genç, Güray Koç, Semai Bek, Zeki Gökçil
doi: 10.14744/epilepsi.2016.31932  Sayfalar 123 - 128 (342 kere görüntülendi)
‘Epilepside Ani Beklenmedik Ölüm’ (Sudden Unexpected Death in Epilepsy - SUDEP), epilepsi hastalarında ani, beklenmedik, tanıklı veya tanık olmadan, travma ve suda boğulma ile ilişkili olmayan, belgelenmiş status epileptikusa bağlı olmayan ölüm olarak tanımlanmaktadır. Ülkemizde bildirilen SUDEP olguları sınırlı sayıdadır. Biz muhtemel SUDEP tanısı ile kaybettiğimiz iki olgu sunuyoruz. Olgu 1: Yaklaşık 20 yıldır jeneralize tonik-klonik (JTK) nöbetleri olan 33 yaşındaki kadın hasta, farklı zamanlarda ve kombinasyonlarla kullandığı antiepileptik ilaçlara rağmen tam nöbet kontrolü sağlanamaması nedeniyle tarafımıza başvurdu. Takiplerinde lamotrijin tedavisi altında sağlıklı bir gebelik geçirdi ve nöbet kontrolü sağlandı. Doğumdan sonra nöbetinin nüksetmesi üzerine lamotrijin 150 mg/gün tedavisine valproat 300 mg/gün eklenen hasta doğumdan iki yıl sonra muhtemel SUDEP tanısı ile kaybedildi. Olgu 2: Yaklaşık 30 yıldır kompleks parsiyel nöbet (KPN) ve sekonder JTK şeklinde tedaviye dirençli nöbetleri olan ve epilepsi cerrahisi uygulanan 42 yaşındaki kadın hasta tarafımıza başvurdu. Mevcut karbamazepin 1200 mg/gün, levetirasetam 2000 mg/gün tedavilerine topiramat eklendi, ardından sırasıyla posterior temporal rezeksiyon, vagal sinir uyarımı (VNS) uygulandı ve barbeksaklon 25 mg/gün eklendi. Hasta VNS uygulanmasından beş ay sonra muhtemel SUDEP tanısı ile kaybedildi.
Biz muhtemel SUDEP olan bu iki olgumuzu bildirerek nörologların SUDEP konusundaki farkındalığını artırmayı ve ülkemize ait SUDEP olgularının özelliklerinin ortaya konmasına katkıda bulunmayı hedefledik.
Sudden Unexpected Death in Epilepsy (SUDEP) is generally defined as sudden, unexpected, witnessed or unwitnessed, non-traumatic, and non-drowning death in patients with epilepsy, excluding documented status epilepticus. Reported SUDEP cases in Turkey are limited. Two cases of patients who died with diagnosis of probable SUDEP are described in the present report. Case 1: A 33-year-old female patient with generalized tonic-clonic seizures for nearly 20 years was referred to the clinic because of lack of complete seizure control despite years of different antiepileptic drug combinations. While in treatment, patient had a healthy pregnancy and seizure control was achieved with lamotrigine. Upon recurrence of seizures after pregnancy, valproate 300 mg/day was added to lamotrigine 150 mg/day. Patient died with diagnosis of probable SUDEP 2 years after the birth of the child. Case 2: A 42-year-old female patient with intractable complex partial and secondary generalized tonic-clonic seizures for about 30 years was admitted to the clinic. She had a history of epilepsy surgery. Topiramate therapy was added to carbamazepine 1200 mg/day and levetiracetam 2000 mg/day treatment. Subsequently, posterior temporal resection was performed, vagal nerve stimulation (VNS) was applied and barbexaclone 25 mg/day was added. Five months after the application of VNS, the patient died with diagnosis of probable SUDEP. These 2 cases of probable SUDEP may contribute to increased awareness of SUDEP and its features among neurologists.

9.
Karotis Arter Diseksiyonuna Sekonder 'Limb Shaking': Olgu Sunumu
Limb Shaking Secondary to Carotid Artery Dissection: Case Report
Özdem Ertürk, Ayşegül Gündüz, Seher Naz Yeni, Naci Karaağaç
doi: 10.14744/epilepsi.2016.81300  Sayfalar 129 - 131 (225 kere görüntülendi)
‘Limb Shaking’ üst veya alt ekstremitelerin, istemsiz, ritmik veya disritmik, geçici ve genelde kaba olan titreme hareketidir. Burada ani başlangıçlı sol taraflı uyuşma ve güçsüzlük yakınması ile başvuran; öyküsünde bir ay öncesinde de sol kolunda titreme hareketi sonrasında gelişen benzer bir geçici atağı olan 47 yaşında bir erkek hasta sunulacaktır. Kraniyal manyetik rezonans görüntülemesinde multipl akut ve subakut enfarktları saptanan hastanın serebral anjiyografisinde karotis arter diseksiyonu saptanmış olup oral antikoagülan tedavi ile takibe alınmış ve altı aylık izlemde yeni yakınma gözlenmemiştir. ‘Limb shaking’ karotis arter hastalığının bir belirtisi olup ciddi enfarktlar ile sonuçlanabilmektedir. Nadir karşılaşılan bu semptomun tanınması, vasküler olaya uygun tedavi başlanması açısından önem taşımaktadır.
Limb shaking is involuntary, rhythmical or dysrhythmical, transient, and usually coarse trembling or shaking of upper or lower extremities. Described in this report is a 47-year-old male patient who presented with sudden onset left-sided paresthesias and weakness. He had a similar episode with shaking movements of left arm followed by transient weakness and paresthesias 1 month before presentation. He had multiple acute and subacute infarctions on cranial magnetic resonance imaging (MRI). Cerebral digital subtraction angiography (DSA) revealed calibration changes and irregularity of the right internal carotid artery compatible with dissection and oral anticoagulant therapy was administered. The patient was followed for 6 months under effective oral anticoagulant therapy without appearance of any new symptoms. Limb shaking is a symptom of carotid artery disease (CAD) that can lead to severe cerebral infarction. It is important to recognize this unusual symptom in order to begin appropriate treatment of the ischemic event.



Hızlı Arama





 
Copyright © 2017 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale