ISSN 1300-7157 Anasayfa | İletişim      

Cilt : 24      Sayı : 1       Yıl: 2018

Epilepsi: 13 (1)
Cilt: 13  Sayı: 1 - 2007
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Epilepsi ve Askerlik
Epilepsy and Military Service
Semai Bek, Zeki Gökçil Gökçil
Sayfalar 12 - 16 (4093 kere görüntülendi)
Yapılan çalışmalarda Türkiye’de epilepsi prevalansı 7-12.2/1000 olarak bulunmuştur. Ortalama prevalans 10/1000 olarak kabul edilirse 2000 yılı nüfus sayımına göre, askerlik çağında bulunan erkeklerin yaklaşık 115.000’i epilepsi hastasıdır. Erkekler için ülkemizde zorunlu olan askerlik hizmeti için epileptik hastalar hakkında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Sağlık Yeteneği Yönetmeliği (SYY)’ne göre karar verilmektedir. Askerliğe elverişli olanlar; sağlık yetenekleri bakımından hiçbir hastalık ve arızası bulunmayanlar ile hastalık ve arızaları, hastalık ve arızalar listesinin “A” dilimine girenlerdir. Askerliğe elverişli olmayanlar ise hastalık ve arızaları, hastalık ve arızalar listesinin “B ve D” dilimlerine girenlerdir. Epilepsiler, TSK SYY’nin 12. maddesi ile değerlendirilir.
The prevalence of epilepsy was found 7-12.2 of 1,000 for Turkey. As the mean prevalence accepted is 10/1000, according to Turkish population census 2000, about 115.000 epilepsy patients are found in the military service age among men. Military convenience for epilepsy patients who are obliged to serve is determined according to Turkish Armed Forces Health Capability Ordinance (TAFHCO). Men having no disease or sequel; having disease or sequel included in the “A” category of disease and
sequel list are considered “convenient for service”. “Not convenient for service” are the ones having diseases or sequels which are implicated in “B” or “D” categories. Epilepsies are interpreted in the 12th article of TAFHCO.

2.
Fokal Epilepsili Hastalarda Cinsel İşlev Bozuklukları
Sexual Dysfunction in Focal Epilepsy Patients
Gülengül Torun, İpek Midi, Kadriye Ağan, Duygu Biçer, Canan Aykut Bingöl
Sayfalar 17 - 20 (2663 kere görüntülendi)
AMAÇ: Epilepsi hastalarında cinsel işlev bozuklukları sıktır. Bu organik nedenlere bağlı olabileceği gibi, psikolojik ve sosyal nedenlerden de kaynaklanabilir.
YÖNTEMLER: Epilepsi Polikliniği’nde takip edilen fokal epilepsili 15 kadın ve 15 erkek hastaya onayları alındıktan sonra Hamilton Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği ve Arizona Cinsel Deneyimler Ölçeği (ASEX) uygulandı. Major depresyon ve anksiyete bozukluğu ve cinsel işlev bozuklukları ile lezyon lokalizasyonu ve politerapi arasındaki ilişkiler incelendi.
BULGULAR: Kadın hastalarımızın %73,3’ünde (11/15), erkek hastalarımızın %46,6’sında (7/15) cinsel işlev bozukluğu bulundu. Depresyon ve anksiyete görülen hastalarımızda cinsel işlev bozukluğu daha fazlaydı. En sık mezial temporal sklerozu bulunan hastalarda cinsel işlev bozukluğuna rastlandı.
SONUÇ: Almakta oldukları antiepileptik ilaçların monoterapi veya politerapi oluşunun cinsel işlev bozukluğu üzerine etkisi bulunmadı.
OBJECTIVE: Sexual dysfunction is frequently seen in epileptic patients. Organic and/or psychological and social causes play a role in the etiology.
METHODS: Thirty patients (15 male, 15 female) from the outpatient epilepsy clinic of Hospital were involved in the study, after informed consent was obtained. In all patients, Hamilton Depression Scale, Hamilton Anxiety Scale and Arizona Sexual Experience Scale were performed. The relationship between depression, anxiety, sexual dysfunction, lesion localization and antiepileptic treatment were evaluated.
RESULTS: Sexual dysfunction was found in 73.3% of female and 46.6% of male patients. Sexual dysfunction was more commonly seen in patients with depression and anxiety. Also, patients with mesial temporal sclerosis had more common sexual dysfunction.
CONCLUSION: Monotheraphy or politherapy had not an effect on sexual dysfunction.

3.
Vagal Sinir Stimulasyonunun Nöbetler, Bilişsel İşlevler ve Duygudurum Üzerine Etkileri
The Effects of Vagus Nerve Stimulation on Seizure, Cognition and Mood
Gülengül Torun, İpek Midi, Kadriye Ağan, Sennur Zaimoğlu, Canan Aykut Bingöl
Sayfalar 21 - 24 (1859 kere görüntülendi)
AMAÇ: Vagal sinir stimulasyonu (VNS), özellikle ilaca dirençli parsiyel başlangıçlı nöbetleri olan hastalarda bir tedavi alternatifi olarak uygulanabilen bir tekniktir. Antiepileptik ilaçlarla etkileşmemesi, herhangi bir sistemik yan etki ya da kognitif kötüleşmeye neden olmaması, VNS takılan hastalarda nöbet sıklığında ve şiddetinde azalmanın gözlenmesi kullanım sıklığını yaygınlaştırmıştır. Antiepileptik ilaçlara düşük toleranslı hastalarda da iyi bir tedavi alternatifi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada dirençli epilepsi olan 9 VNS hastamız, nöbet sıklığı ve ilaç rejimi açısından incelenmiş, nöropsikolojik test uygulanarak VNS’nin bilişsel fonksiyon, depresyon ve anksiyete üzerine olan etkilerine bakılmıştır.
YÖNTEMLER: Tüm hastalara detaylı nöropsiklojik testler yapılmış, depresyonlarının değerlendirilmesinde Hamilton depresyon ölçeği, anksiyete bozukluklarının değerlendirilmesinde ise Hamilton anksiyete ölçeği kullanılmıştır.
BULGULAR: VNS uygulandıktan sonra hastalarımızın %70’inin nöbetlerinde kısmi yada tama yakın bir düzelme saptanırken, nöropsikolojik testlerinde de sözel akıcılıkta, depresyonu olan hastalarımızın %57’sinde, anksiyete bozukluğu gösteren hastalarımızın %37’sinde iyileşme belirlendi.
SONUÇ: VNS uygulanan hastalarımızda hem nöbet kontrolü sağlanmış, hem de kognitif fonksiyonlar ve duygudurum bozukluklarınında düzelmeler kaydedilmiştir. VNS, maliyeti yüksek olmakla birlikte dirençli nöbetleri olan ve kognitif bozukluğu bulunan hastalarda tercih edilebilecek bir tedavi yöntemidir.
OBJECTIVE: Vagus-nerve stimulation (VNS) is a new treatment approach especially for the patients with partial onset epilepsy refractory to antiepileptic medications. It is getting a widespread usage because VNS does not interact with antiepileptic drugs and does not have cognitive and systemic side effects. Based on clinical observations, VNS decreases the frequency and severity of seizures. It is an alternative treatment even for patients who have poor tolerance of antiepileptic drugs. In this study, we reported the seizure frequency, antiepileptic drugs regime of 9 VNS patients and by the neuropyscological tests, we analyzed the effects of VNS on cognitive function, depression and anxiety.
METHODS: Detailed neuropsychological tests were applied in all patients. Hamilton depression scale was used for measurement of depresion and Hamilton anxiety scale was used for anxiety evaluation.
RESULTS: Partial or complete seizure control was achieved in 70% of patients, executive function and verbal fluency tests were improved after VNS. Depression and anxiety scores were improved in 57% and 37% of the patients, respectively.
CONCLUSION: The patients who were implanted VNS, both reduction of seizure and improvement on cognitive disfunction and mood disorders were accessed. Although VNS is an expensive treatment, it can be favored for the patients that have medically refractory epilepsy and cognitive dysfunction.

4.
Topiramat Kullanımının Beyinsapı İşitsel Uyartılmış Potansiyelleri Üzerine Etkisi
The Impact of Topiramate on Brainstem Evoked Potentials
Pınar Çe, Pınar Çoban, Reha Bilgin, Muhteşem Gedizoğlu
Sayfalar 25 - 28 (1639 kere görüntülendi)
AMAÇ: Antiepileptik ilaçların nörotoksik etkilerini göstermede beyinsapı işitsel uyartılmış potansiyalleri kullanılmaktadır. Topiramatın(TPM) beyinsapı işitsel yolları üzerine etkisi konusunda literatürde herhangi bir veri yoktur. Biz bu konuyu aydınlatmak
amacıyla epilepsili hastalarda TPM başlamadan önce ve yaklaşık üç ay sonra beyinsapı işitsel uyartılmış potansiyal(BİUP) ölçümü yaptık.
YÖNTEMLER: Çalışmamızda TPM grubu, Karbamazepin (CBZ) grubu ve kontrol grubu bulunuyordu. CBZ
grubunun BİUP değerlerini kontrol grubunun BİUP değerleri ile ve TPM grubunun ölçümleri ile kıyasladık. TPM tedavi öncesi, tedavi sonrası ölçümleri karşılaştırıldı.
BULGULAR: Hasta ve kontrol grubu olarak üç grubun yaşları benzerdi (sırasıyla p=0,29; p=0,92). TPM öncesi nöbet sayısı 10,38±8,63 iken yaklaşık 3,30±95 (min1,5 ay, maksimum 6) ay sonra nöbet sayısı 4,38±6,86 idi (p=0,001). TPM öncesi ile TPM sonrası BİUPlarda istatistiksel olarak fark saptanmadı (I.dalga için p=0,86; III.dalga için p=0,72;V.dalga için p=0,19; I-III interpik latansı(ipl) için p=0,97; III-V ipl için p=0,27; I-V ipl için p=0,38). CBZ grubu ile TPM grubu arasında anlamlı fark bulunamadı. CBZ grubunda I-IIIipl ve TPM grubu tedavi sonrası kontrol grubu ile kıyaslanınca I-V interpiklatansı anlamlı olarak uzun bulundu (sırasıyla p=0,03; p=0,0003).
SONUÇ: Sonuç olarak, epilepsi hastalarında beyinsapı işitsel iletimlerinde normale göre uzama bulunmuş ancak TPM’ın tedaviye eklenmesi bir fark yaratmamıştır. TPM nöbet kontrolü üzerine etkili ve beyinsapı işitsel yolları üzerine etkisiz bulunmuştur.
OBJECTIVE: The brainstem auditory evoked potentials (BAEP) have been used to determine the neurotoxicity of antiepileptic drugs. In the literature, there is no data about the effect of topiramate (TPM) on brainstem auditory pathways. We evaluated BAEP of patients with epilepsy before and after three months of TPM administration to clarify this subject.
METHODS: Our group consisted of TPM, carbamazepin (CBZ) and control groups. We compared the BAEPs of CBZ group with control, and TPM groups. We compared BAEPs of TPM group before and after TPM administration.
RESULTS: The ages of the patients and control groups in three groups were similar (p=0,29 and p=0,92). While the seizure frequency was 10,38±8,63 per month before TPM treatment and after 3,30±95 months treatment (min1, 5month, max 6months) it decreased to 4,38±6,86 per month (p=0,001). There was no statistical difference between the BAEPs of TPM group before and after therapy (for I.wave p=0,86; for III.wave p=0,72; for V.wave p=0,19; I-III interpeak latancy(ipl) p=0,97; for III-V ipl p=0,27; for I-V ipl p=0,38). There was no significant difference between CBZ and TPM groups. When comparing CBZ group with control group I-III ipl and TPM group with the control group I-Vipl was found to be longer (p=0,03; p=0,0003.
CONCLUSION: Brainstem auditory transmission was longer among patients with epilepsy; compared to control groups but in addition of TPM to the treatment caused no change in that TPM is shown to be effective on seizure frequency and have no effect on brainstem auditory pathways.

5.
Lipoid Proteinosis Epilepsi Birlikteliği
The Association of Lipoid Proteinosis with Epilepsy
Mehmet Güney Şenol, C. Onur Noyan, R. Erdem Toğrol, Halit Yaşar, Fatih Özdağ, E. Ece Boylu, Mehmet Saraçoğlu
Sayfalar 29 - 32 (1833 kere görüntülendi)
Lipoid proteinosis (LP) otosomal resesif geçişli deri ve muköz membranlarda hiyalin benzer madde depolanması ile karakterize nadir görülen metabolik bir hastalıktır. LP’nin ses boğukluğu, göz kapağında tomurcuklanmış papuler lezyonlar ve intrakranial kalsifikasyon olmak üzere üç tane kardinal bulgusunun olduğu belirtilmektedir. Kendini bildi bileli ses boğukluğu; bedeninin
değişik yerlerinde ortaya çıkan yaraların (yüz, kalça, sırtta) iyileştikten sonra iz bırakmasından ve dört yaşından beri olan
bayılmadan yakınan 20 yaşındaki erkek hastanın anne ve babası ikinci dereceden akrabaydılar. Babasının kuzeninde de benzer cilt yakınmaları vardı. Hastanın frontal bölgede skuamik, gövde ve sırtta hiperpigmente makuler postinflamatuar hiperpigmente lezyonlar vardı. Kranial MR incelemesinde sol paryetal bölgede sulkal yapılarında farklılık (polimicrogyria), frontal bölge deri punch biyopsi incelemesinde epidermisin hemen altında hafif derecede kabarıklığa sebep olmuş homojen soluk eozinofilik materyal, retiküler dermiste keratinize materyal ve kıl şaftına karşı gelişmiş yabancı cisim tipi granülom odakları bulunan LPtanısı konuldu. Öyküsünde seste boğukluk, deri lezyo nları gibi tipik bulguları olan epilepsi hastalarında oldukça nadir rastlanmakla birlikte lipoid proteinosis akla gelmelidir.
Lipoid proteinosis (LP) is an autosomal recessive rare metabolic disease characterized by hyaline-like depositions in the skin and mucous membranes. It has been reported that LP has three cardinal symptoms, namely hoarseness of voice, budding papular lesions on the eyelids and intracranial calcifications. The patient presented here was a 20 year old male has been having a hoarseness of voice and ulcerating wounds on different parts of body which left scars for a long time. He also complained from seizures since he was four. His mother and father were second degree relatives. A cousin of his father also had similar skin lesions. On examination, the patient had squamic lesions on face and hyperpigmented macular post-inflammatory hiperpigmented
lesions on his body and shoulder. Cranial MR investigation revealed sulcal variation on the left parietal region (polymicrogyria). Skin punch biopsy on the frontal region showed eosinophylic material causing mild swelling just below epidermis and keratinized material in reticular dermis plus foreign body reaction type granuloma foci formation against the hair shaft. A diagnosis of
lipoid proteinosis was made. Although, rare, a diagnosis of LP must be remembered in epilepsy patients with typical findings like a history of hoarseness of voice and papular skin lesions.

6.
İlk Epileptik Nöbetin Tanı ve Tedavisi: İtalyan Epilepsi Ligi Kılavuzu
Diagnosis and Treatment of the First Epileptic Seizure: Guidelines of the Italian League Against Epilepsy
Ettore Beghı, Giovanni De Marıa, Giuseppe Gobbı, Edvige Venesellı
Sayfalar 33 - 40 (3393 kere görüntülendi)
İlk epileptik nöbetin tanı ve tedavisi farklı deneyimdeki doktorlar tarafından yapılır. Beklendiği şekilde tedavideki heterojen yaklaşımlar, ortak bir tedavi yaklaşımına ihtiyacı da açıklamaktadır. Bu kılavuz, İtalyan Epilepsi Ligi üyesi bir grup uzman tarafından kanıta dayalı tıp ilkelerine uygun olarak hazırlanmıştır. Nöbetin ortaya çıkma durumu, klinik belirtileri ve nöbet sonrası dönemle ilgili aktif sorgulama yapılarak, nöbetin kesin değerlendirmesi gereklidir. Bilinç kaybı olan nöbetlerde, siyanoz, hipersalivasyon, dil ısırma, nöbet sonrası oryantasyon bozukluğu özel bir tanısal değere sahiptir. Laboratuvar testleri ve toksikolojik tarama, sadece metabolik veya toksik ensefalopati düşündüren durumların varlığında yapılmalıdır. Olaydan sonraki 10-20. dakikada saptanan, artmış prolaktin düzeyi jeneralize tonik-klonik veya parsiyel nöbetleri, psikojenik nonepileptik nöbetlerden ayırmada yardımcıdır. 6 aydan küçük bebekler hariç, BOS incelemesi sadece serebral infeksiyon şüphesi olduğunda önerilmektedir. Özellikle çocuklarda, nöbetten sonraki 24 saat içinde EEG yapılmalıdır. Uyanıklık sırasında EEG normal ise, uyku EEG’si önerilmektedir. Önemli bir yapısal lezyon şüphesinde ya da etiyoloji bilinmediğinde bilgisayarlı tomografi (BT) kesinlikle endikedir. Acilde magnetik rezonans görüntüleme (MRG) endike olmayabilir fakat tanıya yönelik araştırmada BT’ye tercih edilmelidir. Diğer tanısal testlerin (nöropsikolojik testler, ambulatuvar EEG, fonksiyonel MR
görüntüleme, SPECT ve PET) ilave katkıları henüz bilinmemektedir. Bu testler vakaya göre değerlendirilerek kullanılabilir. Akut semptomatik bir nöbet durumunda nedene yönelik tedavi önerilmektedir. Nöbet, status epileptikus özellikleri taşımadığı sürece semptomatik tedavi savunulamaz. Anormal EEG ve görüntüleme verileri olan hastalarda, nöbet tekrarının soysal,emosyonel ve kişisel etkileri değerlendirdikten sonra uzun dönem tedavi düşünülmelidir.
The diagnosis and treatment of a first epileptic seizure are made by physicians with different types of expertise. Heterogeneous patterns of care are thus expected, which explain the need for shared patterns of care. These guidelines were developed by a group of experts from the Italian League against Epilepsy (LICE) in accordance with the requirements of evidence-based medicine. An accurate assessment of the seizure is required, with active questioning about circumstances of occurrence, clinical manifestations, and postictal symptoms. For seizures with loss of consciousness, the presence of cyanosis, hypersalivation, tongue biting, and postictal disorientation has a
specific diagnostic value. Laboratory tests and toxicological screening should be performed only in the presence of circumstances suggesting a metabolic or toxic encephalopathy. Elevated prolactin levels 10–20 min. after the event help in differentiating generalized tonic-clonic or partial seizures from psychogenic nonepileptic seizures. Except for infants less than six months of age, CSF examination is recommended only when a cerebral infection is suspected. An EEG should be performed within 24 h. after a seizure, particularly in children. If the EEG is normal during wakefulness, a sleep EEG is recommended. A CT scan is strictly indicated when a severe structural lesion is suspected or when the etiology is unknown. MRI may not be indicated in the emergency room, but it should be preferred to CT as part of the diagnostic assessment. The added value of other diagnostic tools (neuropsychological tests, ambulatory EEG, functional MRI, SPECT, and PET) is as yet unknown. These tests may be used on a case-by-case basis. In the presence of an
acute symptomatic seizure, treatment of the cause is recommended. Symptomatic therapy is not justified unless the seizure has the characteristics of status epilepticus. Long-term treatment may be considered in patients with abnormal EEG and imaging data and after consideration of the social, emotional, and personal implications of seizure relapse.

7.
Epilepside Özürlülük ve Özürlülük Raporlarının Düzenlenmesi Süreci
Hikmet Yılmaz
Sayfalar 41 - 46 (10935 kere görüntülendi)
Epilepsi klinik yelpazesi geniş heterojen bir hastalıktır. Yelpazenin en solunda uygun tedavi ile nöbetsiz yada seyrek nöbet geçiren olgular yer alırken; yelpazenin en sağında ilaç tedavisine rağmen nöbetleri ısrar eden, motor-mental retardasyonun eşlik ettiği, sık nöbetlerin ve kadastrofik epilepsi tablolarının eşlik ettiği olgular bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre “Doğuştan yada sonradan edinilmiş; bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal yeteneklerdeki engeller nedeni ile toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan ve iş gücünün en az %40’ını kaybetmiş olduğu bir sağlık kurulu raporu ile belgelenmiş olan her birey” özürlüdür.1 Bu durumda %40 veya daha fazla iş gücü kaybına neden olacak ölçüde nöbet geçiren yada hastalığın olumsuz etkilerine maruz kalmış olan epilepsi hastaları etkilenme şiddetlerine göre değişen oranlarda özürlü kabul edilmektedir.2 Klinik yelpazede bulundukları yere göre bu olguların özürlülük oranları değişmekte, yelpazenin sağına gittikçe özürlülük oranı da artmaktadır.



Hızlı Arama





 

Copyright © 2018 Bu sitenin tüm hakları Türk Epilepsi İle Savaş Derneğine aittir.
 
LookUs & Online Makale